Basın Açıklamaları

MAZLUMDER Genel Merkezi 12. Olağan Genel Kurulunu Gerçekleştirdi.

MAZLUMDER Genel Merkezi 12. Olağan Genel Kurulunu Gerçekleştirdi.
MAZLUMDER Genel Merkezi 12. Olağan Genel Kurulunu Gerçekleştirdi.

MAZLUMDER Genel Merkezi 12. Olağan Genel Kurulunu Gerçekleştirdi.

MAZLUMDER Genel Merkezi, 31 Mayıs 2015 tarihinde, 12. Olağan Genel Kurulu'nu gerçekleştirdi.

Ankara Başkent Öğretmenevi'nde yapılan genel kurula, MAZLUMDER üye ve gönüllülerinin yanı sıra, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri de katıldı.

MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk ÜNSAL'ın açılış konuşması ile başlayan programda, Sivil Toplum Örgütü temsilcilerinden Memur-Sen Genel Başkan Yrd. Mehmet Emin ESEN, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Hayri KIRBAŞOĞLU, İnsan Hakları Derneği Myk Üyesi İsmail BOYRAZ, İLKDER Gnl. Bşk. Özden Zehra SÖNMEZ, KAFFED Gnl Bşk.Yaşar ASLANKAYA  konuşma yaptılar. Konuşmaların ardından MAZLUMDER'i tanıtıcı kısa bir sinevizyon gösterimi gerçekleştirilerek oluşturulan divanla yeni yönetim ve denetim kurullarının seçimine geçildi.

Saat 16.00'ya kadar süren program, katılımcıların dilek ve temennileriyle son buldu.

MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk ÜNSAL’ın 12. Olağan Genel Kurul Açılış Konuşması;

                                                 Bismillahirrahmanirrahim

  MAZLUMDER 12. Olağan Genel Kurulu’nu teşrif eden çok kıymetli dostlar, siyasi partilerin, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının, basının temsilcileri, MAZLUMDER’in üyeleri, yöneticileri ve delegeleri; Ankara dışından teşrif eden misafirler, Kongremize hoş geldiniz. Hepinizi derneğimiz adına en içten duygularımla selamlıyorum. Kongremizin başarılı geçmesini ve hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan temenni ediyorum. 

Büyük adalet yürüyüşümüzde her zaman yanımızda olmanızın verdiği güçle bizden önceki kuşakların olduğu gibi bizler de kınayanın kınamasından korkmadan hakikate şahitlik etmeye devam edeceğiz. MAZLUMDER, evrensel insan hakları birikimiyle kendi medeniyet değerlerini buluşturarak sadece Türkiye’de değil dünya çapında da özgün bir insan hakları duruşu inşa etme yolunda gayretlerine bundan sonra da devam edecektir.

Bu çabada her zaman beraber yürüdüğümüz mesai arkadaşlarıma, özellikle son 2 yıldır Kongre’den aldığı yetkiyi büyük bir emanet bilinciyle kullanan temsilcilerimize, şube yöneticilerimize, Genel Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarıma, Genel Merkez çalışanlarına şükranlarımı arz ediyorum.

İki yıllık süre içinde pek çok önemli işler yaptık. Emaneti, bizlere teslim eden kurucu tabanımıza ve üyelerimize yakışacak şekilde taşımaya çalıştık. Elbette daha iyisi olabilirdi.

2 yıllık süre içinde gücümüz nispetinde yapmaya çalıştıklarımızı kısaca şöyle özetleyebilirim:

Türkiye;

Başörtüsü sorunun üniformalı meslekler hariç büyük ölçüde çözülmüş olmasında duyduğumuz memnuniyeti ifade etmek isteriz. Emeği geçenlere teşekkür ederiz. Tam özgürlük sağlanıncaya kadar sorunun çözümü için gerekli çabayı ve takibi göstereceğiz. 

