Basın Açıklamaları

Neden Sudan? Neden Darfur?

UCM’NİN ÖMER EL BEŞİR HAKKINDAKİ KARARI ve ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) dünyanın ilk daimi uluslararası ceza mahkemesi olarak 2002 yılında Hollanda’nın Lahey kentinde kuruldu. Mahkeme doğrudan BM’ye bağlı olmamasına rağmen, mahkemeyi kuran Roma Statüsü’ne göre BM Güvenlik Konseyi mahkemeden soruşturma başlatmasını isteyebilmektedir. Daha önce de savaş suçlarına ilişkin mahkemeler kurulmuş olsa da Uluslararası Ceza Mahkemesi bunlardan farklı olarak belirli bir bölge veya devletten ziyade uluslararası alanda ve sürekli faaliyet göstermek üzere kurulmuştur.

Bu mahkemenin Sudan üzerinde doğrudan bir yargı yetkisi olmamasına rağmen, savcıya verilen yetkiler gereği, 14 Temmuz 2008’de başsavcı Luis Moreno Ocampa Sudan devlet başkanı Ömer El Beşir’in savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlediğini öne sürerek tutuklanması talebinde bulunmuştu. 2009 yılı Mart ayında ise mahkemeden savcının talebi yönünde karar çıktı. Bu kararı 22 üyeli Arap Ligi, 53 üyeli Afrika birliği, 57 üyeli İslam konferansı teşkilatı, Rusya, Çin, İran ve Türkiye olumsuz karşılamış, Amerika başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi de desteklemiştir.

SONUÇ
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararın ardından Türkiye’de başlayan tartışmalarda Darfur bölgesiyle Gazze arasında bazı karşılaştırmalar yapılarak, Gazze konusunda gösterilen hassasiyetin Darfur konusunda gösterilmediği, bunun nedeninin ise Sudan’ın Müslüman yöneticileri olduğu yönünde basında bazı haberlere rastlanmıştır.

MAZLUMDER’in 90’lı yıllardan beri Sudan’la ilgili çalışması zaten mevcuttur. Darfur sorununun başladığı 2003 yılında başlamak üzere 2004–05–06–07–08 yıllarında konu MAZLUMDER Dünya İnsan Hakları Raporunda ele alınmıştır. (raporlar ekte mevcuttur). Hazırlanan bu raporlarda bölgedeki insani durum tüm detaylarıyla ortaya konulmaya çalışılmıştır. MAZLUMDER uzun yıllar Türkiye’nin bu bölgeye bakan bir insan hakları penceresi olmuştur ve hâlihazırdaki Sudan yönetimini, yapılan hak ihlallerinden dolayı defalarca uyarmıştır.

MAZLUMDER’in yanında Türkiye’den ve İslam dünyasından birçok insan hakları örgütü ve insani yardım kuruluşu söz konusu bölge ile alakalı çalışmalar düzenlemiş ve raporlar hazırlamıştır. Bunun anlamı bölgedeki krizin farkında olmaktır. Ancak bölgedeki krizin farkında olmakla beraber bu krize çanak tutan emperyalist güçleri görmezden gelmek mümkün değildir. Bu çerçevede UCM’nin faaliyetlerini baltalamak için elinden geleni yapan, UCM’ye karşı kampanya yürüten, Mahkemeyi etkisiz hale getirmek için ve kendi vatandaşlarının yargılanmasına engel olmak için çok sayıda ülke ile ikili dokunulmazlık anlaşmaları imzalayan ABD’nin Sudan ve El-Beşir konusunda mahkemeyi destekleyen tavrı açık bir ikiyüzlülük örneğidir.

Konuyla alakalı olarak Sudan Büyükelçisi İbrahim MARER ABDURRAHİM ile görüşen MAZLUMDER Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu, ziyaret sırasında Sudan Devlet Başkanı Ömer El-BEŞİR hakkında UCM tarafından verilen tutuklama kararı ile alakalı karşılıklı değerlendirmelerde bulunmuştur. MAZLUMDER bu görüşmede, Darfur’da meydana gelen olaylara ilişkin olarak, Sudan’ın uluslararası kuruluşlara kapısını açması gerektiğini ve Darfur hadisesine ilişkin tarafsızobjektif bir rapor hazırlanması gerektiğini belirtmiştir. MAZLUMDER Genel Başkanı, büyükelçinin teklifi doğrultusunda sivil toplum temsilcileri ile beraber bir heyet oluşturup Sudan’a gidebileceğimizi belirterek, büyükelçilik yetkilileri ile bu konunun detaylarını en kısa sürede netleştirmek istediklerini belirtmiştir.

MAZLUMDER bu haksızlıkları dile getirirken, Ömer El Beşir’in Uluslararası Ceza Mahkemesince tutuklanması yönündeki karar sürecinin bir parçası ya da destekçisi olmamıştır. Var olan bir adaletsizliğin ortadan kaldırılması noktasında şayet Sudan’da veya dünyada oluşan bir uzlaşma varsa MAZLUMDER Hilful Fudul örneğinden yola çıkarak bu yöndeki çalışmalara ve adaletin gerçekleşmesine destek verebilir. Ancak Uluslararası Ceza Mahkemesi karar alırken bu karar etrafında oluşan şaibeleri de giderecek şekilde karar vermesi gerekir.

