Başbakan daha önceki mesajlarında: "Nefretin değil sevginin, çatışmanın değil barışın ayrılığın değil birliğin, kutuplaşmanın değil kucaklaşmanın, nefret ettirmenin değil sevdirmenin esas olduğunu" belirtmiştir.
Oysa son yıllarda sevginin, çatışmasızlık ortamının, birliğin, sevdirmenin, kucaklaşmanın ve özellikle birlikte yaşamanın inşası amacıyla gerekli hukuksal ve demokratik açılımlar yapılmamıştır.
Yine son günlerde özellikle Altınova, Aydın-Ortaklar, Denizli, Mersin, İstanbul, Adana, Sakarya, Ordu, Trabzon, İzmir gibi batı illerinde meydana gelen ve Kürtleri linç etmeye yönelen olayların tekrarlanmaması için gerekli ve yeterli önlem alınmamaktadır.
Bu bağlamda Adana Valisinin gösterilere katılan çocukların ailelerine yapılan yardımın kesilmesi ve yeşil kartların iptalini öngören tutumu ile Balıkesir Valisinin adeta linçi hoş gören açıklamaları üzerine Başbakanın sessiz kalması bu yapılanları onayladığı şeklinde anlaşılmaktadır. Özellikle Adana Valisinin tutumu insan onurunu zedeleyici mahiyettedir. Kaldı ki gösteri ve toplantı hakkını belki de suç işleyerek kullanan bu çocukları bu ülkenin vatandaşı değilmiş gibi göstermek yangına körükle gitmekten başka bir şey değildir. Adana'da suçlanan ailelere yapılan yardımların aynı zamanda Kürtlerin de ödediği vergilerden oluştuğu gözden kaçırılmamalıdır.
Bir kısım medyanın bu gelişmelere karşı takındığı tutum ise iç barışa hizmet eden bir tutum değildir. Her ne kadar basın tarafından göz ardı edilip haber olarak verilmese dahi batı illerinde yaşayan Kürtlerin hemen hemen her gün ayrımcı uygulamalara maruz kaldıkları çoğu zaman bu uygulamaların ayrımcılığın ötesine geçip lince dönüştüğü bilinmektedir. Bu durum ciddi bir iç çatışma riskini içinde barındırmaktadır.
2005 yılında Diyarbakır'da "Kürt sorunu vardır ve benim sorunumdur" diyen Başbakan'ın bu söylemleri bütün bölge halkı nezdinde barışa yönelik umutların yeşermesine sebep olmuştu. Ancak diğer başbakanlar gibi Sayın Erdoğan'da bu söylemin altını doldurmak yerine geri adım olarak nitelendirilebilecek uygulamaların yapılmasına sessiz kaldı.
Kürt sorununun çözümü bugüne kadar hep bir güvenlik sorunu olarak değerlendirilmiştir. Güvenlik-Özgürlük ikileminde yine güvenlik endişesinin özgürlük politikalarına tercih edildiğini esefle izliyoruz.
Başbakan'ın Irak'ta yaşayan Türkmenler ve Avrupa'da yaşayan Türklere gösterdiği hassasiyetin aynısını asırlardır birlikte yaşadığı Kürtlere göstermesini beklemek ise en doğal hakkıdır.
Biz aşağıda imzası bulunan Sivil Toplum Örgütleri ve meslek odaları olarak Başbakan'ın Kürt sorununu bir satranç oyunu olarak görüp "o kale senin bu kale benim" şeklindeki tutumundan vaz geçerek sorunun kalıcı çözümüne yönelik politikalar üretmesini bekliyoruz. 31.10.2008-VAN
ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ
GÖÇ-DER
HELSİNKİ YURTTAŞLAR DERNEĞİ
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ VAN ŞUBESİ
KESK VAN ŞUBELER PLATFORMU
KÜRDİ-DER
MAVİ GÖL KADIN DERNEĞİ
MAZLUMDER VAN ŞUBESİ
MKM-DER
TAY-DER
TMMOB VAN İL KOORDİNASYON KURULU
VAN BARIŞ GİRİŞİMİ
VAN BAROSU
VAN KADIN DERNEĞİ
YAKA-KOOP
YOL-İŞ 2
YÖDER