MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı M. Arif KOÇER, TBMM'ye sunulan iç güvenlik yasa tasarısı ile ilgili basın açıklaması yapmıştır.
Özgürlük güvenlik dengesi temel hakları ihlal edecek şekilde bozulmamalıdır!
İnsan hakları ile insandır. Ekmeksiz yaşasa bile özgürlüksüz yaşayamaz. Onlarca yıllık acı ve gözyaşı ile elde edilen kazanımlar, güvenlik korkusu ve kamu güvenliği gibi “sihirli sözlere” sığınarak feda edilemez. TBMM’ye sunulan iç güvenlik yasa tasarısı, insan hakları ve bireyin özgürlükleri açısından kabul edilemez unsurlar taşımaktadır. Bu tasarının:
1. maddesi ile, 4.7.1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis vazife ve Salahiyet Kanunu, 4/A md.sine eklenen “ancak, el ile dıştan kontrol hariç kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıda bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerin aranması; İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dahilinde mülki amirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı, acele hallerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere sözlü emriyle yapılabilir. Kolluk amirinin kararı 24 saat içinde görevli hakimin onayına sunulur” şeklindeki düzenleme suiistimale ve keyfi kullanımlara müsait aşırı yetki veren bir düzenlemedir. Bununla polise daha önce sahip olmadığı, yargı kararı olmadan kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında görünmeyen bölümlerinin aranması yetkisi tanınmaktadır. Artık kişilerin üstünün ve arabasının görünmeyen yerlerinin aranması için mahkeme kararı gerekmeyecek kolluk amirinin sözlü emri yeterli olacaktır.
Yine aynı yasanın polisin silah kullanma yetkisini düzenleyen ve silah kullanabildiği halleri sayan 16. maddesi bentlerine eklenen d bendi ile -“kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara Molotof, patlayıcı, yanıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde”- silah kullanabileceği düzenlenerek, bu yetki aşırı şekilde genişletilmiştir. Bu ekleme ile“Molotof, patlayıcı, yanıcı, boğucu, yaralayıcı” aletler silah olarak tanımlanmış “ve benzeri silahlar” denilerek, kıyasen silah tanımının ucu açık bırakılarak, silah kullanma yetkisi ve “mazereti” kolluk güçlerinin insafına bırakılmıştır. “Saldırmaya teşebbüs edenler” için de polise bu yetki aynı şekilde verilmiştir.
5681 sayılı kanun 4. maddesi (Resmi Gazete Tarihi 14.06.2007, R.G.No 26552) ile değiştirilmiş bulunan 16. maddedeki "Zor ve Silah Kullanmaya" ilişkin mevcut yasa metni ile 7 yıllık uygulama esnasında, yaklaşık 180 kişi, “direndi veya kaçtı” bahanesi ile öldürülmüş ve yasadaki muğlaklığın değiştirilmesi için yaptığımız PVSK md. 16’nın değiştirilmesine yönelik kampanyamız devam ederken, nice 180’lerin öldürülmesine ve görevimi yaptım mazeretine sığınılarak çok küçük cezalarla veya ceza almadan kurtulmaya sebep olacak bu aşırı yetkinin tanınmasından kesinlikle vazgeçilmelidir.
Bu yasanın 1. maddesinin 4. bendinde basınçlı ibaresinden sonra gelmek üzere ve/veya boyalı ibaresi eklenerek toplantı ve gösterilerde boyalı su sıkılmasına izin verilmesi de yoldan geçenler, esnaf, bölge halkı vb. gibi birçok masumun aksini ispat etmesi mümkün olamayacak derecede zan altında kalmasının yolunu açmaktadır.
3. maddesi ile “6.10.1983 tarihli ve 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununun, 23. maddesinin 1.fıkrasının (b) bendine, “ Ateşli silahlar veya” ibaresinden sonra gelmek üzere “havai fişek, Molotof ve benzeri el yapımı olanlar dahil” ibaresi ve “zincir” ibaresinden sonra gelmek üzere, “demir bilye ve sapan” ibaresi eklenmektedir.
