Bursa'lı katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği programın açılış konuşmasını MAZLUMDER Bursa şubesi Başkanı Hasan Ünal yaptı. Ünal yaptığı konuşmada özetle "Kürt sorunu devlet tarafından üretilen bir sorundur, bir projedir, sorundan beslenenler demokratik açılım sürecine çok güçlü bir direniş göstermektedirler. Kürt sorunu salt siyasilere bırakılamayacak kadar önemli bir sorundur..." diyerek Bursa Kamuoyundan alınan güç ve moral desteğiyle daha fazla çalışacaklarını belirterek tüm Bursalıları bu çalışmalara destek vermeye çağırdı.
Daha sonra söz alan Altan Tan, konuşmasının ilk yarım saatlik bölümde Kürt sorunu konusunda genel bir değerlendirme yaptıktan sonra; iki saatlik bölümde sorulara cevap verdi. Gazeteci Yazar Altan Tan:
Memlekette sanki bir savaş havası var olduğunu dile getiren Altan Tan, olaylara şöyle bir tepeden bakmanın, Türkiye'de neler oluyor Demenin gerektiğini dile getirdi.
Tan: "Kim kiminle kavga ediyor. Toplum yapımıza baktığımızda çok dinli, çok mezhepli ve çok dilli bir toplum olduğumuzu görürüz. Bunun ötesinde sosyalist söylemle toplumda birçok sınıf var. Ama bu kadar ayrı dine, dile, mezhebe ve sınıfa rağmen bunların arasında bir uyum var. Uyumdan kastımız elbette her şeyin güllük gülistanlık olduğu değil. Kastettiğimiz şey bu kadar ayrı ayrı insanların bir arada yaşarken dinlere dillere veya başka bir sebebe dayalı genel bir çatışma içine girmemiş olmasıdır.
Ancak günümüze gelindiğinde dinin, mezheplerin kamusal alanın dışına çıkarıldığını, Türkçe'den başka dilin değil kamusal hayatta, diğer alanlarda bile yaşamasına ve gelişmesine müsaade edilmediğini görüyoruz. İşte kavganın esas sebebi budur."
Bu kavga esasen eskiden beri vardı ancak bugün daha da kızıştı neden?
Şu anda dünya tarih boyunca hiç olmadığı kadar hızlı bir değişim geçiriyor. İletişimin önündeki bütün engeller kalktı. Bilimsel gelişmeleri hiçbir kimse hiçbir gerekçeyle önleyemiyor. Aynı şekilde modayı kültürü, sporu engelleyemiyorsunuz. Böyle bir dünyada ulus devletlerin fazla bir önemi kalmıyor, Türkiye bir yol ayrımında;
Küresel güçler de dünyayı artık eskisi gibi yönetmek istemiyor. Avrupa Birliği bir ümmet projesi olarak ortaya çıkıyor, Çin, Hindistan ve Rusya yeniden ayağa kalkıyor. Kafkasya'da ve Ortadoğu'da menfaat çatışmaları anlamında "maç" devam ediyor.
Türkiye'ye iki yol kalıyor;
-Ya eskisi gibi küçük bir ulus devlet kalıp içine kapanacak
-Ya da bölgesinde bir ağırlık merkezi olarak büyüyecek, tabiri caizse "mahallenin muhtarı" olacak.
Bu nasıl olacak?
İslam la, Kürtlerle ve komşularla barışarak...
Bu maç 89.dakikada niye bu kadar hareketlendi?
Her türlü menfaat çatışmasının göbeğinde yaşadığımız için kendimizi büyük bir kavganın içinde bulmuşuz. Kürtlerin yaşadıkları sorunların sebebi "maçın" onların sahasına oynanıyor olmasıdır. Bu kavga yeni Türkiye ile eski Türkiye'nin kavgasıdır. Yapılacak işler anlamında proje belli, müteahhit (hükümet) belli ama müteahhit sürekli mazeretler ileri sürüp, projeyi bir türlü hayata geçiremiyor.
