Bu ülke ergenlik dönemine daha yeni yeni giriyor. Kendisi için neyin iyi-doğru, neyin kötü-yanlış olduğunu seçme sürecinde. Burada aklıselim davrandığı da söylenemez. Ancak böyle bir yol ayrımında olduğunun farkında.
Ülkede önemli gelişmeler olmakta her şey hızlı bir süreç içinde gelişmekte. Umuyor ve diliyoruz ki düzlüğe çıkmanın eşiğindeyiz. Bu geçiş sancılı da olsa, ağır aksak da olsa ümitli olmak için çok sebebimiz var.
Her zaman ifade ettiğimiz gibi, Ergenekon davası gıdım gıdım ilerlese de, bu davaya başlanmış olması, ülkenin kaderini kendi inisiyatiflerinde gören güçlere dokunulabileceğini, hukukun herkes için olduğunu, suçun ve suç tanımının herkes için geçerli olduğunu göstermesi açısından oldukça önemli bir adımdır. Genelkurmay başkanının herkesin bir tarafa çekerek yorumladığı konuşmalarının netleşmesi gereği, yaptığı son konuşma ile daha ciddi bir gereklilik olarak ortaya çıkmıştır. Hukuk dışı yapılanmalara karşı net ve tavizsiz olmalıdır.
Balyoz planının açık edilmesi ile birlikte camileri bombalamaktan tutun da, karşıt ve taraf gazeteciler listesine, stadyumları insan doldurmaktan, müstakbel hükümet şemalarına ve bürokratik atama-değişme hesaplarına değin inceden inceye düşünülmüş yeni bir darbe planına tanık olduk son on gündür. Buna karşı "Balyoz Darbe Planı"nda tutuklanacaklar listesinde yer alan gazetecilerin buna tepki göstererek basın açıklaması yapması ve suç duyurusunda bulunacaklarını bildirmeleri sevindirici ve aynı zamanda hak arama ve hukuk adına ümit vericidir. Bu gazetecilerin onurlarına sahip çıkmaları örneklik teşkil etmelidir. Buna ilaveten Poyrazköy cephaneliklerinin "sivil yargı"ya kalması da(!) adalet adına sevindirici ve takibi zorunlu hale gelmiş bir dava. Ergenekon davasının bir devamı olarak sıkıca takibe alınması gerekiyor. Bu dava aynı zamanda hukukun işlerliği ve güvenirliği açısından da önemli. Hukuk kurumu da reşit olup olmadığının sınavını verecek.
Alevi Çalıştayı'nın da artık aşamalı bir çözüm sürecinin işareti olduğunu gözlemliyor ve açılım hevesinin kursaklarda kaldığı bu dönemlerde sadra şifa neticeler vermesini diliyoruz. Bu ülkenin şiddetle ihtiyaç duyduğu adalet, özgürlük ve huzur artık gelmeli, ayrımcılık ve eşitsizlik nedeni olan tüm engellerin kaldırılması, bu ülkede toplumsal sorumluluk sahibi herkesin ve her kesimin/kurumun önceliği olmalıdır. Açılım konseptinin artık umut vermediği intibalarına onbeş yaşındaki kız çocuğuna sırf taş attığı için, yaşı kadar ceza vermek bir mahkeme kararı olsa da, açılım sürecinin karnesidir de aynı zamanda. Hukukun da taraf olması gereken tek adres adalettir. Başka taraftarlık hukuk değil zulümdür. Bir kız çocuğuna ve diğer çocuklara taş atma cezası kesen konsept açılım değil militarizm, kaos ve savaş armağan eder. Her gün gözaltı ve tutuklamaların sürdüğü bir yerde kimsenin açılıma ikna olması makul olmasa gerek.
Ayrıca son günlerde ülkede kaybolan çocuk sayısında görülen artış artık dikkatlerden kaçmayacak denli artmış ve çocuk sahibi tüm aileler bundan tedirginlik duymaya başlamıştır. Bu konuda başta hükümet öncelikle önleyici tedbirler almalı, kayıpların akıbetini kamuoyu ile paylaşmalıdır. 1658 adet kayıp çocuk vakası son derce ürkütücü ve korkunç bir rakamdır. Bu rakam istihbarat ve emniyet alanında yaşanan zaafın da bir ifadesidir. Bu 1658 çocuğun meçhul akıbeti yeni kurbanların da olabileceği endişesini besleyen haklı bir tedirginlik sebebidir. Bu durum derhal meclis önergeleri, araştırma komisyonları, kolluk ve istihbarat çalışmaları ile kısa sürede kamuoyunun bu korkusunu giderecek netlikte giderilmelidir.
Bu ülkenin başta Kürt sorunu olmak üzere bütün sorunlarının çözümünün tek adresinin yeni, adil, özgürlükçü, çoğulcu, demokratik ve militarizmden uzak, insan merkezli sivil bir anayasa olduğunu tekrar hatırlatıyoruz.
Bahadır TOK
Mazlumder Van Şb Yön. Krl. Üy.