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Afganistan ve Irak’ın işgalinde ölen yüz binlerce insanla ilgili herhangi bir karar almazken, petrol kaynakları yönünden küresel güçlerin çekişme sahası haline gelmiş bir bölgeyle ilgili böyle bir kararı nasıl alabilmektedir? Diğer önemli bir soru da bu mahkemeler neden sadece “üçüncü dünya” ülkelerinin(!) yetkililerini yargılıyorlar? Onlarca yıldır yapılan savaşlarda ölen insanların sorumluları arasında ABD ve Avrupa yöneticileri bulunmuyor mu? Ruanda’da yapılan soykırımda Belçika yetkililerinin, Irak’ta bir milyondan fazla kişinin ölümünde ABD ve İngiltere yetkililerinin, Afganistan’da yüz binlerce kişinin ölümü ve halen devam eden sivil katliamların başta ABD olmak üzere NATO üyesi ülkelerinin yetkililerinin sorumluluğu ne zaman gündeme gelecek? Dünyayı yaşanmaz hale getiren “terörle savaş” doktrinini uygulayanları, uluslar arası hukuku hiçe sayanları, CIA’nın işkence uçuşlarına imkân tanıyan (dolayısıyla işkenceye destek olan) neredeyse tüm Avrupa Ülkelerini kim yargılayacak? Bütün bu sorular mahkemenin verdiği kararın aslında adaleti sağlamaya dönük bir çabadan kaynaklanmadığını göstermektedir.

Uluslararası barış ve güvenliği sürekli kılmak ve uluslararası ceza yargılamasının adil ve objektif bir nitelik kazanması için UCM’nin güçlü ve güçsüz bütün ülkeler üzerinde etkin bir konumda olması gerekir. UCM’nin güçsüz ülkelerin yetkililerini yargılaması ancak güçlü ülkelerin yetkililerine dokunamaması mahkemeye duyulan güven ve inancı yok etme noktasına gelebilir. Unutulmamalıdır ki Adalet, küçük sineklerin takıldığı, büyük sineklerin delip geçtiği bir örümcek ağı değildir.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Sudan hükümeti, uluslararası arabulucular gözetiminde yapılacak bir barış sürecini başlatmayı kabul ederek, ateşkesin denetimi için İslam ülkelerinden ya da Afrika ülkelerinden barış gücü askerlerinin Darfur’a yerleştirilmesini önerebilir. Yine Hartum hükümeti, sivillerin zarar görmemesi için her türlü silahlı operasyonu durdurma kararlı lığını göstermeli ve adı sivil katliamlarına karışmış olan milisleri cezalandırmalıdır. Bölgeye insani yardımın ulaşması için gerekli kolaylıkları göstermeli ve yerinden edilmiş olanların geri dönüşü konusunda uygun zemini hazırlamalı, zarar görenlere tazminat ödemelidir.

Hükümet karşıtları da derhal ateşkese uyarak, gerilimi tırmandıracak her türlü davranıştan kaçınmalıdır. Bölgeye giden yardım görevlilerine ve kuruluşlara saldırı düzenlemeyecekleri konusunda kesin kayıt koymalıdır.

Uluslararası toplum, ABD’nin çıkarlarına hizmet etme şeklinde anlaşılacak baskılardan vazgeçerek bölgede kalıcı bir barış için BM dışında bir barış platformu oluşturmalıdır. Bu konuda İslam Konferansı Örgütü, Afrika Birliği ya da Arap Birliği Örgütü daha aktif roller üstlenebilir.

Bölgeyle ilgili yapılacak her türlü barış girişiminde sömürü eksenli değil adalet merkezli bir bakışla hareket edilmesi ve barış sürecinin kısır çıkarsal ilişkilerden uzak tutulması gerekmektedir. Bunun için oluşacak barış sürecine önce Sudan’ın daha sonra komşularının ve Afrika Birliğinin müdahil olması gerekmektedir.

Gerek Sudan yönetimi ve gerekse Darfur’daki muhalif hareketlerin ortak inisiyatifiyle tarafsız ülkelerden bölgeye barış gücü gönderilebilir. Ancak gönderilecek barış gücünün bölgedeki barışı tesis etmenin dışında bir hedefi olmaması gerekmektedir. Barış gücü komutanlığını BM gibi kurumlara değil oluşturulacak olan tarafsız kurullara bırakılması gerekmektedir.

Bunun dışında, barış sürecini bozacak gelişmelerin önüne geçebilmek için tarafların konsensüsüyle ortak bir yargı mekanizması oluşturulabilir.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi


-NEDEN SUDAN? NEDEN DARFUR? RAPORUNU İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN-