MAZLUMDER Mülteci Hakları Merkezi, Uluslararası Mülteci Hakları Derneği, İHH İnsani Yardım Vakfı, Mülteci-Der, Türkistan-Der, Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği ile Uluslararası Af Örgütü son dönemlerde artan ve mültecileri konu alan problemlere ilişkin basın toplantısı düzenleyerek ortak bir bildiri yayınladılar.
Toplantıda konuşan MAZLUMDER Mülteci Hakları Merkezi Başkanı Av. Halim Yılmaz, Türkiye’de 2. Dünya Savaşı’ndan beri en yüksek mülteci sayısı ile karşı karşıya olunduğunu belirterek Suriye başta olmak üzere Irak, Somali, Orta Afrika, Afganistan gibi ülkelerdeki çatışma ve zulümlerin yeni milyonlarca mülteci oluşturduğunu söyledi.
Bir mülteci ülkesine dönüşen Türkiye’nin artık bu sorunu geçici çözümler ve palyatif tedbirlerle çözemeyeceğinin altını çizen Halim Yılmaz konuşmasına şöyle devam etti: “Uzun vadeli, kalıcı çözümler bulmak ve uygulamak zorundayız. Aksi halde, istismarın, kötüye kullanmanın ve kriminalizasyonun önüne geçemeyiz. Mülteciler uzun süredir Türkiye’de. ‘Geldiler ve kısa sürede gidecekler’ yaklaşımı gerçekçi değil. Gidebilecekleri veya dönebilecekleri güvenli bir yer olmadan insanların dönmesini beklemek makul değil. Suriyeliler yaklaşık 4 yıl, Özbekler 5, Afganlar 6-7 yıl, Çeçenler 15 yıldır Türkiye’de. Türkiye’deki bu mülteciler için Türkiye dışında bir çözüm şu an görünmüyor. Meseleye 20 yıl önceki devlet refleksleriyle yaklaşmak sorunu içinden çıkılmaz hale getirir. Mültecilerin sağlık, eğitim, barınma, istihdam kolaylığı gibi sosyal haklara erişimini sağlamak ve normal, insanca bir hayat için gerekli koşulların oluşturulması gerekiyor. Bu insan olarak, STK’lar olarak ve devlet olarak hepimizin ayrı ayrı sorumluluğudur. Bu çerçevede, uyum, entegrasyon konusunu konuşmak, tartışmak ve uygulamaya koymak gerekir. Bizim misafirimiz olan ve mültecilik konumunda bulunan bu insanlara normal bir hayatı, insan onuruna yakışır bir hayatı sağlamak hepimizin borcudur.”
Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Uğur Yıldırım ise mülteciler ile sadece ekmeğin paylaşılarak çözüm bulunamayacağını söyleyerek Halep koridorunun kapanma ihtimalinin mülteci sayısını arttırabileceğini belirtti. Dünya genelinde mülteci hakları konusunda büyük sıkıntıların yaşandığını ifade eden Yıldırım, mültecilerin dünya üzerinde insan kaçakçılığı ve insan ticareti yapan şebekelerin tuzağına düştüklerini, taciz edildiklerini, organ ticareti yapanların ellerine düştüklerini, sömürüldüklerini ve istismara uğradıklarını söyledi.
Doğu Türkistan Maarif Derneği Başkanı Hidayet Oğuzhan, Tayland’a sığınan 300 Doğu Türkistanlı’nın Çin’e iadeleri ve kurşuna dizilme tehlikeleri hakkında başladığı konuşmasında mülteciler için acil olarak yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi.
Son olarak konuşan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü Murat Çekiç ise, Türkiye gibi Ürdün ve Lübnan’ın da Suriyeli mülteciler konusunda uluslararası camia tarafından yalnız bırakıldığını ve uluslararası camianın mülteciler konusunda üzerine düşen görevleri yerine getirmediğini açıkladı.
Mülteci konusuna dikkat çekmek için bir araya gelen sivil toplum örgütleri aşağıdaki ortak bildiriye imza attılar.
MÜLTECİLERİN YAŞAM HAKKI EN ÖNEMLİ ÖNCELİK OLMALIDIR!
Son dönemde artan ve mültecileri konu alan olay/problemlere ilişkin bu basın açıklamasını yapma zarureti hâsıl olmuştur.
Türkiye, sayıları 2 milyonu aşkın olduğu tahmin edilen mülteciye ev sahipliği yapıyor. Bu ülkemizin misafirperverliğini göstermekle birlikte tüm kamuoyuna vahim bir tabloyu da açıkça göstermek zorundadır; artık sadece evlerimizin kapılarını açarak, ekmeğimizi bölerek çözüm bulamayacağımız bir sorunla karşı karşıyayız.
Her gün yeni bir vakıa duyuyoruz; Edirne’de 3’ü çocuk 9 Afganlı mültecinin öldürülmesi, mültecilerin Romanya-Bulgaristan hattına geçmeye çalışırken meydana gelen tekne faciası, Türkiye’ye geçmek üzere Tayland’a sığınan 300 Doğu Türkistan uyruklu mültecinin Çin’e iade edilmek istenmeleriyle yüz yüze kaldıkları “kurşuna dizilme” tehlikesi gibi sıcak krizler yüzleşmek zorunda olduğumuz tablonun yalnızca bir yüzü.
Öte yandan soğukların başlamasıyla yersiz-yurtsuz insanların sığınacak bir damlarının olmayışı, soğuk zehirlenmesi vakıalarının mülteciler arasında artış göstermesi, mültecilerin yoğun olduğu bölgelerde sürekli tekrarlanan adli vakıalar, salt kılık-kıyafetine bakılarak ölüm tehlikesinin olduğu yerlere geri gönderilmek istenenler, geri gönderme merkezlerinin sağlıksız-güvenliksiz ortamları bizleri düşündürmektedir. Güncel bir başka sorun olarak Halep koridorunun kapanma ihtimaline karşılık başlayacak sayıları 2 milyona kadar varacağı tahmin edilen yeni bir mülteci akını haberleri de kaygılarımızı tetiklemekte.
Bu yoğun ve çaresiz nüfusun giderek artması insan ticaretini organize bir tehlikeye dönüştüren örgütlerin ekmeğine yağ sürmekte ve etkin bir denetimin olmayışı sebebiyle başta cinsel istismara dayalı kadın ticareti, zorla evlendirmeler, organ ticareti, iş gücü sömürüsü gibi mültecilere yönelik yaygınlaşan vakıalar tedirginliğimizi arttırmaktadır.
Tedirginiz, çünkü; bu denli kapsamlı bir problemle karşı karşıya olduğumuz halde gerek yetkililerde gerekse kamuoyunda lokal iyileştirmelerle, etkin olmayan çözümlerle mesele halledilmiş gibi bir algı var.
Tedirginiz, çünkü; sürekli artan mülteci sayısıyla orantılı olarak, kamuoyunda ve basın dilinde aynı oranda artan ve kendini “kaçak”, “yasadışı giriş yapan”, “kimliksiz” gibi tanımlamalarda gösteren mültecilere dönük ayrımcı/ötekileştirici/suçlayıcı bir dil var.
Tedirginiz, çünkü; mevzuat gelişmeleri tamamlanmaya çalışıldığı halde, bir türlü etkinleştirilemeyen kontrol mekanizmaları var. Savaşlardan kaçarak, canını zor kurtaran mülteciler sırf yanlarına pasaport/kimliklerini alamadıkları için “kaçak” damgası yiyebilmekte, her türlü haklarından onlara ilk rastlayan memurun iki dudağından çıkan bir sözle mahrum edilebilmekteler.
Bu bildiriye imza atan sivil toplum örgütleri olarak;
1. Yalnızca ve tek boyutlu bir mülteci problemi ile karşı karşıya olmadığımızı; buna bağlı olarak insan ticareti, fuhuş ticareti, göçmen kaçakçılığı gibi başka sorunların da giderek arttığını,
2. Öncelikli olarak Göç İdaresi Müdürlüğünün tüm organları ile birlikte derhal etkin bir şekilde kuruluşunun tamamlanması gerektiğini,
3. Etkin kontrol mekanizmalarının devreye sokularak mültecilerin etkin başvuru yollarının açılması gerektiğini,
4. Giderek artış gösteren gerek mültecilere yönelik gerekse mültecilerin sebep olduğu adli vakıalara ilişkin etkili kurumların devreye sokulması, gerekirse bu meseleye özgü kurumların kurulması gerektiğini,
5. Göçmen kaçakçılığı, fuhuş ve insan ticareti yapan çete/örgütlerinin mültecilerin zor şartlarından yararlanarak palazlanıp alan genişletmelerinin önüne geçilmesi ve bu suçlara özgü etkin-ağır-caydırıcı çözümler bulunması gerektiğini,
6. Soğukların başlamasıyla birlikte kışın zor şartlarında içerisinde bulundukları kötü koşulların katlanarak büyüdüğü mültecilerin barınak-sıcak yer ihtiyaçlarının acilen karşılanması gerektiğini,
7. Karşı karşıya kaldığımız yeni mülteci akınlarına hazırlıklı olabilmek adına, etkin-etkili-mükellef çözümler üretilmesi, bunun için başta mültecilerin ihtiyaçlarını gözeterek alanda çalışan sivil toplum örgütleri ile dirsek temasına geçilip ihtiyaç-beklenti-risk-çözüm analizlerinin yapılması gerektiğini,
8. Mülteci algısına yönelik ayrımcı/ötekileştirici/suçlayıcı dilin terk edilerek, “yeryüzü hepimizindir” düsturuyla kucaklayıcı/yaşam hakkını önceleyen/merhametli bir dilin kullanılması gerektiğini,
Gerek ilgili yetkililere gerekse kamuoyuna saygıyla bildiririz.
BİLDİRİYE İMZA ATAN SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ
Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği
İHH İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı
MAZLUMDER Mülteci Hakları Merkezi
MÜLTECİ-DER
SGDD (Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği)
Uluslararası Af Örgütü
Uluslararası Mülteci Hakları Derneği
Uluslararası Türkistanlılar Dayanışma Derneği (UTD-Der)