" Türkiye'de yaşayan bunca etnik unsurdan neden sadece Kürtler itiraz etti?
Kürt beylerinin kendi rızaları ile Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı himayesini kabul etmesinden sonra Kürt halkı bu coğrafyada, bu toplulukla yüzyıllarca yaşadı. Cumhuriyet dönemine gelindiğin de ise ulusalcı yaklaşımın asimilasyonu ile karşı karşıya kaldılar. Kürtler bu coğrafyanın asli unsurudur. Ancak Diğer unsurlar Kürtler kadar kalabalık bir yapıya sahip değil. Bu nedenle diğerleri üzerlerine bir boya sürüp geçti ama Kürtler o boyaya itiraz etti, kabul etmedi.
"Kürtler neden davalarını sadece PKK ve DTP üzerinden yürütüyorlar?
"Müslüman Kürtler nerede?
DTP'nin aldığı oy % 5.7. Türkiye'de 15 milyon Kürt var. Kürtlerin üçte ikisi Ak Parti'ye oy verdi, hala Ak Parti bölgede DTP'den % 50 daha fazla oy alıyor. Ak Parti'de bölgenin 75 milletvekili var bunlar nerede, niçin konuşmuyorlar. Bu milletvekillerini kim yazdı, iyiyse de kötüyse de günahı sevabı yazana ait. Kürtlerle, bölgeyle ilgili çok önemli gelişmeler olurken bu Ak Partili vekiller neden inisiyatif almıyor da meydanı PKK ya da DTP' ye bırakıyor?
Bir el Kürt siyasetinde "İslamcı" ları istemiyor. Bölgede temsil özellikle laikçi ve seküler siyasilere bırakılıyor. 1991'de MHP-RP ittifakı nedeniyle RP bölgede tek bir milletvekili bile çıkaramadı. Ben bu siyasi tercihi anlıyorum ama Erbakan ve Erdoğan niye bu tercihin dışına çıkamıyor onu anlayamıyorum. Emine Ayna'nın diliyle de Oktay Vural'ın diliyle de bölgenin sorunlarına çözüm bulunamaz.
Çözüm nedir?
Farklılıkları bir arada yaşatabilecek bir proje üretmeliyiz, laik mantıkla, batıl seküler paradigmalarla bu sorun çözülemez. Hem Türkiye'de hem Ortadoğu'da ayrıştırıcı değil bütünleştirici çözümler bulmalıyız. Bütün mesele samimiyet de yatıyor, PKK'nın DTP'nin arkasından giden çok önemli bir kesim kerhen ve Ak Parti'yi samimi bulmadıkları için onların peşinden gidiyor, bu insanlar oyalandıklarını düşünüyorlar. Bir de meseleye emek vermek gerekiyor. Ciddi emek verince başta ilkokul mezunu bile olamayan eski Belediye Başkanı Mehdi Zana'nın eşi Leyla Zana geldiğimiz noktada ilk, orta ve liseyi dışarıdan bitirirerek, cezaevlerinde gah eşini ziyaret edip gah kendisi yatarak davasına ciddi bir emek veriyor ve bölgede saygın bir politikacı oluyor.
Ülke nereye gidiyor?
Maalesef bütünleşmeye değil ayrışmaya doğru gidiyor, Niye böyle?
Çünkü ameliyatı yapan doktor çok önemli olan beyin ameliyatını baltayla yapmaya kalkıyor, hatta yer yer devreye kazma bile sokuluyor. Demokratik açılım sürecinin başında APO cezaevlerinden birine nakledilmeliydi, bu yapılmayınca ameliyat sırasında vücut dışarıdan (İMRALI) enfeksiyon kaptı.
Ak Parti bu saatten sonra ancak çok ciddi bir sıçramayla durumu kontrol altına alabilir yoksa kısa vade için iyimser değilim.
MAZLUMDER Bursa Şubesi