MAZLUMDER olarak 17. Dönem 7. GYK toplantımızı Mardin'de gerçekleştirdik. Toplantıda Türkiye'de, bölgemizde ve dünyada yaşanan hak ihlalleri ve MAZLUMDER'in yaşanan hak ihlallerine karşı mücadelesi ele alındı.
Toplantının sonunda Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da gerçekleşen okul saldırılarından Gazze'de devam eden soykırıma, ABD ve İsrail tarafından oluşturulmaya çalışılan "yeni haydut dünya düzeni"nden Kürt meselesine çeşitli başlıklara değinen basın açıklaması Genel Başkanımız Kaya Kartal tarafından MAZLUMDER GYK üyeleri adına okunmuştur.
Açıklamanın Tamamı:
YENİ HAYDUT DÜNYA DÜZENİNE KARŞI MARDİN’DEN SESLENİŞ
MAZLUMDER Genel Yönetim Kurulu, medeniyetlere beşiklik etmiş; farklı din, dil ve etnik kimlik sahibi insanların yüzyıllardır bir arada huzurla yaşadığı kadim şehir Mardin’de toplanmıştır. Son dönemlerde bölgemizde ve Türkiye’de yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerimizi Mardin’den de seslendirmek ve kamuoyunun ilgisine sunmak maksadıyla bu açıklamayı yapıyoruz.
Öncelikle son birkaç günde yaşanan okul saldırılarına ve yaşam hakkı ihlallerine değinmek istiyoruz.
Ortaya çıkan tablo; oyun çağından itibaren zorunlu eğitim adı altında dayatılan, her bir çocuğun farklı bir dünya olduğu gerçeğinden yoksun, farklı ilgi, algı, yetenek ve hayal dünyalarına sahip çocukların kalabalık sınıflarda tek tipleştirilmeye çalışıldığı; ailelerin ideolojisi ve yaklaşımları yok sayılarak dünyadan ve gerçek bilgiden uzak, çağ dışı bir ideolojiye dayanan tek tip müfredatla Tevhid-i Tedrisat adı altında dayatılan eğitim sisteminin çöküşünün resmidir. Bu resim eğitim öğretim iddiasıyla yola çıkan devletin yaşam hakkını dahi garanti altına alamadığını hepimize göstermektedir.
Bu vesileyle vefat eden bütün öğrencilerimize ve öğretmenlerimize Allah’tan rahmet diler, yakınlarına ve ailelerine sabır ve başsağlığı dileriz. Umarız ki benzer acılar bir daha yaşanmaz ve eğitim-öğretime dair köklü, kalıcı, ideolojik dayatmalardan uzak ve gerçekten çocuklarımızın menfaatini önceleyen tedbir ve düzenlemelerin önü açılır.
İkinci olarak, Gazze soykırımı ve İran’a yönelik saldırılara değinmek istiyoruz.
İşgalci İsrail apartheid rejimi 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren, Gazze’de insanlık dışı saldırılar gerçekleştirmiş, eşi görülmemiş bir soykırım suçu işlemiştir. Soykırım suçu için aranan unsurların sadece birisini değil tamamını farklı yollarla icra eden işgalci rejim, Gazze yanında Lübnan, Suriye, İran, Katar ve Yemen ülkelerine de saldırılar gerçekleştirmiştir.
Çoğu kadın ve çocuk on binlerce sivilin katledilmesi, şehirlerin altyapısının sistematik biçimde yok edilmesi ve halkın açlıkla teslim alınmaya çalışılması, uluslararası toplumun gözleri önünde ve canlı yayınlar eşliğinde gerçekleşmiştir. Bu süreçte özellikle kadınlar ve çocuklar hedef alınmış, sağlık çalışanları, gazeteciler, insani yardım, Kızılay ve BM çalışanları katledilmiş, eğitim ve sağlık sistemleri çökertilmiştir. İşgalci İsrail aynı zamanda Gazze’ye abluka uygulayarak açlığı bir soykırım aracı olarak kullanmış, ateşkes anlaşmasına rağmen bu uygulamalarını devam etmiştir.
Tüm bu hukuksuzlukların yanında geçtiğimiz günlerde İsrail parlamentosu, yalnızca Filistinli tutsaklara uygulanacak “hukuk görünümlü” idam kanununu onaylamıştır. İnsanlık tarihine kara bir leke olarak geçecek olan bu yasa, uluslararası hukukun en temel ilkelerini, insan hakları müktesebatını ve insancıl hukuku açıkça ihlal eden bir apartheid rejim pratiğidir.
Diğer yandan, ABD tarafından BM güvenlik konseyine sunularak geçirilen, ABD’nin tek belirleyici olduğu, veto yetkisini tek başına Trump’a veren, barış kurulunda soykırımcı İsrail’in yer aldığı ancak Filistin’in yer almadığı barış planının, Gazze’de barışı sağlayamayacağı açıktır. Filistin’in egemenlik haklarını görmezden gelen bir kurulun meşruiyeti olamaz. Gazze için oluşturulan yürütme kurulunda Filistinlilerin bulunmaması ve istikrar gücü komutanlığına ABD’li bir generalin başkanlık edecek olması; “barış planı adı altında Gazze insansızlaştırılacak mı? İşgal kalıcı hale mi getirilecek?” gibi soruları akla getirmektedir. Filistin halkının egemenlik hakkını tanımayan, işgalci İsrail’in işgalini sona erdirmeyecek hiçbir anlaşma gerçekten barışı sağlayamayacak ve bölgeyi istikrara kavuşturamayacaktır.
