Yeni Sosyolojik ve Siyasi Konjonktür Yeni Yasalar Yapmayı Gerektirir.
Hükumetin önce Kürt Açılımı daha sonra Demokratik Açılım ve son olarak da Milli Birlik Projesi olarak isimlendirdiği süreçte Türkiye, özellikle Kürt sorununa dair şimdiye kadar açıktan tartışmayı ertelediği birçok konuyu konuşur hale geldi. Sorunun açıktan konuşulan yönleri ve çözüm önerileri ya da şimdiye dek ortaya konulan ve konuşulan resmi gerçekliğin dışında bir gerçeklik algısının var oluşu, toplumun bir kesiminde imal edilmiş korku ve kaygıları beslerken bir kesiminde ise umut ve heyecan yarattı. 19 ekimde haburdan giriş yapan 28 mahmur kampı sakini ve 8 pkk mensubuna TCK 221'in zorlama yorumuyla uygulanan hukuki by-pass; çocuklarının bir kısmını dağda kaybetmiş, bir kısmı halen dağda olan veya dağa çıkmaya potansiyel aday olan bölge insanı tarafından büyük bir heyecanla düzenlenen karşılama törenleri ile törenlerin tetiklediği korkular, sürecin Türkiye açısından oldukça ilginç bir safhaya evirilmekte olduğunu ortaya koydu
Kürt Açılımı olarak başlatılan ve İçişleri Bakanı Beşir ATALAY nezaretinde yürütülen görüşme turlarında MAZLUMDER, gerek yaptığı basın açıklamaları gerekse de yüz yüze görüşmelerde, Açılım'ın sadece Kürtlerin sorunlarını çözen bir açılım değil sistemle problemi olan her kesimin sorununu çözen bir açılım olması gereğini ifade etmiştir. Bu cümleden olarak MAZLUMDER'in teklifi özetle; "toplumun tamamını temsil eden Kurucu Meclis eliyle hazırlanmış ve referandumla halka onaylatılmış sivil anayasa, kültürel hakların mümkün olan en kısa sürede verilmesi, diaspora'nın dönüşünün sağlanması ve kapsamı üzerinde etraflıca tartışıldıktan sonra uygulamaya konulacak siyasi genel af" olmuştur.
Kültürel haklar konusunda, anadil(de) eğitim(i) dışında bir mutabakat olduğundan söz edilebilir. Sivil anayasa konusunda ise, hükumet yetkililerince de zaman zaman seslendirilen ihtiyaç, MAZLUMDER'in çeşitli çevrelerle beraber dile getirmiş olduğu ortak makulün karşılık bulduğunu göstermektedir.
Kürt meselesinde asıl sorunun ise siyasi genel af ve buna bağlı diasporanın dönüşünün sağlanması olduğu görülmektedir. Öyle anlaşılmaktadır ki hükumet, sorunun önemini görmüş fakat bunu aşacak yasal süreci başlatmaktansa mevcut yasaları yorumlayarak üstesinden gelmeyi denemek istemektedir. Habur'dan gelenlere, kamuoyunda Etkin Pişmanlık Yasası olarak bilinen TCK 221'in uygulanması tam da budur. Görüleceği gibi yapılan işlem, 221'in ne lafzına ne de gerekçesine uymaktadır. Özetle, bir örgütün ve eylemlerinin deşifre edilmesi amacına matuf bilgilendirme yapan ve o örgütle ilişkisini kesen üye veya yöneticilerin af veya ceza indirimini öngören Madde 221, "önderlerinin emriyle ve demokratik açılıma katkı sunmak için geldiklerini" söyleyenlere, yani örgütle ilişkilerini kesmek bir yana ilişkilerini teyid ve tekid edenlere uygulanmıştır. Yeni bir siyasi ve sosyolojik konjonktür yaşanmasına rağmen yeni yasalar yapılmak yerine eskileri üzerinden durum idare edilmek istenmiştir. Gelinen bu tarihi noktada yaşananlar, Türk egemenlik sisteminin alışkanlıklarının tekrarından başka bir şey değildir: Bir hakkı veya bir durumu yasal veya anayasal güvenceye bağlamak yerine adil(!) ve dirayetli(!) yöneticinin uygulamasına emanet etmek. "Sonrasında ne olacağı sonrasında düşünülecek bir konudur" anlayışı, belki günü kurtarabilir ama hakları teminat altına alan ve sürekliliğini garanti eden hukuk devleti nosyonuyla uyuşmayan bir tutumdur.
Meselenin çözümünde sorumluluk elbette sadece siyasilerin değildir. Son 25 yılını büyük beşeri ve siyasi maliyetlere katlanmak zorunda kalarak geçiren ve siyasetin yenilgi-zafer ikilemi üzerinden kurduğu çözümsüzlük dilinin birbirleriyle empati kurmalarına engel olmasına izin veren kitleler, ölçüsü kaçmış sevinç ve üretilmiş korkularıyla barışa hizmet etmek yerine ancak önyargı ve kuşkuların büyütülmesine hizmet ederler.
MAZLUMDER sivil, siyasi ve memur, her ferdi tarihi sorumluluğa uygun sabır ve olgunluk içinde davranmaya davet eder.
Ahmet Faruk ÜNSAL
MAZLUMDER Genel Başkanı