BASINA VE KAMUOYUNA-10 ARALIK 2008<!--?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /-->
10 Aralık tarihi, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin kabul ve ilan edildiği tarihtir. Bugün itibariyle insan hakları örgütlerince verilen mücadele ve pratikler göstermiştir ki Türkiye toplumu, insan hakları bilinci açısından kendi politik ve bürokratik kadrolarından daha ilerde olup, hak ve özgürlükler açısından daha özgür, daha müreffeh bir Türkiye özlemindedir.
Son dönemde yaşanan gelişmelere baktığımızda insan hakları açısından çok olumlu gelişmeler göremiyoruz.
Ülkemiz halen otoriter nitelikli, insanı-yurttaşı merkezine almayan, güvenlikçi devlet modelinin tipik örneği olan 12 Eylül darbe anayasasından ve zihniyetinden kurtulabilmiş değildir. Cari devlet sisteminden beslenen kesimler, her türlü değişim ve gelişim taleplerini örseleyerek Türkiye'nin demokratikleşme sürecini geriye götürmeye devam etmektedirler. Türkiye'nin çeşitlilik, çoğulculuk ve çok kültürlülük alanında bütün özgürlükleri teminat altına almış, sivil ve demokratik bir anayasa ihtiyacı gün geçtikçe kendini daha çok hissettirmektedir.
Kürt sorununun barışçıl yöntemler geliştirilerek, sivil ve özgür siyasetçiler, aydınlar ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla çözülmesi gerekirken, ülkede güdülen şiddet yanlı politikalar ortamı germeye devam etmektedir. Bölgede gerginlik ve çatışmalar devam ederken başta başbakan olmak üzere birtakım devlet yetkilileri tarafından "vatandaş kendini savunuyor" diye teşvik edilen batı illerimizdeki gösteriler, birçok ilde Kürt vatandaşlarımızın ev ve işyerlerinin kundaklanma ve yağmalanmasına dönüşmüştür. Ayrıca, şiddet yanlı politikaların medyatik kanallarla teşvik edildiği geçtiğimiz yılda, çözüm yollarının tıkandığını gözlemlemek insan hakları açısından umut kırıcıdır.
Düşünce özgürlüğü alanında farklı kesimlerden gazetecilere ve aydınlara verilen cezalar düşünce özgürlüğü açısından ülkedeki olumsuz gelişmelerin devam ettiğini göstermektedir.
Türkiye'de daha da kötüleşen bir başka ihlal alanı ise din ve vicdan özgürlüğü alanıdır. Anayasa Mahkemesinin başörtüsü ile ilgili verdiği karar, ülkedeki ayırımcı politikaların ibretlik hale geldiğinin son göstergesidir. Başörtüsü ile ilgili hiçbir alan farkı gözetilmeksizin sınırsız özgürlüklerin sağlanması gerekmekte ve ülkede yaşanan bu ayıp ve küçük düşürücü muamelelere derhal son verilmelidir.
Azınlık hakları konusunda toplumda gerginliğin devam etmesi sorunların çözümünü zorlaştırmaktadır. Azınlıkların farklı mezhebi ve cemaatsel yapılanmaları ve ibadet özgürlükleri kısıtlanmamalıdır. Ayrıca tarihten beri Alevi vatandaşların sorunlarına duyarsız kalan kamu otoritesinin, ilgili talepleri bir an önce karşılaması ve özgürlüklerini tesis etmesi gerekmektedir.
Yapılan anketlerde vatandaşlarda hà sıl olan yargının siyasallaştığı kanaati, mevcut yargı sisteminin vatandaşın elinden tutup adalete ulaştırma işlevinden uzaklaştığını ve sistemi koruyup kollama işlevine büründüğünü göstermektedir. Kamuoyunda pek bilinmese de AİHM kararları sonucu Türkiye yüksek tazminat rakamları ödemeye devam etmektedir. Yargının siyasallaşmasının bedelini sorumlular yerine halkın tümü ödemektedir.
Polis vazife ve salahiyetleri kanununda yapılan değişiklikler sonucu, yetkilerin arttırılmasının insan haklarını zedeleyebileceğini sürekli belirtmemize rağmen, kanun halen yürürlüktedir. Belirgin bir şekilde artan gözaltında ölüm ve işkence vakaları, zanlı takibinde orantısız güç kullanımları birçok ölümlü vakaya yol açmıştır. İnsan hakları derneklerinin uyarılarının dikkate alınmaması ve güvenliği önceleyen bir anlayışın, güvenlik güçleri eli ile çok çabuk hak ihlallerine zemin hazırladığını açıkça ortaya çıkarmaktadır.
Farklı kesimlerden sivil toplum örgütlerine yönelik baskılarda artışlar görülmüştür. Ayrıca siyasal temsilin önlenmesi anlamına gelen parti kapatma davalarına biran önce son verilmeli, siyasal partiler kanunu demokratik ve adil bir yapıya büründürülerek parti mezarlığına dönüşen ülkemiz derhal bu ayıptan kurtarılmalıdır. Batman olarak unutamadığımız bir diğer konu ise seçilmiş milletvekili ve belediye başkanına halkın gözü önünde yapılan saldırının cezasız kalmasıdır.
Basın özgürlüğü, tekelleşen ve kartelleşen medyada sorumsuz icraatlar oluşmasına yol açmaktadır. Medyanın izlenme kaygısı ile kişilerin özel hayatını deşifre etmesi, insan onuru ile bağdaşmamakla beraber birçok adli vakanın ortaya çıkmasını sağlamaktadır.
Mülteci hakları genellikle toplumun gündeminde olmasa da artan bir oranda belirgin insan hakları ihlallerine yol açmıştır. Türkiye'nin ve ilimizin ilticada geçiş merkezi olmasından dolayı insan ticaretinin tüm yüz kızartıcı örnekleri meydana çıkmıştır. Türkiye'de çeşitli kamplarda yaşayan mülteciler belirsizlikten kurtarılıp gayri insani yaşam koşullarından kurtarılmalıdır. Tabiiyeti altındaki Devlet'in olası ölüm cezası ihtimali göz ardı edilerek birçok mültecinin Ülkelerine iade edildiğini gözlemliyoruz.
Kadına yönelik şiddet eylemleri ve sığınma evlerindeki artışlar, kadının istismarına yönelik tedbirlerin hayatın her alanında alınması gereğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Çocuk haklarının her gün ihlal edildiği olayların yaşandığı ülkemizde, çocuk hakları alanında sorunların kökenine yönelik tematik çalışmaların önemini arttırmaktadır. Sosyal Hizmet Kurumlarında ve okullarda yaşanmaya devam eden cinsel taciz ve dayak vakıaları her geçen gün soruna somut ve şefkatli çözümler bulunmasını zorunlu hale getirmektedir.
BATMAN BAROSU, İHD ve MAZLUMDER olarak bizler adil, barışçıl ve insani zeminlerde, yılmadan, insan hakları mücadelesini sürdürmeye devam edeceğiz. Saygılarımızla.
BATMAN BAROSU İHD BATMAN ŞUBESİ MAZLUMDER BATMAN ŞUBESİ