Bu vesileyle hatırlatmak isteriz ki İsrail soykırımına ve Gazze ablukasına dikkat çekmek amacıyla organize edilen, farklı ülkelerden katılımcıların bulunduğu Sumud Filosu Barcelona’dan harekete geçmiştir. MAZLUMDER olarak; devletlerin suskunluğuna karşı halkların vicdanının ayağa kalktığını gösteren, zulme karşı sessiz kalmayan bir dünyanın hâlâ mümkün olduğunu kanıtlayan Sumud filosunu selamlıyor ve destekliyoruz.
İran’a yönelik saldırılarla birlikte tekrar görülmektedir ki ABD, emperyalist politikalarıyla tarih boyunca farklı coğrafyalarda sürdürdüğü rejim değiştirme ve egemenlik haklarını yok sayma pratiklerini; savaş suçlarını ve hukuk tanımazlığını devam ettirmek istemektedir.
Japonya’da milyonların ölümü veya sakat kalmasına neden olan atom bombası kullanılması, Vietnam’da sivillere yönelik kimyasal silah kullanımı ve kitlesel katliamlar, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Irak ve Afganistan’ın işgal edilmesi, milyonlarca sivilin ölümüne, mülteci krizlerine ve bölgesel istikrarsızlığa yol açmıştır. Venezuela ve Küba gibi ülkelerde siyasi müdahaleler ve uygulanan ekonomik yaptırımlar halkların temel yaşam hakkını yok sayan saldırılar niteliğindedir. Bu örnekler, ABD’nin küresel ölçekte “güçlünün hukuku”nu dayatarak uluslararası düzeni sürekli zedelediğini göstermektedir.
Son olarak işgalci İsrail tarafından yönlendirilen ABD, İsrail ile birlikte hiçbir hukuki gerekçe olmadan haydutça, İran’a da saldırmıştır. İran’a yönelik saldırılarda sivillerin ve özellikle çocukların hedef alınması, hayati önemi haiz alt yapının yok edilmesi insanlık suçudur. Savaş adı altında yürütülen bu saldırganlığı kınıyoruz. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında savaşa ilişkin uluslararası sözleşmelerde hedef alınması yasaklanan okullar, hastaneler, ibadethaneler ve sivil yerleşim yerleri ayrım gözetilmeksizin bombalanmış; çocuklar, kadınlar ve masum siviller katledilmiştir. Müzakere süreci devam ederken gerçekleştirilen saldırılar, meselenin İran’ın nükleer kapasitesi olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Asıl hedefin, İsrail’in bölgesel çıkarlarını korumak, İran’da rejim değişikliğini zorlamak ve ülkenin savunma kapasitesini zayıflatarak enerji kaynaklarına el koymak olduğu aşikardır. Müzakereler devam ederken yapılan saldırı diplomasi tarihi açısından kara bir sayfa olarak tarihteki yerini almıştır. Artık ne uluslararası sözleşmeler ne uluslararası kurumlar ne de diplomatik mekanizmalar bu saldırganlığı dizginleyebilmektedir.
Bugün karşımızda duran gerçek, “yeni haydut dünya düzeni”dir. Bu düzen, gücü hukukun yerine koymaktadır. Trump yönetiminin temsil ettiği bu anlayış, uluslararası sistemi zehirlemekte; devletlerin egemenlik haklarını yok saymakta, insanlığın temel değerlerini ortadan kaldırmaktadır. Sessizlik, zulme ortak olmak anlamına gelmektedir. Küresel barış ve adalet arayışı, ancak bu tür işgallere karşı kararlı ve birleşik bir tutumla mümkün olabilir. Vicdan sahibi tüm devletler, kurumlar ve bireyler, bu insanlık dışı uygulamalara karşı sesini yükseltmek ve gerçek bir düzenin yeniden inşası için adım atmak zorundadır.
Son olarak Türkiye’de yürütülen ve ümitvâr olduğumuz yeni çözüm süreciyle alakalı kanaatlerimize yer vermek istiyoruz.
Dünya böylesi bir haydutluk düzeninin pervasızlığına sahne olurken Türkiye’nin bir yıldır yürüttüğü yeni çözüm süreci, silahlı çatışmaların olmadığı, sorunların çözümlerinin konuşulabildiği bir süreci başlatması açısından değerlidir. Emperyalist ülkeler tarafından, İsrail’in güvenliği için bölgenin istikrarsızlaştırılmaya, ülkelerin zayıflatılmaya çalışıldığı bir ortamda Türkiye'nin iç barışını tahkim etmesi, bölgesel barışın sağlanması açısından kritik bir öneme sahiptir.
TBMM Başkanlığı bünyesinde kurulan komisyon tarafından ciddi bir aşamaya getirilen sürecin başarıyla nihayete ermesi temennimizdir. Komisyon görevini yaparak süreçle ilgili raporunu hazırlamış kamuoyuyla paylaşmıştır. Gelinen aşamada açıktır ki sürecin kesintiye uğramadan devam etmesi için temel bazı konularda yasal adımların atılması gerekmektedir. Gecikmeden gerekli irade ortaya konulmalı ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
MAZLUMDER olarak çözüm sürecinin başarıyla sürdürülmesini; çatışmaların sona ereceği, sivil siyasetin önünün açılacağı, yaşadığımız bazı temel sorunların adalet ve insan hakları merkezli çözümünün kolaylaşacağı bir anahtar olarak görüyoruz. Sürecin başarıyla sonuçlandırılmasına dair beklentimizi ifade ediyor ve bunun topluma karşı açık bir sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.
MAZLUMDER Genel Yönetim Kurulu
Adına
Genel Başkan Av. Kaya Kartal