23 Nisan, çocuklarla özdeşleştirilmeye çalışılan, çocukların geleceği ve kültürel yaşantıları için ülke genelinde her yıl belli ideolojik kurgular enjekte edilen ve şamatalarla kutlanan bir resmi tören. Bugün ülkenin her bir köşesinde zorunlu olarak kutlanan bu merasim, çocuk, gelecek, ülke ve ümit kavramının en çok kullanıldığı, aynı oranda tüketildiği bir gün. Buna ilaveten dünyanın değişik ülkelerinden davet edilen çocuk ekipleri ile bir şenlik havasına sokulan bu törenler, maalesef "dışı seni yakar, içi beni" dedirtecek çelişkiler ve tutarsızlıklar içermekte.
23 Nisan çocuk etkinlikleri aynı zamanda; çocukların nasıl bir gelecek kurguladıkları, nasıl bir ülke ve yönetim istedikleri konusunda çocukların devletin muhtelif yönetim kurumlarına götürülüp 'rol kesme'leri ile de, gelecekte olmak istedikleri mesleklerin seçiminde etkili olan bir mizansen oluşturmalarına da tanıklık ediyor. Biz bu 23 Nisan'da çocukların ziyaret etmeleri gereken yerler listesine, cezaevlerinin de eklenmesini, çocukların ziyaret etmeleri gereken ve rolünü oynaması gereken çocuk mahkumların yerine geçip o duyguyu da tatmalarını salık veriyoruz. Hem mevcut mantık ve bakış açısı devam ettikçe nasıl olsa çocuk mahkum sayısında azalma olmayacak ve bu çocuklar da buralara gelecek potansiyel adaylar. Sadece taş atan çocuklar değil, çocuk suçluların geneli için bir "çocuk suçlular cenneti" gibi görünüyor Türkiye. Hem ahlak ve aile yapısının zedelenmesi, hem eğitim sistemindeki kofluk, hem de vahşi kapitalizmin değer öğüten zalim mekanizması yüzünden evsiz ve ebeveyn şefkatinden/merhametinden mahrum kalan, köprü altlarında, bankamatiklerde, karda yağmurda dışarıda kalan, tinerci olan ve küçük yaşta her türlü kötü alışkanlığa müptela olan toplumun çocuk suçlular üretmesi çok şaşırtıcı değil, bilakis sonuçtur. Hem bölgemizin acı gerçeği olan taş atan çocuklar, her mahalle ve evin yaşadığı bir acı hakikat değil mi? TMK ile mağdur edilen çocuklar sırf taş attıkları için hapse atılırlarken, o çocukları da öldürmek isteyen Balyozcuların, Ergenekoncuların dışarıda olması bugünün anlamına matuf "ulusal egemenlik" kavramına da yeterince açıklık getirmektedir.
Çocukların gündemde tutulduğu ve yoğun bir zihinsel ideolojik bombardımana tabi tutulduğu bugün, üretilmiş kutsallara itaat için körpe zihinler biçimlendirilirken, aynı çocukların her gün yalan söyletilerek ve antlar içirilerek nasıl kişiliksizleştirildikleri nasıl bir yalan içinde olunduğuna yeter delildir. İnançları, değerleri, kültür ve aidiyetleri konusunda hergün yalan söyletilip özgüven ve özsaygı kaybı zerkedilen bu çocuklar, sonra da inanmadıkları ve benimsemedikleri bazı ideolojik kalıplar ezberletilerek, yani yontularak tek-tip kalas muamelesine tabi tutulmaktadırlar. Kışladan farklı olan okullar tek-tip giyimden tutun, rahat-hazırol komutlarına, okullardaki milli güvenlik dersleri bahanesi ile istihbarat ve militarist propaganda süreçlerine sokularak sadık kullar devşiren bir fabrika işlevi görmektedir.
Üretilmiş rejim kutsalları körpe zihinleri işgal ediyorken, 'insan onuru' gibi bir dokunulmazın çocuklara öğretilmemesi, aynı zamanda bu ideolojik hegemonyanın bir başka gerçeği ile karşılaşma ve yüzleşme zorunluluğunu kaçınılmaz kılmaktadır. Okullardaki milli güvenlik dersleri, üniformalı mililer kimselerin okullara sokulması, çocuklara "andımız" dayatmalarına itiraz ediyor ve bu ayıbın insani ve ideolojik içeriklerden arındırılmış yeni usullerle düzeltilmesini basın ve kamuoyu ile paylaşarak duyuruyoruz.
AV. Mehmet Nasih AYDIN
MAZLUMDER Van Şb. Y.K. Üyesi