Ülkede en ağır insan hakları ihlallerine neden olan, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte yapısal olarak tevarüs ettiğimiz Kürt Sorunu’nun adil, barışçı ve kalıcı bir çözüme ulaşması için çabalarımız ve katkılarımız her zaman olduğu gibi bu dönemde de devam etti. Çözüm sürecinin seçime ve oy hesaplarına kurban edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu bağlamda;

  • Cezaevlerindeki yaşlı ve terminal safhasına gelmiş hasta mahpusların ömürlerinin son demlerini ailelerinin yanında geçirmeleri için gereken tüm adımlar behemehal atılmalıdır.
  • Anadil üzerindeki tüm engeller tamamen ve bir pazarlık konusu yapılmadan kaldırılmalıdır.
  • 12 Eylül Rejimi’nin siyasal katılımın önüne engel olarak koyduğu birçok yasak kaldırılmışken seçim barajının kaldırılmamış olması kabul edilebilir değildir.
  • Çatışan taraf temsilcileri ile yürütülen ve “Terörün Önlenmesi Ve Toplumsal Bütünleşmenin Sağlanması Yasası”yla hukuki çerçeveye büründürülen, görüşmeler sürdürülmelidir.
  • İç Güvenlik Yasası bağlamında, zaten sorun kaynağı olan Terörle Mücadele Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu ve Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’da yapılan değişiklikler büyük bir risk oluşturmaktadır. Söz konusu yasa ile mülki amirlere verilen yargı yetkisi sayesinde “makul şüphe” gerekçesiyle polisin silah kullanma, üst baş arama, dinleme yapma ve gözaltına alma yetkisinin keyfi uygulamalara yol açacağını ve toplumsal barışı bozabilecek potansiyele sahip olduğunu bir kez daha vurgulamak isteriz. PVSKda polise verilen geniş silah kullanma yetkisi daraltılmalıdır.
  • Roboski Katliamı yargılamaları vesilesiyle bir kez daha gördük ki Askeri Mahkemeler hukuku değil Ordu’yu korumak için dizayn edilmiş aparatlardır. Dava askeri mahkemelerde yetkisizlik kararıyla örtülmeye çalışılmış ve Anayasa Mahkemesi safhasına geçilmiştir. Adaletin yerli kurumlar eliyle tesis edilmemesi halinde sürecin uluslararası mahkemelere taşınacağı görünmektedir. Kendi vatandaşının hukukunu kendi kurumları eliyle gözetmesi Türkiye’ye yakışandır Bu cümleden olarak aslında tamamen kaldırılması gereken ve bir disiplin kuruluna dönüşmesi gereken Askeri Yargı kurumlarının tamamen kaldırılması gerekliliğini bir kez daha hatırlatmak isteriz. 
  • Roboski’de ve Şırnak bölgesinde sınır ticaretinde kullanılan katırların güvenlik güçlerince keyfi olarak öldürülmesi durdurulmalıdır. Halklarımızı suni sınırlarla bölen Lozan Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana devam edegelen sınır ticareti yasal bir çerçeveye kavuşturulmalıdır.
  • Kobani protestoları sırasında yaşanan şiddet, yağma ve vahşet ortamı ile Yasin Börü, arkadaşları ve diğer 50 civarındaki insanın hayatını kaybetmesine ilişkin tatmin edici şeffaf bir idari ve adli süreç hızla işletilmelidir.    
  • Kobani protestolarını müteakip Cizre’de yaşanan ve sivillerin ev ve işyerlerinin hedef alındığı saldırılar ve polisin sebep olduğu can ve mal kayıpları hızlı ve şeffaf olarak adli sürece taşınmalıdır. Hayatını kaybeden Nihat Kazanhan, Ümit Kurt, Abdullah Deniz ve evi tamamen yakılarak eşi katledilmek istenen Şemsettin Gözüngü olayları bir an önce dava konusu edilmelidir.
  • Kobani protestoları, Cizre olayları ve son İdil olayları gösterdi ki, kriz ve çatışma durumlarında HDP ve Hüda-Par yetkililerini en kısa sürede bir araya getirecek mekanizmaların acilen kurulması gerekmektedir.
  • 18 yaşından küçük gençlerin dağa gitmeleri konusunda çatışan tarafı Cenevre sözleşmelerine uymaya davet ediyoruz ve halen ellerinde bu gençler mevcut ise derhal ailelerine iade etmeye çağırıyoruz.

