Seminer/Panel/Konferans

MAZLUMDER BURSA ŞUBESİ İNSAN HAKLARI OKULU’NDA 3.HAFTA GERİDE KALDI

MAZLUMDER BURSA ŞUBESİ İNSAN HAKLARI OKULU’NDA 3.HAFTA GERİDE KALDI
Mazlumder Bursa Şubesi tarafından düzenlenen İnsan Hakları Okulu 21 Şubat Cumartesi günü saat 13.00’da Ördekli Kültür Merkezi’nde düzenlediği eğitim semineri ile 3. Haftayı geride bıraktı.

Mazlumder Bursa Şubesi tarafından düzenlenen İnsan Hakları Okulu 21 Şubat Cumartesi günü saat 13.00’da Ördekli Kültür Merkezi’nde düzenlediği eğitim semineri ile 3. Haftayı geride bıraktı. Bu haftaki eğitim seminerinde Arş. Gör. Seda ENSARİOĞLU - Siyaset Ahlakı Açısından Adalet Kavramı ve Sosyolog İzzet SALDAMLI - Asabiyet Ahlakından Adalet Ahlakına başlıklı konuları ile sunumlarını gerçekleştirdiler.

Seminer’de ilk olarak sözü Arş. Gör. Seda ENSARİOĞLU aldı. Sayın ENSARİOĞLU sunumunda özet olarak şunlara değindi: “Adalet kavramının hukuki, ahlaki, felsefi her boyutuyla ilgili, tarihe baktığımızda, çok iyi bir karnemiz vardır. Adalet konusunda tarih karnesinde çok başarılı olmamıza rağmen, bugün sürekli müdafaa konumunda olunmasının sebebi, dünya tarihine, medeniyetler tarihine dair bilgimizin yeterli olmayışının ortaya çıkardığı öz güven kaybıdır.  Müslümanların kendi gündemlerini oluşturma yetkinliğini kazanmaları, temel bir problemdir. İkincisi Çifte sadakat krizi yani bir anlamda ikiye ayrılmış vicdan krizi yaşanmaktadır. Müslüman birey bir yandan kendi iç dünyasında Müslüman kimliğinin muhafazası kaygısı yaşanırken diğer yandan seküler/olabildiğince dini kimliğini gündelik hayatta yansıtmama kaygısı beraber yaşamaktadır. Üçüncü mesele, Batı tarzı ya da olabildiğince kendi mirasından uzak bilgi üretme çabasıdır. Hâlbuki geleceği en iyi inşa edecek olanlar, geçmişi en iyi bilenlerdir. Mahalli değerlere bağlı kalmaksızın, Batılı standardın ithali mümkün değildir, gerekli değildir ve ihtiyaca karşılık da vermeyecektir.  Zira her medeniyetin bir ben idraki vardır. Adalet kavramının hangi paradigmaya ya da medeniyet telakkisine uygun olarak ele alındığı, konunun bütün muhtevasını değiştiren bir noktadır. Doğal hukuk teorisi, insan merkezli bir düşüncenin ürünü olarak, hümanist bir adalet formülü ortaya koyar. İslam düşüncesinde ise akıl, ilahi düzeni model almasını, taklit edebilmesini sağlayan vasıtadır. İslam üst yapısı çerçevesinde ise, rasyonel adaletle, akla uygun adaletin tesisi derken insanın, akıl vasıtasıyla, yeryüzünde ilahi adaleti gerçekleştirme gayreti kastedilmektedir.

Ahlak ve siyaset arasında derin ve sürekli bir ilişki vardır. Toplumdaki uyumlu ve dengeli ilişki manasında adaletin tesis edilmesi idealini siyaset değil ahlakın sağlayacağına inanılmaktadır. Siyaset ahlakın bir aracı, Ahlak ise siyasetin amacıdır. İslam siyaset düşüncesinin ancak ahlakla ilgili eserlerde bulunabilmesi de oldukça dikkat çeken ayrı bir konudur. Adalet kavramı hakkında İbn Miskeveyh’in yaptığı sınıflandırma da ahlak siyaset ilişkisi açısından açıklayıcıdır. İbn Miskeveyh’e göre adalet ilahi, tabii, ihtiyari ve örfi olmak üzere dörde ayrılır. Adalet hem Yaratıcı’nın vasfı, hem tabiat ve toplumu ayakta tutan ilke hem de insanın ahlaki gelişiminin zirvesidir. Tek bir kavram üzerinden bu şekilde bir inşa, varlık tasavvurunun da bir yansımasıdır. Alem-Birey-Toplum’da adalet, varlık hakkında bütüncül bir yaklaşımın sonucudur.

