“Zor Zamanların Vicdanı Olmak” temalı İnsan Hakları Okulu 28 Kasım Cumartesi saat:15.00’da Ördekli Kültür Merkezinde yapılan eğitim seminerleri ile 3. Haftayı geride bıraktı.
İlk haftasında Prof. Dr. Vejdi Bilgin- ‘Siyasi Otorite Karşısında Ulema’ ve Eğitimci Yazar Ahmet Örs- ‘Edebiyatın Vicdanı Vicdanın Edebiyatı’ başlıkları ile konuk olduğu eğitim seminerlerimizin 2. Haftasında Doç. Dr. Derda Küçükalp-‘Hukuk Devletinde Özgürlük ve Güvenlik İkilemi’ konusu ile konuşmacı olarak yer almıştı. Seminerlerimizin 3. Haftasında; Araştırmacı Yazar Lütfi Bergen – ‘Kapitalizmin Kentinden İslamın Şehrine Nereye Gidiyoruz’ ve Avukat Semih Biten –‘Türkiye’de Hak İhlallerinin Kimliği ve Ötekileştirme Sorunu’ başlıkları ile sunumlarını gerçekleştirdiler.
Mazlumder Bursa Şube 2014–2015 Faaliyetleri ile ilgili slayt gösterisi ve Mazlumder tanıtım video gösteriminin ardından Bursa Şube Eğitim, Kültür ve Sanat Çalışmaları Komisyonu üyesi İlyas Ermiş’in açılış konuşması ile seminerlere geçildi.
Sözü ilk olarak Lütfi Bergen aldı. Sayın Bergen’in sunumundan bazı satır başları şu şekilde:
“Günümüz devletleri asli hâkim unsur olan küresel kapitalizmin acentası konumundadırlar. Kent kapitalizmi olarak karşımıza çıkan bu durumla ilgili, Kent; 20. yy. başlarına kadar sanayi faaliyetlerinin biçimlendirdiği ve emeğin yeniden üretildiği mekan olarak yapılırken, 1980lerde küreselleşen kapitalizm ile birlikte emeğin yeniden üretildiği değil sermayenin yenide üretildiği mekan olarak karşımıza çıkar. Bütün dünyada sanayi üretiminde ‘proleteryasızlaştırma’ya doğru bir dönüş olurken kentleşme hızla yaygınlaştı.
Türkiyede İslami emek ve hak mücadele hareketleri sermaye ve kapitalizmin konut-mülkiyet üzerinde tekasüre uğradığını analiz edemiyor. Kentlerin küresel kontrol merkezleri olduğu bilgisini fark edememek Müslümanlara ait siyasetin yönünü kapitalizme açıyor. Öte yandan asgari ücret mücadelesi ve 1 Mayıs hareketleri kapitalizmin küresel niteliğine boyun eğmiştir. Konut politikaları sermaye birikiminin aracıdır. Faizi sömürü düzeninin özü olarak gören düşünce hareketleri mülkiyetin sermaye birikiminin temeli olduğunu görememektedir. Asgari ücretlerin artışı sermayeyi etkilemez, konut ve diğer tüketim ürünleri de artar.
Müslümanların kent düzenleri içinde dindarlıkları da metalaştırılmış ritüellerdir. Müslüman kimlikler kent gösterisinin figüranıdır. Kentleşme ile birlikte modernlik-İslam karşılaşması yaşandı, kentler Müslüman kimliklerin diğer kimliklerle eşitlendiği bir mekân siyaseti getirdi. Kentler dini aidiyetleri sıfırlayan ve yerine eşit-özgür-çoğul bireysel mekân-kimlikler ikame eden alanlardır. Hak kavramları muğlâktır. Ontolojik olarak uyumsuzluğa yol açar. Örneğin, kat mülkiyeti islami değildir. Çünkü İslamda mülk toprağa bağlıdır ve emekle elde edilir oysa kat mülkiyeti topraktan bağımsız havada sanal bir hücredir mahremiyet hakkından yoksundur. Yine İslam şehrinin en küçük birimi birey değil hanedir.”
Sözü ikinci olarak Mazlumder İstanbul Şubesinden seminerimize katılan Avukat Semih Biten aldı. Sayın Biten’in konuşmasından bazı notlar şu şekilde:
“Modern Ulus Devlet” paradigmasını ve Westphalia Sistemini anlamadan Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini anlayamayız. Modern Ulus Devlet, homojen bir toplum tasavvur eder. Yani, devlet homojen bir halka dayanmalıdır. Homojen bir toplum olmadığı halde, bu tarzdaki ulus devletler homojen toplum oluşturmaya çabalar. Bu süreç doğal işlememektedir. Modern Ulus Devletlerin yaşadıkları sorunların temelinde bütün vatandaşları tek tipleştirme ve bu yolla ulus inşa etme anlayışı yatmaktadır. Totaliter, otoriter yapısı gereği müdahalecidir; inkâr, imha, asimilasyon, iskan politikaları ve eğitim politikaları olarak sunulan baskı politikaları ile toplum dönüştürülür.
Türkiye ulus devlet inşa sürecinde; Hıyaneti Vataniye Kanunu, 1924 Anayasa’sı, Şeyh Sait Olayı ve Takriri Sükun Yasası, Tek Parti Dönemi Uygulamaları, İzmir Suikasti sonrası yaşanan baskılar, Şark Islahat Planları, Dersim Olayı, Zilan Deresi Katliamı, İstiklal Mahkemeleri, Şapka Kanunu ve İskilipli Atıf Hoca , Varlık Vergisi Kanunu, 6-7 Eylül Olayları, 60 Darbesi ve 61 Anayasa’sı, 80 Darbesi ve 82 Anayasa’sı, Diyarbakır Cezaevi, 28 Şubat Darbesi gibi örnekler devlet tarafından gerçekleştirilen zulümlere örnek gösterilebilir.
Ulus Devlet inşa edilirken pürüz çıkaran veya pürüz olan herkes bir şekilde ötekileştirilmiştir. Ötekileştirmeden kastedilen; dışlama, toplumun bir parçası olmadıklarını mağdur kesimin kendisine ve toplumun diğer kesimlerine kabul ettirmeye çalışmadır. Belirli bir grubun üyelerinin, salt bu gruba aidiyetleri dolayısıyla bir başka grup tarafından farklı bir gözle görülmesi ve dolayısıyla olumsuzlanması, ötekileştirme olgusunun temelidir. Ötekileştirme, sadece devlete ait bir sorun değil toplumsal bir sorundur. Bütün bunlara maruz kalan bireyde farklı olana tahammülsüzlük bir kişiliğe dönüşmekte ve kişiler artık bulundukları kurumda, cemaat, stk, mahallede vs. ötekileştiren bir dil ve tavır geliştirmektedir. Devletin halka dönük yüzü olan polis, asker, hakim savcı gibi memurlar da doğal olarak bu bireylerin içinden çıkmaktadır.”
5 Aralık 2015 Cumartesi Saat: 14:00-16:00 arası Sertifika Programı yapılacaktır. Tüm katılımcılara, katıldıkları oturum sayısı belirtilerek sertifikaları verilecektir. Tüm katılımcılarımızı Sertifika Programımıza bekliyoruz.
Mazlumder Bursa Şubesi