Kürt Sorunu’ndan kaynaklı konuları özetledikten sonra Türkiye’nin son 2 yılına damgasını vuran diğer konuları şöyle sıralayabiliriz: 

  • Son 2 yıl içinde yaşananlar gösterdi ki kamunun ortak kullanımına açık, genel yerlerin özel şirketlere ait rant tesislerine dönüştürülmesi ve imar değişiklikleri üzerinden devredilen rant tahsisleri artık toplumun dikkatinden kaçmamaktadır. Kent imarı, kent estetiği ve çevre konuları bundan böyle siyasetin konusu olacaktır. Ayrıca, kentsel dönüşümün rant ve imtiyaz dağıtımına dönüştürülmemesi gereğini vurgulamak isteriz.
  • Gaz fişeğinin bir silah gibi insana doğrultularak hedef alınması ve ateşlenmesi yer yer uzuv kaybına ve yer yer de can kaybına sebep olmaktadır. Ateşli silahlarda olduğu gibi gaz silahında balistik takibin mümkün olmaması gaz fişeği vasıtasıyla adeta güvenlik güçlerine cinayet işleme imkanı vermektedir. Gaz fişeği kullanımını takip edecek sistemlerin kurulamamış olması toplumsal gösterileri ölüm alanlarına dönüştürebilir. Bu tür olaylarda adli takibin ciddi ve hızlı sürdürülmesi hayatidir. Bu vesile ile Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük ve diğerlerinin davalarının adalet duygusunu rencide etmeyecek şekilde sonuçlandırılmasının önemini vurgulamak isteriz.
  • Son bir buçuk yılda yaşadıklarımız göstermiştir ki;
    • yolsuzluk da,
    • özel hayatın gizliliğinin ihlali de,
    • kamunun legal hiyerarşisi dışında alternatif bir hiyerarşi kurmak ve uymak da,
    • ispat edilmemiş iddialar üzerinden kişi ve kurumların kıyıma uğratılması da,
    • makul şüphe üzerinden legal görünümlü illegal yapı tanımlaması da,
    • kumpas tanımlaması üzerinden darbe teşebbüslerinin aklanması da,
    • yargının siyasi veya bir başka etki altında çalışması da,
    • tarafsızlık makamının taraf gibi davranması da,
    • ÖSYM’nin adaleti ve eşitliği muhafaza edememesi de,
    • basının bir devlet dairesi gibi talimatla çalışması da,
    • tüm toplumun ortak malı olan kamu kaynaklarının kullanımı konusunda nebevi pratikten ve tevazudan sarfı nazar edilmesi de, israfın kendisi de, ve israfın önemsiz gösterilmesi de,

felaketin değişik adlarıdır.

Tekrar faaliyetlerimize dönecek olursak:

  • 28 Şubat yargı kararlarının iptaline ilişkin kampanyamız devam ediyor. Kampanya kapsamında haklarını savunduklarımızdan Salih Mirzabeyoğlu özgürlüğüne kavuştu ama halen cezaevlerinde kalmaya devam edenler var.
  • Cezaevleri komisyonumuz mahkum ve tutukluların sorunlarını yetkililerle, ailelerle ve toplumla paylaşarak çözmeye çalıştığımız örnek işler yaptı.
  • Daha önceleri defalarca vurguladığımız gibi ve bir önceki Enerji Bakanı’nın kendi uslubunca kabul ederek itiraf ettiği gibi daha fazla HES inşa etme arzusu yüzünden dereler ve çevresindeki mikro yaşam. hoyratça tahrip edildi. HES inşasında derelerin asli sahipleri olan yöre halkının talep ve beklentileri, çevresel etki ve genel ihtiyaçların uzlaştırılması ve buluşturulması büyük önem arz etmektedir. 
  • Tevhid-i Tedrisat’ın kaldırılması kampanyamız devam ediyor. Eğitimde devlet tekelinin ve tek tipçiliğin kaldırılmasını istemeye devam edeceğiz.
  • Kadın çalışmaları grubumuz, kadına yönelik şiddetin sonlanması için etkin çalışmalarına devam ediyor.
  • Hukuka aykırı bir şekilde el konulan Tuzla Ermeni Yetimhanesi’nin asli sahiplerine iadesi için verdiğimiz destek sevindirici bir şekilde sonuç verdi ve Yetimhane Ermeni cemaatine verildi,
  • Çeçenistan Fahri Konsolosu merhum Medet Önlü cinayetinin mahkeme safahatının takibini yapıyoruz,
  • Seçim sürecinde siyasi parti teşkilatlarına yapılan saldırıların takibi ve raporlamasını gerçekleştiriyoruz,
  • Mavi Marmara davasında haklarında kırmızı bülten çıkarılan İsrailli katillerin dosyalarının uluslararası dolaşıma sokulmasını hükumetten talep ediyoruz, 
  • Bursa’da başlayan ve sonrasında Kocaeli’ye ve Ankara’ya sıçrayan işçi direnişlerini destekledik. Bu direnişler dünya emek mücadelesinde son derece özgün bir yere sahiptir ve emek mücadelesinin yalnızca hükumet ve işverene karşı değil gerektiğinde işbirlikçi sendikanın kendisine karşı da yürütülebileceğini göstermiştir.

Raporlarımız:

  • Bursa Osmangazi İlçesi Yunuseli Mahallesi’nde yaşayan Romanlara dönük saldırıları inceleme raporu,
  • Hakkari ilinde saldırıya uğrayan Nil Derneği inceleme raporu,
  • Gaziantep Suriyeli sığınmacılara yönelik saldırıları inceleme raporu,
  • İstanbul ili örnekliğinde Suriyeli sığınmacılar raporu,
  • Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu,
  • İstanbul’da Caferi camilerine yapılan saldırıları inceleme raporu,
  • Diyarbakır Lice ilçesi Hezan Köyü inceleme raporu,
  • Cizre Olayları İnceleme Raporu,
  • Ağrı Diyadin Olayları İnceleme Raporu,
  • Soma Raporu. Raporumuz göstermiştir ki, madenlerde yaşanan işçi cinayetlerinin esas sebebi ahlaksız kar hırsı, imzalanmayan uluslararası sözleşmeler, denetleme yapmayan kamu idaresi, işverenle anlaşmalı sendika, rödovans sistemi, işletme imtiyazının şeffaf olmayan tahsisi ve taşeronlaşmadır. Bu bağlamda 2014 yılında Soma, Ermenek ve Torunlar’da yaşanan iş cinayetleri üzerinden emek meselesine tekrar bakacak olursak; özellikle tersaneler, inşaat ve maden sektörlerinde ciddi anlamda iş cinayetleri yaşandığı görülebilir. Yaşanan bu cinayetlerin tekil hak ihlalleri olmayıp sistematik bir mahiyetinin olduğunu, sistematik ihlalin arkasında neoliberal politikaların gereği olarak ucuzlatılmış emeğin maliyet kaleminde en dokunulan girdi olduğunu, emeğin ucuzlatılmasının ise hem eğitimden, hem iş güvenliğinden hem de iş güvencesinden soyundurulmuş taşeronlaşmadan geçtiğini görmek mümkündür.  

Uluslararası:

