Sümela Manastırı’nda geçen hafta yaşanan olaylardan sonra, ibâdet özgürlüğü ve mâbedlerin amacına uygun kullanımı konusunda aşağıdaki açıklamayı yapma zarûreti hâsıl olmuştur.
İbâdet maksadıyla yapılmış tüm mekânlar kutsaldır. Hiç bir kişi, kurum, otorite ya da ideoloji insanlara neye inanacaklarını, nasıl inanacaklarını, nerede inanacaklarını söyleyemez, dikte edemez, dayatamaz.
Din ve vicdan hürriyeti ve bunun doğal uzantısı olan ibadet hakkı, insan haysiyetinin ayrılmaz bir parçasıdır. İsteyen herkes tanrısına veya tanrılarına dilediği şekilde ve yerde ibadet edebilmeli ve inancına diğer insanları davet edebilmelidir. Başkalarının haklarına tecavüz etmediği sürece her türlü inanç toplumun her alanında devlet yasağı ile değil, devlet güvencesi ile ve her an tatbik edilebilmelidir.
Bu topraklarda ulus devlet kurma sürecinde Anadolu, Balkanlar ve Kafkasya başta olmak üzere Osmanlı topraklarının dört bir köşesinden taşınan dini ve etnik çeşitlilik, tek bir potada eritilmeye ve ulus devletin tanımladığı vatandaş tipine uymayan tüm kimlikler yok sayılarak imha edilmeye çalışılmıştır. Baskı altına alma, köksüzleştirme, yozlaştırma ve cahil bırakma bu imha hareketinin temel unsurları olmuştur.
Aklıselim, vicdan sahibi ve adil olan herkesin görebileceği gibi, bu imha hareketi bu halka ne emniyet ne de mutluluk getirmiştir.
Geçtiğimiz Cumartesi günü bir grup Ortodoks Hıristiyan, Allah’a olan bağlılıklarını göstermek ve inançlarının gereğini yerine getirmek maksadıyla tarihi 1000 yıl ötesine giden Sümela Manastırına gitmiş, ayin yapmaya çalışmış fakat müze müdürünün “mekânın müze ve ören yeri olduğu” gerekçesi ile fizikî engellemesine maruz kalmışlardır.
Ülkedeki inanç, inancı tatbik, ifade ve yayma özgürlüğü önündeki tüm engellerin tüm inananlar için kaldırılmasını isteyen bizler, ibâdethâne olarak inşa edilmiş tüm mekânların tekrar ibâdete açılmasını istiyor, Sümela Manastırında meydana gelen engellemeyi de kınıyoruz.
Ayasofya, Heybeliada Ruhban Okulu, Sümela, Kâriye ve benzeri durumda olan tüm mekânlar tarihi doku ve kültür mirası korunarak yeniden ibâdete açılmalıdır. Farklı inançlar için kutsal olan bu tür mekânlar, bu farklılıkların tümünün ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmeli ve turistlerin ziyaretine de açık mâbetler olmalıdır.
Mâbetler, tarihi süreçte ait olduğu dinlerin şartlarına uygun şekilde düzenlenmelidir.
Huzurlu bir ibadet ve dini haysiyet, turizm gelirine kurban edilmemelidir.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi