Siyasi rekabet seçim sandıklarından idam sehpalarına taşınmamalıdır!
İran'da 2009 Haziran ayında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adil olmadığı iddiası ile muhalif grupların düzenlediği gösterilerde çıkan olaylarda onlarca kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmış ve binlerce kişi gözaltına alınmıştı. Yapılan yargılamalar sonrasında 17 Kasım'da, çeşitli hapis cezalarının yanı sıra 5 kişi hakkında idam cezası verildi.
Seçim sonuçlarına itirazların kamu otoritesi tarafından yeterince ciddiye alınmaması, hatta tarafgir bir tutum içinde ele alınması sonucunda meydana gelen ve sonrasında çığırından çıkarak insan hayatına mal olan söz konusu gösterilerin asıl sorumlularının sadece sokağa dökülen muhalifler olduğunu iddia etmek sebepleri ihmal etmek anlamına gelir. Protestoların uzun süre devam etmesinin topluma maliyetini dikkate alarak gösterileri sona erdiren ama seçim sonuçlarına ilişkin itirazlarını mahfuz tutan siyasi muhalefet önderleri asıl sorumlu olarak mevcut yönetimi göstermeye devam etmektedir. Olayların sonucundaki kayıpların müşterek sorumluluğunda, protestoculara olduğu kadar protestoya sebep olan adaletsizliği yapanlara veya tatmin edici bir şekilde önleyemeyenlere de bir pay düştüğü dikkatten kaçırılmamalıdır?
Seçimleri serbest ve adil yapma yükümlülüğü kamu gücünü kullanmakta olan iktidara aittir. Siyasetin, rekabeti mahkeme salonlarında veya idam sehpalarında değil seçim süreçlerinde nihayetlendirmesi gerekir. Aksi takdirde iktidar değişimleri, medeni seçim yarışlarının sonuçlarına göre değil kanlı hesaplaşmaların sonuçlarına göre tayin edilir. İktidarın seçimlerle devri yöntemi, insanoğlunun binlerce yıllık siyasi macerasının sonunda, şimdilik bulabildiği en insancıl yöntemdir. Beşerin hafızasında kötü bir hatıra olarak kalması gereken "şiddetin iktidar değişiminde tek yöntem olarak kullanılması"na dönmek, tarihin akışına ters düşer.
MAZLUMDER, delil toplama ve değerlendirmede teknik veya idari yetersizlik, yargılayanların objektif yetersizliği, savunmanın yetersizliği veya herhangi bir olaya ilişkin toplumsal algı yanılması sonucu oluşan yanlış kanaatler gibi, beşer olmaktan kaynaklanan nedenlere dayalı olarak yapılması her zaman muhtemel olan yargısal hatalar nedeniyle, yani mutlak adaleti yerine getirebilmenin önündeki pratik imkansızlıklar nedeniyle, geri dönüşü imkansız olan idam cezasının özellikle politik tasfiye enstrümanı olarak kullanılmasına karşıdır. Muhtemel yargısal hatalar nedeniyle idam dışında bir cezaya çarptırılan kimsenin mağduriyetinin, kısmen telafisi, veya tazmini mümkün iken, idamın, mağdur açısından ne telafisi ne de tazmini mümkündür. Ancak mutlak yargılamanın yanılmazlığıyla kimseye yük gelmeyecek olan "hayata son verme kararı"nın, ne kadar iyi yapılırsa yapılsın, bir yargılamada görece beşeri yetersizliğin marjı dikkate alınırsa, taşınabilmesi çok zor bir vicdani yük olduğu ortadadır. Ayrıca, ileride, suçsuzluğu kanıtlanacak delillerin ortaya çıkması halinde öldürülmüş bir mahkumun yakınlarının hem kamu otoritesini kullananlara hem de yakınlarını mahkemede suçlayan ve mahkum ettirenlere karşı duyacağı husumetin toplumsal barışı tehdit eden potansiyeli gözden uzak tutulmamalıdır. Beşer yargılamasının ontolojik yetersizliği elbette toplumun asayiş, adalet ve gerçeği öğrenme ihtiyacı karşısında kamu otoritesinin hareketsiz kalmasını gerektirmez. Toplumun bu gibi tabii ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla zanlılara uygulanacak cezalandırma yönteminde; geri dönüşün mümkün olmadığı cezalar vermek yerine, mahkum edilenin, tersini iddia ettiği gerçeği her zaman ortaya koyabilmesi ve kendini savunabilmesine fırsat tanıyacak tarzda cezalar vermek tercih edilmelidir.
MAZLUMDER, yukarıda sayılan sebepler ve sakıncalardan dolayı 5 kişi hakkında verilen idam cezalarının uygulanmamasını ve aynı dosyada başka mahkumiyet kararları alan diğerleriyle beraber yeniden açık ve adil yargılama yapılmasını talep eder.
Ahmet Faruk ÜNSAL