Basın Açıklamaları

MÜLTECİLER İNSANCA MUAMELE İSTİYOR

MÜLTECİLER İNSANCA MUAMELE İSTİYOR

MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı Abdulhalim YILMAZ, Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle aşağıdaki açıklamayı yapmıştır

 MÜLTECİLER İNSANCA MUAMELE İSTİYOR

Dünya üzerinde gün geçtikçe mültecilerin sayısı artıyor, siyasal karışıklıklar, iç savaşlar ve silahlı çatışmalar milyonlarca insanı yerinden yurdundan etmeye devam ediyor. Birleşmiş Milletler’e göre kayıtlı mülteci sayısı 50 milyonu geçmiş durumda; bu da İkinci Dünya savaşından bu yana en yüksek sayıyı ifade ediyor

Mültecilerin sayısının artmasına karşılık, her zaman hoşgörüyle misafir edildiklerini söylemek mümkün değil. Mültecilerin geçişlerini engellemek isteyen ülkeler, aynı zamanda ölümlerine de yol açıyor. Hayatlarını kurtarmak için yola çıkan binlerce kişi yollarda, nehirlerde, denizlerde hayatını kaybediyor. Akdeniz mülteciler için en büyük mülteci mezarlığı olmuş durumda... Kale durumuna getirilen sınırları ve ölüm tehlikelerini atlatabilenler zorla geri gönderilme riski ve yabancı düşmanlığı tehdidi altında yaşamak zorunda kalıyorlar.

Suriye’de 4. yılına giren iç savaştan dolayı 7 milyona yakın insan evini terk etmek zorunda kaldı. Afganistan, Somali ve Irak’ın işgali ve sonrasında düzelmeyen ortam nedeniyle milyonlarca insan mülteci oldu. Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Güney Sudan'daki iç çatışmalarda yüz binlerce insan canını kurtarmak için evini terk etmek zorunda kaldı.

Türkiye’ye baktığımızda ise, bugün itibariyle tarihinin en kalabalık mülteci gruplarından birini misafir ediyor. Suriye’deki iç savaştan kaçan ve “geçici koruma” rejimi altında korunan mültecilerin sayısı çoktan 1 milyonu aşmış durumda. Yaklaşık 230 bini kamplarda olan Suriyeliler neredeyse Türkiye’nin bütün şehirlerine dağılmışlar ve hayatta kalma mücadelesi veriyorlar.

 

Kamp dışında yaşayanlara sosyal hizmetlere erişimlerinin sağlanması ve gerçek bir insani koruma sağlanması için tedbirler alınması gerekiyor.Dahası, Suriye’deki iç savaşın uzayarak devam etmesi ve mültecilerin kısa sürede ülkelerine dönüş ihtimali görünmemesi nedeniyle uyum / entegrasyon konusunda çalışmalara ihtiyaç var. Bu konuda devlete ve sivil topluma ayrı ayrı görevler düşüyor.

BMMYK Türkiye Temsilciliği’nin Türkiye’deki en büyük mülteci gruplarından olan Afgan mültecilerin tüm işlemlerini dondurması ve dezavantajlı bir duruma itmesi, BM’nin kabul ettiği uluslararası sözleşme ve prensiplere aykırı ve ayrımcı bir uygulamadır. Afgan mülteciler, bu nedenle, 14 Nisan 2014 tarihinden beri BMMYK Ankara Ofisi önünde protesto yapıyorlar. Aralarında açlık grevi yapanlar ve ağızlarını dikenler de bulunuyor. 26 Nisan 2014 günü polis, BMMYK önünde sessizce oturma eylemi yapan 240 Afgan mülteciyi şiddet kullanarak gözaltına aldı, dövülerek otobüslere bindirilen sığınmacılar, zorla farklı illere gönderildiler, gözaltı sırasında 6 Afgan mülteci yaralandı

Yabancıların ve mültecilerin gözaltında tutuldukları ve Geri Gönderme Merkezleri olarak adlandırılan polis merkezleri insan hakları ihlalleri üretmeye devam ediyor. Bir yandan bu merkezlerin fiziksel koşulları (aşırı kalabalık olması, temiz olmaması, bulaşıcı hastalıklar vs.) nedeniyle tutulanların sağlığı ciddi anlamda tehdit altındadır. Bu nedenle, merkezde tutulan kişilerin ruhsal ve bedensel sağlıkları bozulmakta, verem gibi hastalıklara yakalanmaktadırlar. Bu merkezlerde tutulanlar, aylarca belirsiz bir şekilde ve gayriinsani şartlarda yaşamaktadırlar.

Diğer yandan merkezlerde yeteri kadar denetim yapılmaması,  tutulan kişilerin yabancı olması ve yasal haklarını bilmemeleri, yani sahipsiz olarak görülmeleri nedeniyle, tutulanlara yönelik kötü muameleler dışarıya çok az yansıyabilmektedir. Tutulma merkezlerindeki yabancılara yönelik kötü muamelelerde, cezasızlık olgusu çok daha fazladır.

