Türk yargı tarihi, 21 Mart 2003 tarihinde son duruşması görülen “Hak Helal Etmeme” davasında, örneğine ender rastlanacak bir karara sahne olmuştur.
Gazeteci Yazar Abdurrahman Dilipak, 28 Şubat sürecindeki etkinliği herkesçe malum olan, Batı Çalışma Gurubunun kurucusu Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı Güven Erkaya hakkında, ölümünün ardından 2000 senesinde kaleme aldığı yazısı nedeniyle, yargılama usul ve esaslarına aykırı bir biçimde yargılanarak tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir.
Bu davada insan hak ve özgürlüklerinin güvencesi konumunda olması gereken yargı sistemi, hak ve özgürlükleri bizzat kısıtlayan, daraltan hatta yok sayan bir karara imza atmıştır.
Yargılamayı yapan Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi yargılama süreci boyunca Dilipak’ın adresine ulaşılamadığından bahisle Dilipak’a “ilânen tebligat” yapmıştır. Bu nedenle dava dilekçesi ve karar da dâhil olmak üzere hiçbir evrak Abdurrahman Dilipak’a tebliğ edilmemiştir. Bu usulsüzlüklerle hitama eren davanın kararının icrası safhasına gelindiğinde ise; kayıp ikamet adresi birden bire bulunmuş ve icra işlemleri vakit kaybetmeksizin yerine getirilerek, Dilipak’ın 30 yıllık birikimi olan tek evi değerinden çok daha az bir meblağa satılarak Dilipak’ın mülkiyet hakkı da ihlal edilmiştir.
Üstelik Dilipak hakkında tazminata hükmedilmesine yol açan yazıda Güven Erkaya’ya yöneltilmiş bir hakeret sözkonusu değilken, verdiği bu karar ile mahkeme; “düşünce ve ifade özgürlüğü”nü yok saymış ve göz önünde bir yazar olan Dilipak’a ilanen tebligat yaptırarak “savunma hakkı”nı ihlal etmiştir. Bu karar ile “basın özgürlüğü” de yara almıştır.
Bir gazeteci hakkında, icraatları tüm toplumu ilgilendiren ve bu nedenle Yargıtayın yerleşik içtihatlarında eleştiriye tahammül etme yükümü yüklediği statüdeki bir kimseye sırf “hakkımı helal etmiyorum” dediği için tazminata hükmedilmesi bu ülkenin hukuk karnesini göstermesi bakımından da önemlidir.
Çifte standardı kaldırmayacak kadar önemli bir mekanizma olan yargının, aldığı bazı kararlarla maalesef keyfiyette sınır tanımaz bir hukuk (!) tarzını benimsediğini, bu durumun sadece esasla sınırlı kalmayıp artık usule de sıçradığını ortaya koymaktadır.
Zira aynı yargı sistemi çok kısa bir süre önce bazı siyasilere, Cumhurbaşkanına, Başbakana, STK yöneticilerine ve bilim adamlarına açıkça hakaret eden, küfre varacak nitelemelerde bulunan hatta küfreden bazı kişi ve yayın organlarının materyallerini/ifadelerini “düşünce ve ifade hürriyeti” kapsamında değerlendirerek, demokrasilerde farklı düşünce ve eleştirilere tahammülün şart olduğunu vurgulamıştır.
Aynı bağlamda değerlendirilmesi gereken düşünce aktarımlarının taban tabana zıt kararlara konu olması, “kişiye özel usulsüzlük” ihtimalini güçlendirmektedir. Bu kanaatin aksini savunan bir iddia söz konusu ise, bu iddia tüm toplum açısından daha vahim bir durumdur.
Bu nedenle davanın Dilipak’ın gıyabında görülmesi hususu, Adalet Bakanlığı, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu ve ilgili tüm birimler tarafından soruşturulması ve olayda kastı ya da ihmali bulunanların cezalandırılması gerekmektedir.
MAZLUMDER, keyfiyetin başladığı yerde adaletten söz edilemeyeceğine inanmaktadır. Adaletin tesis edilemediği bir yargı sisteminin ise ne ülkeye ne de topluma bir faydasının olabileceğini düşünmektedir.
MAZLUMDER, yasaların hukuka uygunluğunun ve yargı kararlarının yasalara uygunluğunun denetimi söz konusu olduğunda Yüksek Yargıdan Meclise, STK’lardan üniversitelere ve aydınlara dek toplumun her kesiminin adaleti hedefleyen sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğine inanmaktadır.
Eğer tazminata mahkum edilen beyanlar suç ise, biz de aynı suçu defalarca işledik ve işlemeye devam edeceğiz;
Birçoğumuzun tazminat olarak ödeyecek bir evi, haczedilecek maaşı, kaybedecek maddi bir değeri yok. Ama bu tür hukuksuzluklarla bize kaybettirilen yarınlarımızın hesabını sormak adına asla kaybolmayacak, tazminat halinde satılamayacak onurumuza sahip çıkıyor ve 28 Şubat, 12 Eylül, 12 Mart, 27 Mayıs, 27 Nisan, Sarıkız, Ayışığı, Ergenekon, adı bilinen bilinmeyen, yapılan yapılamayan tüm darbelerle bu ülkeye ve insanına zarar veren, hukuk dışı mekanizmalarla hukuku, insan haklarını ve hürriyetleri öldüren, askıya alan, insanların yarınlarını çalanlara HAKKIMIZI HELAL ETMİYORUZ !
Eğitim, yaşama ve çalışma hakları gasp edilen, sözde disiplinsiz bulunup işinden, ekmeğinden ve geleceğinden edilenler adına, hukuku ayaklar altına alarak, devlet imkânlarıyla vatandaşı güdülecek koyun gören zihniyete biz de hakkımızı helal etmiyoruz ve onlara her canlının vadesi dolduğunda öleceğini hatırlatan Rabbimizin yüce sözünü bir kez daha hatırlatıyoruz; “Her nefis ölümü tadacaktır” (Enbiya – 35)
Av. Cihat Gökdemir
MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı