Basında Mazlumder

RACHEL İÇIN FILISTINLILER İÇIN ADALET

Rachel’i hatırlamaya devam eden ve onun Gazze’deki dik duruşunun altıncı yıldönümü olan şu günlerde Ortadoğu’da barışı, adaleti ve insan haklarını sağlama konusunda verdikleri sözleri tazeleyen herkese teşekkür ediyoruz.

Rachel’i hatırlamaya devam eden ve onun Gazze’deki dik duruşunun altıncı yıldönümü olan şu günlerde Ortadoğu’da barışı, adaleti ve insan haklarını sağlama konusunda verdikleri sözleri tazeleyen herkese teşekkür ediyoruz. Onun zihnindeki eylem ve övgüler, bugün bize ve diğer kimselere ilham kaynağı oluyor.

13 Mart Cuma günü, Amerikalı aktivist Tristan Anderson’a yapılan trajik saldırıyı üzüntü ile öğrendik. Tristan, Batı Şeria’daki Nilin köyünde inşa edilen ilhak duvarını protesto eden gruba İsrail güçlerinin saldırması sonucunda, göz yaşartıcı bomba ile başından vuruldu. Aynı gün, Nilin köyünün sakinlerinden bir tanesi de atış mühimmatı ile bacağından vuruldu. Geçtiğimiz sekiz ay içerisinde, Nilin köyünün dört sakini, Uluslar arası Adalet Divanı tarafından ‘yasa dışı’ olarak addedilen ve köyün geri kalan toprağının dörtte birini absorbe edecek olan “Ayrım Duvarı”nı cesurca protesto ederken öldürüldüler.

Ölen kişiler şunlardı; 29 Temmuz 2008’de alnından vurulan 10 yaşındaki Ahmed Musa, 30 Temmuz 2009’da lastik kaplı çelik kurşun ile vurulan Yusuf Amira(17), 8 Aralık 2008’de atış mühimmatı ile vurularak öldürülen Arafat Rateb Khawaje(22) ve Muhammed Khawaje(20)… Bu yıldönümünde, Rachel, bizden Tristan Anderson’u, onun ailesini, bu Filistinlileri ve onların ailelerini düşünce dünyamızda ve dualarımızda canlı tutmamızı isterdi. Ve, biz de herkesten böyle yapmalarını talep ediyoruz.

Şu an bu mektubu, “Code Pink” delegasyonu ile Gazze’ye yaptığımız ziyaretin ardından geldiğimiz Kahire’den yazıyoruz. Hem kadın hem erkeklerden oluşan 58 kişilik kafile, sınırın kapanmasına ve kuşatmaya meydan okumak ve Uluslar arası Kadınlar Günü’nü, Gazze’nin güçlü ve cesur kadınları ile kutlamak amacıyla, 7 Mart Cumartesi günü, başarılı bir şekilde Refah Sınır Kapısından geçiş yaptı.

Eminim ki, Rachel, bizim gözü pek kafilemiz bu yolculuğu gerçekleştirdiği için son derece mutlu olmuştur. Gazze Şeridi’nde güneyden kuzeye kadar gittiğimiz her yerde, İsrail’in Aralık ve Ocak aylarında gerçekleştirdiği askeri saldırıların sonucu olarak mahallelerde, belediye binalarında, polis karakollarında, camilerde ve okullarda akıl almaz yıkımların meydana geldiğine şahit olduk. Orada bir araya geldiğimiz kişilere, bu saldırıların kişisel etkilerini sorduğumuzda aldığımız cevaplar hemen hemen aynıydı; kimi annesini, kimi babasını, kimi çocuklarını, kimi kuzenlerini, kimi ise arkadaşlarını kaybetmişti. Filistin İnsan Hakları Merkezi’nin raporlarına göre, bu savaşta 1,434 Filistinli hayatını kaybetti; 5000’den fazla kişi ise yaralandı. Ölenlerin 288’i çocuk; 121’i kadın />

Ziyaretimiz esnasında, güneyde bulunan tarım köyü Hoza’dan geçtik; bu köyde, kara saldırısı sırasında 50 ev yıkılmış. Genç bir erkek çocuğu, İsrail dozerlerinin evlerini başlarını yıkarken sığındıkları yeri göstermek için; bizi harbeye dönmüş bir hücreye doğru çekiştirdi. Bu bölgede Rafiya’nın hikâyesini dinledik. Kendisinin, bu mahallenin çaresiz kadın ve çocuklarını, İsrail askeri buldozerlerinin hedefi olmasını engellemek amacıyla uğraşırken, elinde beyaz bir bayrak ile caddede yürüdüğü bir sırada bir İsrail askerinin sniper ateşi ile nasıl öldürüldüğünü, bizzat canlı tanıklardan dinledik.