Adaletin hukuki ve ahlaki iki boyutundan söz edilebilir. Doğal hukuk teorisyenlerine göre adalet hukuktan öncedir “Adalet hukuka yol gösterir” Adalete verilen bu mana her ne kadar masum görünse de aslında hümanist bir tavrı içinde barındırmaktadır. Burada karar mercii insandır. Zira bahsedilen adalet insani/beşeri bir adalettir ve insanın insafına bırakılmıştır. Pozitif hukuk taraftarlarına göre ise adaletin ölçütü mevcut hukukî sistemdir. “Hukuk adalete yol gösterir” Her hukuki yapılanma kendi kurallarıyla adaleti tesis eder. Pozitif hukuk taraftarlarının bu yaklaşımı hukuki bir rölativizmin yanında ahlaki bir rölativizmi de beraberinde getirmektedir. Demokrasi kavramının ortaya çıkış serüveni buna örnek gösterilebilir. Adalet eşitliktir, ancak sadece eşitler arasındaki eşitliktir. Diğer bir örnek İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile ilgili 1953’te bir karar alan batılı ülkeler, bu kuralların sömürgelerinde uygulanmayacağına dair bir tavır geliştirmişlerdir.

İslam toplumunda adaletin tahakkuku söz konusu olduğunda, ümmet Allah’ın adaletinin öznesi, diğer toplumlarda ise toplum adaletin nesnesidir.  Başka bir deyişle, adaletin gerçekleşmesi için gerekli olan ilkelere inanmak ve aynı zamanda, bunların gerçekleşmesinde bilfiil rol almak toplumun her mensubu için bir vazifedir. Devlet, insan erdeminin en yüksek yansıması olsa da, siyaset devletin denetimine indirgenemez. Ahlak ancak toplumda mümkündür. İslam’da dine dayalı yönetme şekli teokrasiden ziyade ilahi nomokrasidir. Zira yönetim Tanrı’nın değil O’nun vaz‘ ettiği hukukun temsilcisidir. Hakikatte hükümran olan, ilahi otoritenin prensiplerini ihtiva eden şeriat, yani hukuktur. İslâm devletinin ahlâkî, hukukî ve siyasî özellikleri birbirinden ayrıştırılamaz. Çünkü İslâm’ın vahdet, hilâfet, mîsâk, ahid, akid, velâyet, emânet gibi Kur’ânî mefhumlardan oluşan kavramsal yapısının şekillendirdiği ontolojik-politik semantik alan ve onun muhayyel sonuçları bir sosyo-politik sistemin varlığının meşruiyetinin temel unsurlarını üretmektedir.

İslâmi bir adalet temsili ortaya koyabilmek için Kur’an’ın tam bir ahlaki sistem sunduğu ve siyer eserlerinin de uluslar arası ilişkiler prototipi sunduğu dikkate alınmalıdır. Bu çizgide şeriatın ana hedefleri ve maslahat (kamu yararı) kavramlarına odaklanılarak, mevcut (başka medeniyetlere ait) adalet normlarına eklemlenmek veya mevcut normları İslami adalet düşüncesi içinde eritmenin ötesine geçilerek dünya düzenine ilişkin yeni düşünüş ve tasavvur biçimleri sunmak gerekmektedir. Kendi klasik entelektüel kaynaklarına yeniden bakması ve keşfetmesi, onları yeniden düşünüp, yeniden ifade etmesi, Müslüman dünya için çok büyük bir adım olacaktır.” Diyerek Seda ENSARİOĞLU konuşmasını tamamladı. Ardından kısa bir ikram ve dinlenme arası verildi.

İkinci olarak sözü Mazlumder GYK Üyesi ve Sosyolog İzzet SALDAMLI aldı. ‘Asabiyet Ahlakından Adalet Ahlakına’ başlığı bağlamında kısa bir giriş konuşmasının ardından konu ile ilgili fikir vermesi açısından 3 adet sosyal psikoloji deneyi videosunu paylaştı.

Sosyal Baskı Deneyi- Asansör Deneyi:

https://www.youtube.com/watch?v=_TAXa9UgHcI

Psikolojide Gruba Uyum Sağlama Davranışı (Çizgi) Deneyi:

https://www.youtube.com/watch?v=ZR4lJ4zY-XM

Milgram Deneyi- Otorite:

https://www.youtube.com/watch?v=_e1_-UpdzZ0

Sayın SALDAMLI deney videoları gösteriminin ardından özet olarak şunlardan bahsetti: “Birbirleri ile aile, akrabalık, cemaat vb. herhangi bir bağı olmayan insanlar bile bir araya geldiklerinde birbirleri üzerinde nasıl bir etki uyandırabileceğine dair bu deneyler bize fikir veriyor. Hiçbir bağı olmayan bir gruba asansörde denk gelen bir birey yalnız birkaç dakikalığına birlikte olduğu bu insanlara uyum sağlıyor. Çizgi deneyinde, birey gerçeği gördüğü halde diğer kişilerin farklı cevaplarına uyum sağlayarak inanmasa da onların söyledikleri ile paralel cevaplar veriyor. Milgram deneyine, bir Hitler subayının –ben sadece görevimi yaptım- şeklindeki ifadeleri ilham kaynağı olmuştu. Bir grubun, cemaatin,  asabiyetlerin veya cüppesi, beyaz elbisesi, rütbesi vb. olan otoritelerin sıradan insanların kanaatlerini nasıl değiştirebildiği ve öngörülemeyecek şekilde zulümler yaptırabildiği ile ilgili bu deneyler bize bazı ipuçları veriyor. Bu bize Kuran’da bir uyarıyı da hatırlatıyor. ‘Yüzlerinin ateşte darmadağın olduğu o Gün, "Eyvah" diye feryad ederler, "keşke Allah'a itaat etseydik, keşke Elçi'ye uysaydık!" Ve "Ey Rabbimiz!" diyecekler, "Biz liderlerimize ve ileri gelenlere uyduk, bizi doğru yoldan uzaklaştıranlar onlardır! (Ahzâb 66-67)    

Asabiyet: Sinirlilik; akrabalık, soy yakınlığı. Akraba, soy, kavim, vatan, millet, din gayreti gütmek, bir toplumun ileri gelenleri, Bir kimsenin baba tarafından akrabaları anlamına gelmektedir. İslâm öncesi Arap toplumunda bir kimse kabilecilik his ve gayretiyle baba tarafından olan akrabasını yahut da umumiyetle kendi kabilesinden olan birini, haklı haksız her konuda başkalarına karşı korur, ona destek olurdu. Bu anlayışa göre, korumada önemli olan, kişilerin zalim veya mazlum olmaları değil, himaye edenlerin kabilesine mensup olup olmamalarıdır. Bir Arap atasözünde; senin gerçek kardeşin, zalim de olsan mazlum da olsan seninle birlikte olandır demekte ve asabiyetin bugüne bakan yüzünü de özetlemektedir. Yaşadığımız zaman dilimi içerisinde de, zalimde olsa birbirini destekleyen her grup bu asabiyet ile aynen bir kabile gibi hareket etmektedir. Grup psikolojisi ile ilgili şu yorum, günümüz modern kabile davranışlarının anlaşılması ile ilgili bize katkı sağlayabilir: ‘Topluluğu oluşturan kişilerin topluluk içindeyken, topluluğu bir araya getiren etkenin de etkisiyle tek başına hiçbir zaman yapmayacakları davranışlar gösterdikleri yaptıkları görülmektedir. Hatta bazen bu davranışların o kişinin gerçek kişilik özelliklerine ve ruhsal yapılarına taban tabana zıt olduğu bile görülebilmektedir. Topluluğu bir araya getiren gerekçe ne kadar yaşamsal önem ve ne kadar çok duygusal yük taşıyorsa bu etkilenmenin derecesi o kadar artmaktadır. Bu tür topluluk içinde olan bireylerin yargılama, değerlendirme, sonuca varma ve irade kullanma yetileri geçici olarak olağan bir biçimde işlememektedir.’ Bu tarz modern kabile/cemaat/takım/örgüt/çıkar grubu vb. yapılarda hakikatin yerini halüsinasyonlar (varsanım/sanrı) alır. Örneğin Adem kıssasında; şeytan bir argüman öne sürmektedir. Kendisinin ateşten yaratıldığını insanınsa topraktan olduğunu söyler bunlar hakikattir ancak mesnetsiz bir şekilde ateşin topraktan üstün olduğunu iddia eder ve buna kendini inandırır ve kendi gerçekliğini (gördüğü halüsinasyonu) hakikatin yerine geçirir. Bugünkü yapılar ve bireylerde başkaları üzerinde tahakküm kurmak için benzer şekilde kendi gerçekliklerini/varsayımlarını hakikatin yerine geçirmekte, kendilerine ve diğer insanlara zulmetmektedirler.  Ve bu gruplar kendi adaletleri ahlakları ile ilgili bir mücadele çağrısında bulunmaktadırlar ahlakın adaletin bizatihi kendisine değil. Mikro ve makro halkalar halinde oluşan gruplar kendi aidiyetleri ve ötekililerini yaratarak dost ve düşman cepheler oluşturmaktadırlar. Dolayısıyla yeri geldiğinde, Allah adına, devlet adına, adalet adına, cemaat adına, ahlak adına, bilim adına vb. kendi yarattıkları hakikatleri (sanrıları) ile zulmetmektedirler. Oysa Allah bizleri şöyle uyarıyor; ‘Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhinde bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları) nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.(Nisa 135) ”

Soru-Cevap bölümünün ardından İnsan Hakları Okulu’nun 3.Hafta semineri sona erdi.

Son haftanın Konuşmacı ve Konuları şu şekilde: 

28 Şubat (Ördekli Kültür Merkezi saat: 13:00)

Hukukçu Yazar Muharrem BALCI - Sivil Toplum-İktidar-Ahlak İlişkisi

Doç Dr. Kasım KÜÇÜKALP - Modern Dünyada Ahlakın Kimliği  

Muharrem BALCI’NIIN önümüzdeki hafta için (28 Şubat) ders notlarını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz:

webimage/file/Muharrem BALCI-Sivillesme.pdf     

Mazlumder Bursa Şubesi