Basın Açıklamaları

Devletlerarası Siyasi Konjonktürün Değişmesi, Mültecilerin Hukuksuz İadeleri İçin Gerekçe Olmamalıdır

Devletlerarası Siyasi Konjonktürün Değişmesi, Mültecilerin Hukuksuz İadeleri İçin Gerekçe Olmamalıdır
Son dönemlerde Mısır Devleti ile ilişkilerin gelişmesi, atılan diplomatik adımlar ve imzalanan iş birliği anlaşmaları, ülkemize sığınan ve yıllarca misafir ettiğimiz sığınmacı ve siyasi muhalifler için endişe verici hak ihlallerine ve belirsizliklerle dolu bir sürece dönüşmektedir.

Bilindiği üzere 2013 yılında Mısır'da Mursi yönetimi askeri darbe ile devrilmiş, sonrasında başlayan gösterilerde binlerce sivil katledilmiş, binlercesi de zulüm, işkence ve idam tehdidi karşısında ülkelerini terk etmek zorunda kalmıştı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yaşanan süreci "askeri darbe" olarak teyit etmiş ve demokratik iradenin yanında durmuştu. Bu tutum doğrultusunda ülkemiz, yıllardır binlerce Mısırlıya ev sahipliği yapmaktadır.

Ne var ki son dönemlerde Mısır Devleti ile ilişkilerin gelişmesi, atılan diplomatik adımlar ve imzalanan iş birliği anlaşmaları, ülkemize sığınan ve yıllarca misafir ettiğimiz sığınmacı ve siyasi muhalifler için endişe verici hak ihlallerine ve belirsizliklerle dolu bir sürece dönüşmektedir. Birçok Mısırlı muhalifin vatandaşlıkları iptal edilmekte, ikamet izni talepleri reddedilmekte, hatta zaman zaman bazı kişiler "tahdit kodu" adı verilen idari engeller aracılığıyla yargı denetiminden kaçırılıp keyfi ve hukuka aykırı biçimde sınır dışı edilmektedir. Derneğimizce daha önce yapılmış çalışmalar, bu kodların menşei ülkelerin sunduğu listeler esas alınarak hazırlandığını, buralardan gelen listelerin çoğu zaman sorgusuz sualsiz işleme konduğunu ortaya koymaktadır. Oysa menşei ülkenin “terör şüphelisi” diye kodladığı kişi, dost ve güvenli liman görerek ülkemize sığınmış, sıkıntılı bir durum olmadığı için de başvurusu kabul edilmiş aynı kişidir.

Basına da yansımış olan “Mısırlı muhalif Ali Abdelwanees'in iadesi vakıası”, endişelerin ne denli yerinde olduğunun açık bir göstergesidir. İade sonrası Abdelwanees'in işkence altında çekildiği anlaşılan görüntüleri Mısır devlet televizyonları tarafından servis edilmiş, adeta Türiye’nin "mazlumların sığınağı" olma iddiası sınanmıştır. Daha önce de aynı şekilde iade edilen Muhammed Abdulhafız Hüseyin’den bir daha haber alınamamış olması, karşımızda duran tablonun tek bir vakadan ibaret olmadığını göstermekte, sistematik bir tehlikenin varlığına işaret etmektedir.

Zikredilen örnekler, hukuk devleti ile uluslararası hukuk ilkelerinin diplomatik ilişkilerin gölgesinde kalmaması gerektiğini acı bir şekilde göstermektedir. Reel politik sebepler, zulümden kaçarak bize sığınan insanların iadesi için hiçbir zaman geçerli bir gerekçe teşkil edemez. Türkiye'nin taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi; hiç kimsenin siyasi görüşü ya da mensup olduğu sosyal grup nedeniyle zulüm görme tehlikesiyle karşılaşacağı yerlere iade edilemeyeceğini mutlak biçimde güvence altına almaktadır. 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 4. ve 55. maddeleri bu ilkeyi iç hukukumuzda da açıkça düzenlemiştir. Söz konusu güvenceler, devletlerin diplomatik tercihlerinden bağımsız olarak uymaları zorunlu olan kurallardır.

Mısır'da darbe sonrasında süregelen sistematik işkence, keyfi tutuklamalar ve infazlar bütün bağımsız kurumlarca belgelenmiş, Bedir Cezaevi başta olmak üzere pek çok tesiste siyasi tutukluların en temel insani ihtiyaçlardan mahrum bırakıldığı, ağır bedensel ve psikolojik baskıya maruz kaldığı ortaya çıkarılmıştır. Bu koşullar altında Mısır'a iade, yeni Boraltan köprüleri kurmaktan başka bir mana ifade etmeyecektir. Boraltan köprüsünde, Türkiye'ye sığınan 195 Azerbaycan askeri Sovyetler’e iade edilmişti. Bu örnek toplumun vicdanında lanetle anılan bir yaradır; bu yaraya başka yaralar eklenmemelidir. Tarihin bugün atılan adımları da kayıt altına aldığı unutulmamalıdır. 

MAZLUMDER olarak, -Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve ilgili tüm makamları hukuk devleti ilkesine sadık kalmaya, -Tahdit kodu uygulamalarının yargı denetimine açık, şeffaf ve hukuka uygun biçimde yürütülmesini sağlamaya, -İşkence ve ölüm riski altında bulunan hiçbir insanı yeni Boraltan köprülerinde menşe ülkesine geri göndermeme konusunda tavizsiz bir duruş sergilemeye çağırıyoruz.