Bize, hem Filistinliler tarafından hem de Filistinlileri desteklemek amacıyla bu bölgede bulunan uluslar arası kişilikler tarafından defalarca ‘ortada herhangi bir ateşkes olmadığına’ dair açıklamalarda bulunuldu. Doğrusu, hem biz Gazze’ye girerken hem de Gazze’den çıkarken, sınır bölgesinden gelen patlama sesleri, yaptığımız görüşmelere, konuşmalara ara vermemize sebep oldu. Gazze’deki son gecemizde, bir arkadaşın harabeye dönmüş çiftliğinde, ay ışığı eşliğinde bir ateş yaktık ve 2004 yılında arkadaşımızın ilk evinin, İsrail Ordusu tarafından nasıl yıkıldığının ve şu an içinde bulunduğumuz evin de 6 Şubat tarihinde nasıl harabeye çevrildiğinin hikâyesini dinledik. Bu defa, Apaçi helikopterlerinden atılan İsrail roketleri, bulunduğumuz eve isabet almıştı. Buğdayların olduğu bölge geriye kalmıştı ve biz konuşurken, ince bir meltem rüzgârı eşliğinde dinlendirici bir hışırtı sesi geliyordu buradan. Fakat, o esnada, dikkatimiz, aniden, gece göğünde hızlı bir şekilde beliren F-16’lara odaklandı; arkadaşımız, uçakların yana doğru yatmaları durumunda, bir yerleri hedef alabileceklerini ifade etti.

Gittiğimiz her yerde, tüm Gazeliler için; ama özellikle de çocuklar için, son ve hala devam etmekte olan saldırıların psikolojik etkileri bariz bir şekilde görülüyor. Bu kişiler, sadece, meydana gelen olaylarda büyük yıkımlar gören, üzerlerinde ciddi izler taşıyan kimselerden oluşmuyor. Polis okuluna yapılan saldırı sonucunda, havada uçuşan cesetlere okullarından şahit olan öğrenciler de, kendi evlerinin yanı başına düşen o korkunç bombaları duyan ve hisseden kişiler de bunlara dâhildir. Gazze’nin çocukları, her gün, tarifi imkânsız olan bu insanlık dışı yıkımların yanından geçmek zorunda kalıyorlar.

Rachel’in olayı ile ilgili olarak, İsrail hükümeti tarafından, derinlemesine, güvenilir ve şeffaf bir soruşturma yürütüleceği sözü verilmesine rağmen; geçen altı yıl boyunca, Amerikan Hükümeti, herhangi bir soruşturmanın yürütülmesi durumu olmaksızın beklemeye devam etti ve hala da bu tavrını sürdürüyor. Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olan “Ülke Dışındaki Vatandaşlara Hizmet Sağlama Ofisi” Genel Müdürü Michele Bernier-Toff, Mart 2008’de şunları yazmıştı: “Biz, İsrail Hükümeti’nden bütüncül ve şeffaf bir soruşturma yürütmesi noktasında sürekli olarak talepte bulunuyoruz. Bizim taleplerimiz cevapsız bırakılıyor ve görmezlikten geliniyor”. Şimdi de, Gazze halkına yapılan saldırılar ve Nilin köyünde Tristan Anderson’a yapılan saldırı, soruşturulmaya ve hesap verme zorunluluğuna fazlasıyla ihtiyaç duyuyor. Biz, Başkan Barack Obama’ya, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a ve Kongre üyelerine, “gerçekleşen bu gaddarlıkların, İsrail Hükümeti tarafından ve bağıntılı olan uluslar arası hukuk ve Amerikan hukuku aracılığıyla ele alınmasını garanti etmek amacıyla cesur bir şekilde hareket etmeleri” çağrısında bulunuyoruz. Onlardan acilen ve ısrarla, İsrail ordusunu desteklemeyi bırakıp; bu ordunun zevk alarak yaptığı katliamlar noktasında cezadan muaf olmasını engelleyecek şekilde hareket etmelerini istiyoruz.

Duyduğumuz acıya rağmen, kısa da olsa Rachel’in Gazzeli arkadaşlarının hayatlarına girmenin vermiş olduğu ayrıcalığı bir kez daha hissettik. Onların dirençleri ile duygulandık ve onların şarkıları, dansları ve gözyaşları içerisindeki gülümseyişleri ile cesaret bulduk. Rachel, 2003’te şunları yazmıştı: “Hal böyleyken, ben, bu insanların, yaşamlarında meydana gelen akıl almaz tiksinmelere karşın, insanlıklarını-gülümseme, cömertlik, aileye ayrılan zaman- bu derece güzel bir şekilde himaye etmeleri noktasında göstermiş oldukları kararlılık karşısında hayrete düşüyorum. Aynı şekilde, şartların korkunç olduğu durumlarda dahi, insan olarak kalabilme kabiliyetini ve bu noktadaki kararlılık derecesini keşfediyorum. Anahtar kelimenin, ‘şeref ve vakar’ olduğunu düşünüyorum”. Ölümünün altıncı yıldönümünde, Rachel’in duyarlılıklarını bir kez daha yankılandırıyoruz.

*Cindy ve Craig Corrie, 16 Mart 2003 tarihinde, Filistinli bir doktorun evinin yıkılmasını önlemek amacıyla mücadele verirken İsrail ordusu tarafından öldürülen Rachel Corrie’nin anne ve babasıdır.
israhaber