33.maddesinin 1. fıkrasına yapılan ekleme ile “toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde tanımlanan suçlara ilişkin “2 yıldan 4 yıla kadar ceza öngörülmektedir. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yasadışı örgüt ve topluluklara ilişkin amblem ve işaretlerin taşınması durumunda da 6 aydan 3 yıla kadar hapis öngörülmektedir. Öncelikle bu ceza açıkça orantısızdır. Yine barış sürecinin devam ettiği bir ortamda, görüşmeler yapılan şahsın posterinin taşınması halinde bile kolaylıkla uygulanacak bu yüksek cezalar, barış ortamını sekteye uğratacak etki riski taşımaktadır. Ceza siyaseti açısından da, suç ile orantısız düzenlenecek cezaların tam aksi amaca hizmet edeceği ve daha fazla şiddeti tırmandırabileceği unutulmamalıdır.
4. maddesi ile 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı TMK 7. md.’ne eklenen fıkra ile “Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde” kimliklerini gizlemek için yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçu işleyenlerin cebir veya şiddete başvurmaları ya da her türlü silah, molotof ve benzeri patlayıcı, yakıcı ya da yaralayıcı maddeler bulundurmaları veya kullanmaları halinde verilecek cezanın alt sınırı dört yıldan az olamaz” denilmektedir. Terörle Mücadele Yasasının tümüyle kaldırılması ve suç işlenmesi halinde ceza yasası ile tecziye yönüne gidilmesi gerekirken, hem yasanın devamı hem de şiddetlendirilmesi, suç ceza dengesini sarsacak düzeyde orantısız bir cezalandırmaya dönüşecektir.
6. maddesi ile 4.12.2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu 91/3 e eklenen 4. fıkra ile “Suçüstü halleriyle sınırlı olmak kaydıyla; mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından 24 saate kadar, ciddi toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda 48 saate kadar gözaltı kararı verilebilir. En geç bu sürelerin sonunda savcıya bilgi verilerek talimatına göre hareket edilir” denilmektedir. Bu düzenlemeler ise yine kolluk güçleri tarafından keyfi uygulamaya müsait ve insan hak ve özgürlüklerini açıkça tehdit eden bir düzenlemedir. Bu esnek tanımlama, uygulamada çok kötü kullanmalara vesile olabilecektir.
7. maddesi ile 10.6.1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununa eklenecek bir düzenleme ile “Vali lüzumu halinde kolluk amir ve memurlarına suçun aydınlatılması ve suç faillerinin bulunması için gereken acil tedbirlerin uygulanması hususunda doğrudan emirler verebilir.
Vali kamu düzeni ve güvenliğini veya kişilerin mal veya can emniyetini sağlamak amacıyla aldığı tedbir ve kararların uygulanması için adli kuruluşlar ile askeri kuruluşlar dışında, mahalli idareler dahil bütün kamu kurum ve kuruluşlarının araç ve gereçlerinden yararlanabilir, personeline görev verebilir. …bunları yerine getirmek zorundadır. Aksi takdirde vali emir ve talimatlarını kolluk aracılığıyla uygular.” denilmektedir. Yürütmenin ataması ile bir ilin veya ilçenin başına getirilen vali ve kaymakamlara, bu derece geniş yetkiler tanınması uygulamada suiistimale yol açabilecektir. Kendini topluma karşı değil, hatta devlete karşı da değil, özellikle atamasını yapan hükümete karşı sorumlu hisseden valilere/ kaymakamlara bu derece geniş yetki tanınması yanlıştır. Vali/kaymakamların toplum tarafından seçildiği bir ortamda bile, böylesi geniş yetkilerin riski ortadayken mevcut durumda bu düzenleme büyük yanlışlıklara sebep olabilecektir.
Tüm bu sebeplerle, belirtilen maddelerdeki düzenlemeler, kişi özgürlüğünü ve temel hakları tehdit edecek, özgürlük güvenlik dengesini telafisi imkânsız şekilde güvenlik lehine bozacak, polis devletine geçişin adımlarını oluşturan bir düzenleme olacak, toplumsal barışı sağlamak değil, aksine bozacaktır. Bu sebeplerle bu hususların tasarıdan çıkarılmasını talep etmekteyiz.
Kamuoyuna arz ederiz. 16.12.2014
Mehmet Arif Koçer
Mazlumder Genel Başkan Yardımcısı