Daha da kötüsü, Merkezlerdeki fiziksel koşullar veya kötü muamele sonucu hayatını kaybeden kişilerin ölümü bile kamuoyuna çok geç yansımaktadır. Örneğin İstanbul Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde 2014 yılı Şubat ayında iki Türkmen uyruklunun veremden öldüğü, bir kişinin de aşırı doz uyuşturucu madde kullanmaktan öldüğüne dair duyumlar alınmış, ancak gerçekte ne olduğu öğrenilememiş, konu medyaya da yansımamıştır. Yakın zamanda Van Geri Gönderme Merkezi’nde 17 yaşındaki Afgan çocuğun polis şiddeti nedeniyle öldüğü haberi medyaya yansımış, ancak çocuğun 17 Mayıs’ta hastaneye kaldırıldığı ve 31 Mayıs’ta hayatını kaybettiği, ancak bundan yaklaşık 2 hafta sonra 17 Haziran günü olayın kamuoyu tarafından öğrenilebildiği anlaşılmıştır.  Maalesef, merkezlerde yaşanan ölümler bile kamuoyuna doğru düzgün yansıyamamaktadır.

Van’da ölen Afgan çocuk hakkında açılan soruşturmada (aynen Beyoğlu karakolunda gözaltında polisin silahından çıkan kurşunla ölen Nijeryalı Festus Okey olayında olduğu gibi) olayın olduğu yerdeki kameranın bozuk olduğu ifade edilmiştir. Şu an için soruşturmada en ciddi sorun ise, Merkezde tutulan ve polis şiddetine şahit olan diğer mülteci çocukların Van Yabancılar Şube Müdürlüğü polisleri tarafından sınırdışı edilme ve böylelikle delillerin karartılması tehdidi altında olmasıdır. Bu durumda, Merkezde ölen çocuk nedeniyle açılan soruşturmadan etkin ve adil bir sonuç çıkması asla mümkün olmayacaktır. 

11 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Türkiye’de mülteci ve yabancılara yönelik uygulamaların iyileşmesi beklentimizi korumaya devam ediyoruz. Ancak, uygulamacıların değişmemesi, yabancılar polisinin bir yıl daha işlemleri yürütecek olması nedeniyle, uygulamada bir iyileşme görünmemektedir. İltica başvuruları konusunda etkin bir değerlendirme yapılmadan karar verilmekte, Merkezlerde tutulan yabancılar aylarca tutulmaya devam edilmektedir. Yabancılar güvenlik gerekçesiyle aylarca, hatta yıllarca –evet yıllarca- tutulmaya devam edilmektedir. Adana Geri Gönderme Merkezi ise bir şekilde “toplama kampı”na dönüştürülmüştür.

MAZLUMDER olarak şu hususların altını çizmek istiyoruz:

- BMMYK, Afgan mültecilerin tüm işlemlerinin durdurulmasına ilişkin kararını gözden geçirmeli ve BM’nin ilkelerine aykırı ayrımcı uygulamaya son vermelidir.

- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun insani yönü ön plana çıkartılarak etkin bir şekilde uygulanmalı; Geri Gönderme Merkezleri hızlı bir şekilde kolluktan alınarak Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne devredilmeli, Merkezlerde insan onuruna yaraşır şekilde iyileştirmeler yapılmalı, yabancıların çok uzun süre gözetim altında tutulması yerine alternatif tedbirlere ağırlık verilmelidir.

-  Kolluk görevlilerinin yabancılara ve mültecilere yönelik kötü muamele şikayetleri konusunda etkili ve bağımsız soruşturma yürütülmeli, Van’da ölen çocuk konusunda şahit olan diğer yabancıların alelacele sınırdışı edilmemesi için tedbir alınmalıdır.

- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile birlikte Türkiye’nin göç politikasında zihniyet değişikliğine gidilmeli, bu çerçevede uzun yıllar Türkiye’de bulunan yabancılar ve mültecilerin, özellikle de uzun süre kalacağı anlaşılan Suriyeli mülteciler için uyum / entegrasyon çalışmalarına ağırlık verilmelidir.

 

 

<!--[if !supportFootnotes]-->


<!--[endif]-->

 “Mülteci sayısı 50 milyonu aştı” Sabah, 20.06.2014,

 

http://www.sabah.com.tr/Dunya/2014/06/20/multeci-sayisi-50-milyonu-asti

 

MAZLUMDER “Türkiye'de Suriyeli Mülteciler - İstanbul Örneği”

 

http://istanbul.mazlumder.org/webimage/suriyeli_multeciler_raporu_2013.pdf    

 

MAZLUMDER “Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu

 

www.mazlumder.org/.../MAZLUMDER KAMP DIŞINDA Y...