Basına ve kamuoyuna...
Dünya, son bir haftayı neredeyse nefes nefese kalarak geçirdi. Masalarda ve kapalı kapılar ardında tasarlanan tarih projeleri artık anlamını yitirmiş, bizzat şahitlerin/şehitlerin iradesi ile gün yüzüne çıkarılmış ve büyük bir kırılma gerçekleşmiştir. Çünkü insanlık ve vicdan, artık İsrail hayduduna karşı önemli bir mevzi kazanmıştır. Hem bu sadece bir 'İslam' ya da 'ümmet' davası olarak yalnızca Müslümanların değil, kötülüğe ve zulme karşı iyilik ve adalet talebiyle insanlığın sesi ve seferi olarak biçimlenmişti. O gemilerdeki insanlar, Müslüman'ı, Hıristiyan'ı ile fıtratın ve hakikatin evrensel çağrısına uymuş, şeytanlığa karşı bir fedakârlık sayfası açmışlardı.
Dünyanın körleşen gözlerini ve dikkatlerini abluka altında ambargo ile çökertilmeye çalışılan Gazze'ye çekmeyi başardılar. Dünyada bu durumdan habersiz, yanıltılan ve aldatılan kitlelerin bu insanlık dramına tanık olmasına sebep oldular. Yıllardır süren bu zalim, iğrenç ve aşağılık Siyonist ablukayı kırarak surda önemli bir gedik açmayı başardılar. Haydut ve Siyonist/faşist İsrail'in gerçek yüzünü, korsan ve gayrımeşru yüzünü teşhir ederek çok büyük bir insanlık ve vicdan görevini üstlendiler.
Onyıllardır devletlerin yapamadığını, bu sivil, bu gönüllü, bu silahsız ve savunmasız bir avuç kahraman, bir hafta içinde destansı tanıklık ile dünyanın gözlerinin içine sokarcasına tarihin akışına müdahale ederek başardılar. İsrail'in dokunulmazlığı, yenilmezliği balonunu patlatarak 2006 Lübnan Hizbullah'ının zaferinin ardından, kocaman ve altın bir halka ekleyerek bu zafer zincirine ikinci halka olmayı başardılar. Bu yiğit ve fedakâr yürekler, dokuz şehit kazandılar. Allah mübarek kılsın. Onlarca kişi yaralandı, onların ardında milyonlarca öfkeli ve acılı aile döküldü sokaklara, meydanlara. Allah niyetlerini ve amellerini makbul kılsın ve kefaret saysın.
Bu ülkede siyaset, muhalefeti ve hükümeti ile -niyetleri ne olursa olsun- dışarıya karşı önemli bir tutum sergiledi. Filistinlilerin yaşadığı trajediyi İsrail ahlaksızlığına tercih ederek bir meclis deklarasyonu yayınladılar. Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Dış İşleri Bakanı ve diğer devlet ricali ve bürokratik imkânlarıyla bu insanlık davasına sahip çıkarak, hatta çok sert üslubu ve dik duruşlu beyanat ve ültimatomlarıyla bu krizi doğru yöneterek çözümde etkin rol oynadılar. İsrail'e savaş gemileri gönderilmesinin bile gündeme gelmesi, bu yetkin kararlılığın önemli bir ifadesi olarak görülmelidir. Bu tutum elbette ki hakşinas herkesin teslim etmesi gereken bir tutumdur. Ancak dış siyasette gösterilen bu cesur, kararlı ve etkin politik dil ve performansın Anayasa değişikliği, Kürt meselesi, TMK mağduru çocuklar, başörtüsü sorunu, demokratikleşme gibi diğer mühim meselelerde gösterilmemesi üzüntü, rahatsızlık vericidir. Bu konudaki duruşumuzu koruyarak olumlu her gelişmeyi takdir edeceğimiz gibi yapılan yanlışlık ve eksiklikleri de bağımsız dil ve üslubumuzdan taviz vermeden dile getireceğimiz bilinmelidir.
Bölgede gelişen ve yeniden şiddet sarmalının tırmandırılması konusunda sıklaşan olaylar endişe vericidir. Gerek ordunun sıklaştırdığı askeri operasyonlar, gerekse de buna karşı cevap sadedinde gerçekleştirilen saldırılar, akan kanın durdurulması yönündeki umutları ciddi anlamda kıracak boyutlardadır ve önümüzdeki günlerde daha da artacağı kaygısını beslemektedir. Demokratikleşme ve açılım retoriklerinin unutulduğu bu süreçte barış zihniyeti ve barış dilinin en çok ve sahici zeminlerinin inşa edileceği bu vasat heba edilmek üzeredir. Hangi taraftan olursa olsun, gencecik insanların cenazelerinin evlere taşınması, her eve bu yangının bulaştırılması, ölümü kutsayan ve şiddeti bir kültür ve yaşam olarak kalıcılaştırmaya çalışan geri dönülmez bir yok oluşa sürüklemektedir. İnsan teki ve toplum olarak artık şiddetin ve savaşın dışında, gencecik ölülerimiz ve intikam duygularımız dışında, sorunlarımızı tartışarak ve düşünerek çözeceğimiz günleri görmek istiyoruz. Bu ümidi yıkmak isteyenlerin, artık bu süreç üzerinden rant devşirdikleri şüphelerimiz giderek kanaate dönüşmeden bu yoldan vazgeçmeleri ve barışı inşa edecek bir akla yönelmeleri hepimiz için doğru ve sonuca götüren yol olmalıdır.
Kaos çıkarma ve ahlaksız politikaları devan ettirme amaçlı sık sık gerçekleştirildiğine tanık olduğumuz patlamalardan biri de geçen haftalarda Özalp'ta Mustafa Muğlalı Kışlası yakınında meydana gelmiş, bir yavrumuzu daha bu aşağılık tezgaha kurban vermiştik. Yaklaşık altmış yıl önce Özalp'ta 33 Kürd'ün hunharca katledilmesinde emri veren ve bundan dolayı devlet tarafından taltif edilen bir katilin isminin bu kışlaya verilmesi, öldürülen Kürtlerin yakınları ve tüm Kürt kimliği için hala psikolojik harp malzemesi olarak kullanılmaktadır. Bu utanç uygulaması, Özalp insanını ve yarasını kanatmaya devam etmektedir. Daha sonra yargılanıp suçlu bulunan ve cezaevinde ölen bir caninin isminin taltif olarak bu ilçede bulunması kabul edilemezdir. Mustafa Muğlalı ismi kullanılarak yöre halkının aşağılanıp ezilmesine artık son verilmeli ve menfur patlama sebebiyle gündeme gelen şehir merkezinde konuşlanmış kışlanın şehir dışına taşınması kararı derhal alınmalıdır.
VAHÖP (VAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PLATFORMU BİLEŞENLERİ)
GÖKKUŞAĞI DERNEĞİ, İNSAN-DER, MAZLUMDER Van Şubesi, MEMUR-SEN, UMUT IŞIĞI DERNEĞİ, ERDEM-DER, ANADOLU GENÇLİK DERNEĞİ, VAN İMAM HATİP MEZUNLARI VE MENSUPLARI DERNEĞİ, KA-DER