Basın Açıklamaları

MAZLUMDER'den Devlet Bakanı Cemil ÇİÇEK'e Mektup

İnsan Hakları Alanında kurumsallaşma çalışmalarına istinaden Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı Sayın Cemil ÇİÇEK'in talebi doğrultusunda İnsan Hakları Başkanlığına gönderdiğimiz görüş ve öneriler aşağıdadır.

TC Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'na

İlgi yazıda, kurulması düşünülen ulusal insan hakları yapılanmasına dair Dernek'imizin görüşleri Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil ÇİÇEK imzasıyla talep edilmiştir. Bu konuda Türkiye'nin ortak birikimini süzmenin en verimli yolunun, alanda çalışma yapan çeşitli kurumların görüşleriyle kamu tarafının görüşlerini "çalıştay" formatlı toplantılarda paylaştırmaktan geçtiğine inanmakla birlikte, görüşlerimiz ana hatlarıyla kısaca aşağıda ifade edilmiştir:

MAZLUMDER, AB mevzuatına uygun özerk ulusal insan hakları yapılanmasının (metinde bundan sonra "Kurum" olarak geçecektir) kuruluyor olmasını geç kalmış faydalı bir adım olarak değerlendirmektedir. Oluşturulması düşünülen Kurum'un kağıt üstünde kalmaması ve hayat kalitesini arttıran bir enstrüman haline gelebilmesi, hem kuruluş süreci hem de işleyişi bakımından, mevcut uygulamaların kurgusal ve pratik sorunlarını yaşamamasına bağlıdır. Aşağıda birkaç örneğini verdiğimiz İnsan Hakları Kurulları ve Danışma Kurulu uygulamalarından da görüleceği gibi, söz konusu Kurulların maalesef şimdiye kadar, bir şekil şartın yerine getirilmesinin sonucu olan AB zorunluluğu olarak görüldüğü ve böyle olduğu için de göstermelik kaldığı izlenimi kamuoyunca uyanmıştır. Şöyle ki;

1- Mevcut haliyle, İl ve İlçe İnsan Hakları Kurulları'nda bulunması gereken 3 STK temsilcisi, genellikle İnsan hakları alanında çalışan STKlardan seçilmemekte, alanda deneyimi olan STKların Kurullara girmek üzere yaptıkları başvuruları ya cevapsız ya da sonuçsuz kalmaktadır.

2- İl ve İlçelerdeki Valilik ve Kaymakamlık binalarında, Kurullar için daimi ofis ve sekreterya bulunmamaktadır. Arşivi ve takip organları olmayan bir denetleme yapılmakta, yani yapılamamaktadır. Bu ise, Kurulların varlığının vatandaşlarca bilinmemesine, bilinse bile ciddiye alınmamasına yol açmaktadır. Kurulun bulgularının muhatap kamu kurumları nezdinde nasıl karşılandığı ise ayrı inceleme konusu yapılmalıdır.

3- İnsan Hakları Danışma Kurulu 5 yıldır toplanmamıştır ve hazırladığı bir rapor dolayısıyla Başkanı Prof. Dr. İbrahim KABOĞLU ve Komisyon Başkanı Prof. Dr. Baskın ORAN aleyhinde 5er yıl hapis istemiyle dava açılmıştır.

4- Yukarıda ifade edilen 3 sakınca hakkında Yürütme organının ya bilgi sahibi olduğu ama bir şey yapmadığı ya da konuya dair hassasiyetin uygulayıcılar (valiler ve kaymakamlar) tarafından yeterince anlaşılmadığı için sakıncaların üst makamlara aktarılmadığı intibaı vardır. Uygulayıcılarını ikna edememiş bir Kurum'un geleceğinin geçmişteki örnekler gibi olması mukadderdir. Yeni Kurum uygulayıcılarının iyi motive edilmeleri ve takip edilmeleri bir mecburiyet olmalıdır.

Yeniden bir Kurum'un kurulacak olması, Yürütme tarafından selef kurumların yaşadığı pratik ve algı sorunlarının tam anlaşıldığı ve üstesinden gelinmek istendiği kaygısından hareketle ise, mutlaka Paris Prensipleri çerçevesinde oluşturulmalıdır. Kurum'un yapısal ve işlevsel özellikleri ana hatlarıyla aşağıdaki gibi olmalıdır:

1- Kurum üyelerinin denetleme fonksiyonunu tam anlamıyla icra edebilmeleri için hükumetten tam bağımsız olmaları gerekir,

2- Çalışma verimliliği bakımından üye sayısı çok kalabalık olmamalıdır. 15 üye makul bir rakam olarak düşünülebilir,

3- Kurum'un yürütmeye karşı bağımsız olabilmesi için üyelerinin ilgili bakanın teklifi ile Başbakan'ın imzası ve Cumhurbaşkanı'nın onayıyla atanması yerine Parlamento tarafından seçilmesi daha uygundur. Göreve gelmelerindeki bu usul, Kurum'a aynı zamanda Ombudsman itibarı ve yetkinliği de getirecektir ki, Türkiye'nin kurmaya çalıştığı Ombudsmanlık kurumu için bir uygulama örnekliği de olmuş olacaktır.

4- 15 üyenin dağılımı aşağıdaki gibi olabilir:

Hukuk, kamu yönetimi ve siyaset bilimi fakültelerini temsilen 3 kişi,

En az 15 yıl insan hakları konusunda çalışmış STKları temsilen 3 kişi,

Basını temsilen 3 kişi,

Baroları temsilen 3 kişi,

Yürütmeyi temsilen 3 kişi (Hükumet temsilcilerinin oy hakkı olmamalıdır. Kurum'daki mevcudiyetleri -temsiliyetleri- bilgi, iletişim ve koordinasyon amaçlıdır. Kurum başkanlığına da aday olmamalıdırlar)

5- Hükumet temsilcileri dışındaki üyelerin seçimi, kendi sektörlerindeki kontenjanlara uygun olmak üzere, Sayıştay üyelerinin seçimine benzer bir usulle veya geliştirilecek bir başka usulle yapılmalıdır. RTÜK üyelerinin seçim usulü, Kurum'un bağımsızlığını zedeleyeceği için uygun değildir,

6- Kurum habersiz denetleme yapabilmeli ve raporlarını kamuoyuyla paylaşabilmelidir,

7- Bulguları ve çözüm önerileri Yasama ve Yürütme tarafından öncelikli kaynak olarak ele alınmalıdır,

8- Görev güvenceleri olmalıdır. Kurum'un Raporları Üyeleri aleyhine hukukta kullanılmamalıdır,

9- Finansman, personel ve özlük hakları RTÜK, TAPDK, EPDK, KİK vs diğer üst kurullarda olduğu gibi olmalıdır,

Bilgilerinizi rica ederim.

Saygılarımla,

Ahmet Faruk ÜNSAL

MAZLUMDER Genel Başkanı