YEMEN’DE DARBE VE İŞGAL DEĞİL, BARIŞ VE HUZUR İSTİYORUZ
25 Mart 2015 tarihinde Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Fas ve Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkeler öncülüğünde Yemen’e askeri bir saldırı başlatıldı. Saldırı ABD, İngiltere ve Fransa gibi emperyalist güçlerce desteklendi. Dünya kamuoyuna açıklanan saldırı gerekçesi; Arap Baharı isyanlarında istifası konusunda ikna edilen devlet başkanı Ali Abdullah Salih’in yerine 2012 yılında göreve getirilen Abed Rabbu Mansur Hadi’nin ordu ve İran destekli Husi milis güçleri tarafından 6 Şubat 2015’te devrilmesi. Saldırının muhatabı olan Husilerin iddiası ise 2012’den bu yana Mansur Hadi’nin anlaşmalara rağmen gerek ulusal uzlaşı hükümeti kurma, gerekse de yeni anayasa yazımı konusunda ayak sürümesi.
Tarafların iddiaları birlikte değerlendirildiğinde; siyasi süreçlerin tıkanmasının 6 Şubat darbesine yol açtığı, operasyonu başlatanların ise 6 Şubat’a gelinen süreçte uzlaştırıcı rol oynamak bir yana, saldırıya gerekçe hazırlar tarzda kışkırtıcı oldukları anlaşılmaktadır. Mısır’ın seçilmiş hükümetine darbe yapan Sisi’nin koalisyonun bir parçası olması, Yemen’e saldıran güçlerin meşru hükümeti savunmak iddiasının inandırıcı olmadığının bariz bir göstergesidir.
Ayrıca Suudiler ve Körfez İşbirliği Konseyi üyelerinin Bahreyn halkının barışçı gösterilerini bastırmak için bu ülkeyi işgal ettikleri gerçeği de hatırdan uzak tutulmamalıdır. Saldırının başını çeken Suudilerin ve Mısır’ın ortak özelliği, İslam dünyasının en kadim ve sivil İslami Direniş Hareketi olan İhvan düşmanlığıdır. Ayrıca Suudi, Mısır, Fas ve Ürdün gibi saldırgan ülkeler ile saldırıya destek veren ABD, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerin ortak yönleri İsrail dostluklarıdır.
Yemen saldırısının başta Yemen ve Suudi Arabistan olmak üzere İslam dünyasının çeşitli bölgelerinde mezhep nefreti temelinde kör bir şiddeti tetiklemesi ihtimali bulunmaktadır. Bu durum ise 2003 Irak işgaliyle başlayan ve Suriye iç savaşıyla iyice su yüzüne çıkan mezhep temelli şiddetin yaygınlaşmasına ve kalıcılaşmasına sebep olacaktır. Tıkanan siyasi süreçleri aşmak ve ara bulmak için iki devleti bir araya getirmeyenlerin askeri müdahale için on devleti bir araya getirmesi yangına benzin taşımaktır. Bölgenin ve İslam dünyasının yıllarca sürecek nefret ve kan davalarına mahkûm edilmek istenmesidir. Ayrıca bu durum, huzura ve barışa değil, İsrail’in güvenliğine yatırım yapmaktır.
1967 savaşında İsrail’e kaptırdığı Akabe körfezinin ağzındaki Tiran ve Senafir adalarının adını anmayan, uluslar arası hukukun kendine verdiği hakları bile kullanmayan Suudilerin, Babul Mendeb’in İsrail’in Hint Okyanusu’na güvenli bir çıkışı olarak kalmasını sağlayacak şekilde Yemen’in terbiye ve tasfiye edilmesine matuf katliama girişmesi, saldırının, İsrail adına yürütülen vekâlet savaşı olması şüphelerini çok güçlendirmektedir.
MAZLUMDER, “kim olursa olsun zalime karşı, mazlumdan yana” ilkesinin bir gereği olarak, Yemen’de, hem İran destekli 6Şubat darbesini hem de, Suud önderliğindeki saldırıyı kınamakta, halkların meşru taleplerine saygı gösterilmesini beklemekte ve harekâta derhal son verilmesini istemektedir.
Derviş ARGUN
MAZLUMDER Konya Şube Başkanı