  • Akdeniz’de yük gemilerinde ve balıkçı teknelerinde sönen mülteci hayatların farkında olduk ve hem Avrupa hem Türkiye’nin iltica mevzuatının insani standartlara kavuşturulması için gerekli uyarı ve çağrılarımızı yapmaya devam ettik. Özellikle vatansızlaştırılan, göçe zorlanan ve Hint Okyanusu’nda ölüme terkedilen Myanmarlı Arakan Müslümanlarının sesi olmaya çalıştık.
  • Vicdansız vahşi Siyonist işgalcinin ikiyüzlü Batı’nın onayını ve desteğini alarak çocuk, kadın, yaşlı demeden, ev, hastane, okul, BM binaları dahil olmak üzere tüm Gazze’yi yerle bir etmesi bir gelenek haline geldi. Geçen sene Ramazan ayında yapılan vahşi katliamın BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından gözlerden saklanması yeni ve adil bir uluslararası sisteme duyulan ihtiyacı tazelemiştir.
  • Maalesef Suriye’de yaşanan savaş İslam’ın iç savaşına dönüştü. Bir yandan mevcut Baas yönetimi tarafından kimyasallar ve varil bombalarıyla yapılan sivil katliamlar diğer taraftan etnik ve mezhebi boğazlaşma bütün şiddetiyle devam ediyor. Suriye İç Savaşı dünyaya ve İslam Dünyası’na IŞİD adlı kalıcı bir bela doğurdu: Siyonist işgalciye ses etmeyip kendisi dışında tüm Suriye direniş gruplarına, Şii ve Sünni Müslüman gruplara, Ezidilere ve Hıristiyanlara acımasızca saldıran, İslam imajını yerle bir eden, Boko Haram adıyla Atlas Okyanusundan, Fas, Moritanya, Mali, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır ve Somali üzerinden Hint Okyanusu’na kadar tüm Afrika coğrafyasında şiddet salgınını yayan ve özellikle mezhep temelli saldırılar düzenleyen bir bela. Çok kültürlü yaşamı görece başarabilmiş İslam toplumları göz göre göre bu büyük dar görüşlülüğün ve tek tipçiliğin çıkmazına sürükleniyor. Adeta İslam’ın ortaçağı yaşanıyor. Yaşanan bu mezhep savaşı körlüğünün üstesinde gelebilmek için özellikle İran ve Türkiye’ye tarihi bir görev düşüyor.   
  • Yemen’de, İsrail’in en büyük iki dostu ve aynı zamanda da İhvan’ın en büyük iki düşmanı olan Suudi ve Mısır liderliğinde bir savaş ve katliam devam ediyor. Bu savaş, İsrail’in Bab-ul Mendeb üzerinden güvenle Hint Okyanusuna çıkma ihtiyacını karşılamak üzere İsrail dostu Arap devletlere sipariş edilmiş bir katliam gibi görünmektedir. Irak ve Suriye iç çatışmalarıyla beraber düşünüldüğünde Yemen işgali, İslam Dünyası’nda yaygınlaştırılmak istenen mezhep savaşlarının bir sahnesi olarak değerlendirilebilir. Özellikle İran ve Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri bir an önce ateşkes ve barış masası kurmalıdır.       
  • 3 Temmuz 2013’te askeri bir darbeyle devrilen Mısır’ın seçilmiş ilk ve tek cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin ve arkadaşlarının idama mahkum edilmesini lanetliyoruz. Batılı devletler tarafından açıkça desteklenen Sisi’nin darbeci yönetimi binlerce sivil göstericiyi katletti, binlerce sivil siyasetçiyi idama mahkum etti, İslam Dünyasının en kadim sivil direniş hareketi olan İhvan’ı yasakladı ve Gazze’nin tek soluk borusu Refah sınır kapısını kapatarak selefi Mübarek gibi Siyonizm’in nöbetini tutmaya devam etti.
  • İşgal altındaki Doğu Türkistan’da yaşanan zulümlere, vatansızlaştırmalara, idamlara ve İslam’ın sembollerinin, ezanın, orucun yasaklanması suretiyle kadim İslam beldesinin İslamsızlaştırılmasına sessiz kalmadık,
  • Özbekistan diktatörünün acımasız uygulamalarını takip ettik ve muhalif sığınmacı Özbeklerin İstanbul’dan iade edilmelerine karşı çıktık,
  • Rus istihbaratının İstanbul’da işlediği Çeçen cinayet davalarını takip ettik, 
  • İran’daki siyasi idamlara karşı sesimiz yükselttik, 
  • Almanya Hamburg’da sivil barışçı protestoların polis tarafından vahşice bastırılması ve Almanya’da uygulanan devlet terörüne karşı ezilenlerin safında yer tuttuk.
  • Ukrayna Kırım olaylarında Tatarların sesi olmaya çalıştık,
  • Azerbaycan’da tek parti diktatörü Aliyev’in ezdiği Azerilerin sesi olmaya çalıştık
  • Fransa’nın Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki işgalini ve cinayetlerini kamuoyuyla paylaştık.   
  • ABD polisi tarafından zenci emekçilere dönük ırkçı cinayetlere ve tasfiyeye duyarsız kalmadık.
  • Risale-i Nurların Rusya’da yasaklanmasını kabul etmedik ve bu konu hakkında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e bir mektup yazdık.
  • Bangladeş’te Cemaat-i İslami mensuplarına dönük idam ve tasfiyeleri protesto ettik.

Tüm bu faaliyetleri kısıtlı imkanlarla ama büyük bir şevk ve sorumluluk duygusu içinde yapmaya çalıştık. Eksikler, kusurlar bize aittir. Başarı Allah’tandır  

Değerli dostlar, kongremize katılımlarınızdan dolayı tekrar teşekkür ediyorum. Yeni dönemde göreve seçilecek arkadaşlara şimdiden başarılar diliyorum. Kongrenin gerçekleşmesinde emeği geçen tüm arkadaşlara teşekkür ediyor hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

FOTOĞRAF ALBÜMÜ