<!--[if gte mso 9]><xml>
"SAVAŞ, HEPİMİZİN SONU OLABİLİR"
<!--[if gte mso 9]><xml>
Dün (19.06.2014), Van’dan İHD’li arkadaşlarla birlikte MAZLUMDER olarak Meskan Dağı’ındaki gelişmeleri yerinde görmek üzere Hakkari’ye hareket ettik. Yolboyunca gözlemlediğim kadarıyla barış sürecinin başlamasının hemen ardından boşaltılmış olan korucu kontrol noktalarının yeniden canlandırıldığı ve korucuların kalabalık bir şekilde buralarda tutulduğu şeklindeydi. Hakkari’ye vardığımızda İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve bölgeden gelen bir grub İHD temsilcisi bekliyordu. Onlarla kısa bir tanışma ve sohbetten sonra birkaç yeri ziyaret ettikten sonra Meskan Dağı’na hareket ettik. İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ile birlikte bölgeden gelen bir grub İHD temsilcisi, MAZLUMDER Van Şubesi Başkanı Yakup Aslan, MAZLUMDER Hakkari Şube Başkan Yardımcısı Yaşar Kaplan, ve bazı STK temsilcileri, Meskan Dağı'nda yapımı devam eden kalekol ve askeri hareketliliği yerinde görmek için bölgede incelemelerde bulunmak üzere sarp ve topraklı yoldan kararlaştırılan noktaya gittik. Karakolun yapılması düşünülen tepeye yakın 2600 rakımlı Meskan Dağı'nda kurulu bulunan Barış Nöbet Çadırı'nıda kısa bir görüşmeden sonra, karakolun yapılacağı alana doğru harekete geçtik.
Çadırın kurulduğu noktanın girişinde daha önce bir KCK kontrol noktası olduğu, ancak bizim geçişimiz sırasında bunun çok önceleri kaldırılmış olduğunu, orada geriye kalan bayrak ve bariyerlerden anlıyoruz. Araçların zor çıktığı bu alanda askerlerin bu dağın başına mahkum edilmesinin anlaşılır olduğunu söylemek zordur. Bizi hemen biraz ileride yola döşenen tel örgü, demir tuzaklar ve yüzü kapalı tam donanımlı uzman askerler karşıladı. İnsan Hakları Derneği İzleme Komisyonu olarak Meskan Dağı'na çıkan heyet, bütün ısrarlara rağmen çalışmanın yapıldığı bölgeye alınmadı. Burada iki aya yakındır süren gerginliğe, can kaybı ve yaralanmalara rağmen çözümle ilgili herhangi bir şey yapılmadığını da gözlemledik. Yani, karakolun yapılmasına karar veren akıl, “inadım-inad” diyor. Çatışma döneminde kontrol noktası kurmaya ihtiyaç duymayan devlet, tam da “barış süreci devam ediyor” dediği bir zamanda böyle bir çalışma yapıyor.. Çok fazla miktarda karakol ve kalekol yapıldı ve bir kısmının yapımı da devam ediyor. Sınır bölgelerinde yoğun askeri hareketlilik olduğunu, yaptığımız görüşmelerden öğrendik. Buna ek olarak yapılan güvenlik barajları ve yollarının tam da böyle bir zamana sıkıştırılması samimiyetle bağdaşır bir davranış olmadığı yöre halkınca dillendiriliyor. Yine yol boyunca gözlemlediğimiz kadarıyla da korucularda da bir hareketlilik var ve yaklaşık 2000 korucu kadrosu verildiği söyleniyor. Şehirlerden kopup gerginliğin yaşandığı bölgelere baktığımızda, fazlasıyla kaygılanıyoruz. Çatışma dönemine, savaş dönemine ciddi manada hazırlıkların yapıldığını görmemek mümkün değil. Devletin yaptığı bu hazırlığa karşılık olarak PKK de bir çaba içerisinde ve söylendiği kadarıyla bu kez savaş çıkarsa yöntem değişecek ve şehirler savaşın içine çekilecek. Hatırlayan olur mu bilmem ama “Barış Sürecini İzleme Komisyonu” çalışmaları içerisinde görüştüğümüz yetkililer arasında PKK temsilcileri de vardı. Daha ilk günden onların: “Doğrusun isterseniz biz devletin samimiyetine inanmıyoruz. Devlet yine bizi oyalamaya çalışacak ve bu süre içerisinde savaş hazırlığı yapacaktır. Şu anda yapılan budur. Bunun farkındayız ve biz de barışa zarar vermeyecek şekilde hazırlıklarımızı sürdüreceğiz. Çünkü barışın geleneği bu değildir. Tek taraflı barış olmaz…” şeklindeki sözleri bize manidar gelmişti. Ve inanmak istememiştik. Ancak bu bir yıl süresince bundan başka bir akıl devrede olmadı.
Karakolun yapılmak istendiği noktaya geldiğimizde yasal olmayan bir şekilde yolun kesildiğine ve bazı uzman çavuşların (paralı askerlerin) yüzlerini örttüklerine şahid olduk. Askeri güvenlik noktası olmadığı halde, herkes kafasına göre bir uygulamayı yapabiliyor ve daha önce belirttiğimiz “bu bölgede istisnai bir hukuk uygulanıyor” gerçeği burada da karşımıza çıkıyordu. Hatta, İnsan Hakları Örgütleri temsilcileri olarak orada bulunduğumuzu söylememize rağmen, bazı askerlerin hakaretlerine ve silahlarını bize doğrultmasına şahid olduk. Daha sonra da gelen binbaşı, bütün ısrarlarımıza ve bu fiili durumun yasal olmadığını söylememize rağmen yolu açmadı. Orada yaptığımız basın açıklamasının ardından Meskan dağındaki başarısız kalan inceleme girişimimizi sonlandırdık. Ancak şunu söyleyebilirim ki, durum hiç de barış sürecini yansıtmıyor. Gergin bir hava var ve açık bir şekilde söyleyebilirim ki, adeta savaş hazırlığı var. Son söz olarak, İHD genel başkanı Türkdoğan’ın da belirtmiş olduğu gibi sorumluluk sahibi bütün çevreler bu alandaki duyarlılıklarını ortaya koymalıdırlar ve yapılan bu hazırlıkların geleceğimizi tamamen karartacağını bilmeleri gerekir. Batıdaki kanaat önderleri, Sivil Toplum Örgütleri bu konuda ciddi bir çalışma sergilemelidirler ve seslerini yükselterek bu savaş konseptini etkisiz kılmalıdırlar. Çalışmalarını bu bölgelere kaydırarak, izlenimleri batı kamuoyuyla paylaşarak savaş cinnetine dur demelidirler. Aksi taktirde yarın çok geç olabilir. Savaş, hepimizin sonu olabilir…
<!--[if gte mso 9]><xml>
<!--[if gte mso 9]><xml>