TEMEL HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLERDE GERİYE GİDİŞ KABUL EDİLEMEZ!
"Hâkim ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve KHK'larda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi"nin 21. Maddesi ile CMK'nın 116. Maddesinde yer alan "somut delillere dayalı kuvvetli şüphe" ibaresi kaldırılarak oldukça muğlak ve güvenliksiz bir ifade olan ve şubat ayında kaldırıldığında takdirle karşılanan "makul şüphe" ifadesi tekrar CMK'ya konulmaya çalışılmaktadır.
Buna göre daha 8 ay önce yani 21.02.2014 tarihinde değiştirilen CMK 116. Maddesi tekrar olduğu gibi eski haline döndürülmeye çalışılmaktadır. Böylece kolluk tarafından kişilerin üst, eşya, konut, işyeri ya da sahibi olduğu diğer yerlerinde arama yapılabilmesi için 'somut delillere dayandırılmış kuvvetli bir şüphe' gerekmeyecek, ne olduğu belli olmayan 'makul bir şüphe' yeterli olacaktır. Bu kadar muğlak ve kolluğa çok geniş arama yetkisi veren bu kanun maddesi hukuk güvenliğini zedelemektedir. Yine kanunların çok sık, hem de temel haklar aleyhine değişmesi hukuka olan güveni daha da sarsmaktadır. Üstelik bu değişikliğe neden ihtiyaç duyulduğu bile topluma gereği gibi izah edilmemiştir. Kanun gerekçesinde de mevcut halin uygulamada ortaya çıkardığı güçlükler yanında, kurumun amaç ve işlerliğini zayıflatmasından bahsedilmiş olup bu basit ve inandırıcılıktan uzak gerekçe ile kanunun eskiye döndürülmesi kabul edilemez bir durumdur. Üstelik kanunun mevcut halini düzenleyen gerekçede "Şüpheli ve sanıkların temel hak ve özgürlüklerinin korunması için önemli bir güvence sağlanmakta ve aramanın uygulanabilmesi bakımından tutuklama müessesesinde olduğu gibi somut delillere dayalı kuvvetli şüpheye yer verilmektedir." denildiği düşünüldüğünde, temel hak ve özgürlükler açısından nasıl bir geri gidiş yaşanacağı ortaya çıkmaktadır.
Yine aynı tarihli, 6526 sayılı Kanunla, o güne kadar el koyma kararının çok kolay ve geniş verildiği, somut gerekçelerden de yoksun olduğu gerekçesiyle CMK m.128 kapsamında el koymanın şartları ağırlaştırılmış ve ağır ceza mahkemesinin oybirliği ile, bu kararı verebileceği yasa metnine eklenmiş idi.
Ayrıca aynı kanunla, telefon dinleme tedbirine karar verme yetkisi ağır ceza mahkemesinin oybirliği ile alacağı karara bağlanmıştı. Hatta içeriği bilinmeyen, yalnızca kimin kiminle, nerede, ne zaman, ne kadar süre ve sıklıkta konuştuğunu veya mesajlaştığını gösteren, uygulamada “HTS raporu” olarak bilinen “iletişim tespiti” adlı kayıtların Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan, gerek soruşturma ve gerekse kovuşturma aşamalarında alınması da, ağır ceza mahkemelerinin oybirliği ile alacağı kararla mümkün olacağı hükmü getirilmişti.
Ancak tüm bu kazanımlardan geriye gidiş niteliğinde bir yasa değişikliği meclis gündemindedir. Hükümetin kendisine karşı yapılmış operasyon olarak nitelediği hareketlere karşı kendisini korumaya almak için çıkardığı yasalar, tehlike geçti düşüncesi ile geriye gidiş niteliğinde değiştirilmektedir. Bizleri endişeye sevk eden nokta ise hükümete karşı muhalif konumundaki sade vatandaşların, kamu gücünün bu kadar genişletilen yetkilerinin baskısından, oluşturacağı ihlallerden nasıl korunabileceği ve ne kadar savunmasız kaldığıdır.
Yine son yasa tasarısı ile avukatın dosyayı inceleme yetkisi de, soruşturmayı tehlikeye düşürebilecek ise kısıtlanabiliyor. Türkiye koşullarında bunun da istisnai bir uygulama olarak kalmayabileceği ve kutsal olan savunma hakkını kısıtlayabileceği ihtimali aklımıza gelmektedir. Hâlbuki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına göre, soruşturmanın gizliliğinin savunmayı kısıtlamaması ve “silahların eşitliği” ilkesine aykırı davranılmaması gerektiği benimsenmiştir.
Polis Vazife ve Salahiyet Yasasındaki silah kullanma yetkisine ilişkin maddenin değişmesine dönük, MAZLUMDER'in iki yıldır sürdürdüğü kampanya ortadadır. Uygulamada polis kurşunu ile ölen 170 sivil insanın ve ailelerinin mağduriyetine karşı, “direndi veya kaçtı” bahanesiyle polis kolayca silahına davranabiliyor ve bu gücü yasanın 16. maddesinden alıyorken, buna dönük hiçbir çalışmayı başlatmayan siyasi iradenin, çok ciddi bir kamu menfaati ve ihtiyacı varmış gibi, kişilerin mahrem alanları dâhil her şeyinin aranmasına ilişkin olarak “somut delil” gibi hukuki güvenliği sağlayan bir kayıttan, “makul şüphe” gibi muğlak bir kayda geçmek istemesi, mala el koymayı, telefon dinlemeyi kolaylaştırması, savunma hakkını kısıtlayacak düzenlemeler yapması, kabul edilebilir bir durum değildir.
Devlet güvenli bir ortamda yaşamak için bir kısım özgürlüklerimizden vazgeçerek oluşturduğumuz bir hizmet aygıtıdır. Her şey ona feda edilebilecek kutsal bir varlık değildir. Dokunulmaz olan insanların canı, malı, namusu, dini ve fikridir. Temel Haklar ve Özgürlükler lehine iyileştirme ve daha ileri düzenlemeler beklerken, geriye gidiş anlamındaki bu aleyhe düzenlemeden vazgeçilmelidir.
Kamuoyuna saygıyla arz ederiz.
Mehmet Arif Koçer
MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı