“Ahlak ve Adalet” temalı İnsan Hakları Okulu eğitim seminerleri 7 Şubat Cumartesi saat:13.00’da yapılan ilk seminer ile Ördekli Kültür Merkezi’nde başladı. Dört hafta sürecek olan seminerlerin ilk haftasında Mazlumder Genel Başkanı Ahmet Faruk ÜNSAL- İnsan hakları Mücadelesinde Mazlumder ve Yrd. Doç. Dr. Mücahit GÜLTEKİN- Ahlaki Değerlerin Seküler Dönüşümü ve Aile başlıkları ile konuşmacı olarak katıldılar.
Mazlumder Bursa Şubesi 2014 Faaliyetleri ile ilgili slayt gösterisinin ardından Bursa Şube Yönetim Kurulu Üyesi İlyas Ermiş’in açılış konuşması ve “Mağdurlar Mazlumder’i Anlatıyor” başlıklı 12 dakikalık bir video gösteriminden sonra konuşmalara geçildi.
Seminer’de ilk olarak söz alan Mazlumder Genel Başkanı Ahmet Faruk ÜNSAL özet olarak şunlardan bahsetti:
“İnsan hakları mücadelesi insan temelli ve adil bir bakış açısı gerektiriyor. Müslüman olarak bu alanda hayrın peşindeysek adil şahitliğin gereği olarak ve Mazlumder kuruluş amacında da yer aldığı üzere kim olursa olsun mazlumdan yana ve zalime karşı durmamız gerekiyor. Zalim iktidar da olsa bu duruştan taviz vermediğimizde zorluklarla karşılaşmakta kaçınılmaz oluyor. Mücadele ile ilgili birincisi, ciddi bir bilgi birikimi ile düşünsel analizler yapmak gerekiyor. İkincisi, neyin zulüm olduğuna dair doğru bir çözümleme ve ardından üçüncü olarak yerinde ve kararlı bir eylem planı çıkartılmalı. Yeri geldiğinde basın açıklaması, protesto vb. araçlar ile kitleler haberdar edilmeli. İnsana dair ne var ise bu mücadelenin alanı içerisine girer ve doğal olarakta politize olmaya müsait bir alandır. Örneğin İngiltere ve ABD’de faaliyet gösteren bazı önde gelen insan hakları kuruluşları ülkelerinin emperyalist çıkarları doğrultusunda hareket etmektedirler. Benzer şekilde ülkemizde faaliyet gösteren bazı kuruluşlar da kendi ideolojik kimlikleri/asabiyetleri istikametinde taraflı davranmaktadır.
<input type="image" src="/webimage/image/iho7 subat2 mazlumder kuruluş amacı son.jpg" width="457" height="640" align="left" /><span style="font-size:12.0pt;
line-height:115%;mso-bidi-font-family:Calibri;mso-bidi-theme-font:minor-latin">Ancak biz Müslümanlar olarak bu alanda referansımızı; Siz ey imana ermiş olanlar! Sizin, ebeveyninizin ve akrabalarınızın aleyhine de olsa, Allah rızası için hakikate şahitlik yaparak adaleti gözetmeye azmedin. O kişi zengin de olsa fakir de olsa, Allahın hakkı onların her birinin (hakkının) önüne geçer. Öyleyse, kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Çünkü, eğer (hakikati) çarpıtırsanız, bilin ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. (Nisa-135) buyruğuna dayandırmaktayız ve gerek kendi aleyhimize gerek yakınlarımızın veya içinde bulduğumuz grubun/cemaatin aleyhine de olsa hakkı gözetmekle mükellefiz.
İnsan hakları mücadelesi ile ilgili İslam dünyasında elle tutulur bir örneklik yok. Müslümanlar üzerinde devlet otoriteleri “ülü'l emr” ilkesini istismar ediyorlar. Mazlumder olarak kendi inancımızdan geleneğimizden referanslarımızla özgün bir iş yapmaya çalışıyoruz.
Kamu gücü denen şey insan için vardır, insan devlet için değil. Son günlerde iç güvenlikle ilgili bir yasa tasarısı var. Polisin silah kullanma yetkisi arttırılıyor oysa dünyada bu her geçen gün sınırlandırılıyor. Gösteri-protesto gibi temel haklarla ilgili büyük mağduriyetlere sebep olacak “örgüt propagandası yapmak” gibi bir suçlama ile ucu açık bir gerekçe getiriliyor, ruhsatsız silah taşımanın cezası 1 yıl iken sapan bilye gibi malzemeler üzerinden çıkarsa 4 yıla kadar hapis istemi geliyor.”
Ahmet Faruk Ünsal, Allah bizi Nisa Suresi’nde vahyettiği buyruklara uyanlardan eylesin diyerek konuşmasına son verdi. Ardından kısa bir ikram ve dinlenme arası verildi.
İkinci olarak sözü Yrd. Doç. Dr. Mücahit GÜLTEKİN aldı. Sayın GÜLTEKİN özet olarak -Ahlaki Değerlerin Seküler Dönüşümü ve Aile- başlıklı konusu bağlamında şu hususlara değindi:
“Ailelerin dağılması, uyuşturucu, şiddetin, ahlaksızlığın yaygınlaşması vb. konulardaki istatistikler sadece Avrupa’ya ait değil, bu tabloda Müslümanlarında katkısı var. Peki, biz bu tablonun oluşmasına nasıl katkıda bulunduk? Bu konuda derin zihinsel analizler yapmamız gerekiyor. Konuşmamda daha çok –zihinsel dünyevileşme-ye değineceğim.
Yüce Allah kitabında bize Hz. Adem kıssasından bahsediyor. Hz. Adem’in cennette tek yasağı vardı, yasak bir meyve. Şeytan 3 farklı yönden yaklaşıyor; bu yasağı çiğnersen cennette ebedi kalırsın, meleklere benzersin ve böyle olacağına dair Allah adına yemin ediyor. Buradan çıkarabileceğimiz dersler; insanın zaaflarından biri kaybetme korkusu, ikincisi diğer seçkin varlıklar gibi olamama/suçluluk duygusu, üçüncüsü kendini kandırma/nefsine zulmetme/bunun rasyonelleşmesi. Hz. Adem üçüncü hataya düşmedi ve hemen tövbe etti. Bizler bugün dünyayı kaybetme korkusuna sahibiz. Seküler yaşam tarzına ve seçkin dünyevi imkânlara sahip insanlar gibi olamamaktan/onların kınamasından da korkarak ve suçluluk duygusunun verdiği isteklendirme ile onlara benzeme gafletine düşüyoruz. Kendimizi kandırma/rasyonelleştirme durumu bunun en tehlikeli safhasını oluşturuyor. Örneğin 28 şubat sürecinde, bizlerde kınayıcıların kınamasından korku hali ve suçluluk duygusu oluştu. Kaybetme korkusu ile de modern dünyaya/tuğyana olan itirazlarımızı kaybettik, bunun yerini mevcut durumla entegrasyonu rasyonelleştirme hali aldı.
Hz. Adem kıssasındaki en tehlikeli olan Allah ile aldatma halini biz kendi nefsimize aklımıza yönelterek, argümanlar öne sürerek rasyonelleştirdik ve bu sahte gerekçelerimiz gerçeklerimiz halini aldı. Yalancı hamilelik örneğindeki gibi, gerçek hamilelikteki tüm belirtiler vardır ancak tek eksik çocuktur. Kuran’da şöyle bir örnek veriliyor: -Ateşin önünde bekletilecekleri ve "Ah, keşke (hayata) geri döndürülseydik: O zaman Rabbimizin mesajlarını yalanlamaz ve müminler arasında olurduk!" Ama hayır (böyle demeleri) geçmişte (kendilerinden) gizlemiş oldukları hakikat onlara açık şekilde görünecek (olmasındandır); ve eğer (hayata) geri döndürülmüş olsalardı, kendilerine yasaklanmış olan şeye yine dönerlerdi. Unutma ki onlar geçek yalancılardır! diyecekleri zaman (onları) görseydin. – İnsan özüne yaratılışına uygun davranmamaya başladığında ve buna kendini inandırdığında artık doğru görmek, adil davranmak istese de gerçekleri farklı algılamaya başlıyor. Allah bizi hüsrana uğramaktan muhafaza buyursun.
Bugün İslami olarak algılanan bir iktidar ile karşı karşıyayız ve onunla birlikte hareket eden STK’lar var. 246 oyla kabul edilen ve Ahmet Davutoğlu’nun imzalamaktan en çok onur duyduğum yasalardan dediği 2011 İstanbul Sözleşmesi var. Bu sözleşmede namus, kocaya itaat suç sayılıyor, eşler arasında arabuluculuk, ailenin çocuğunu namusla-dinle ilgili uyarması yasaklanıyor, erkek eşinin nereye gittiğini sorduğunda bu boşanma sebebi kabul ediliyor, kadının beyanı olduğu takdirde delil aranmaksızın erkek eşinden ve çocuklarından uzaklaştırılıyor hapse alınıyor ve evin giderlerinin de bu esnada erkekten karşılanması bekleniyor.
<input type="image" src="/webimage/image/iho7 subat5 aile_politikalari ve istanbul sozlesmesi-1.jpg" width="221" height="314" align="left" longdesc="undefined" /></span>
Bunlara benzer birçok konuda değerlerimiz tahkir ediliyor. Bir Müslüman zihin nasıl oluyor da bunlara evet diyebiliyor, bir Müslüman hangi gerekçe ile dileyen mini etekli dileyen çarşaflı gezsin diyebiliyor.
İstanbul Sözleşmesi ile ilgili Aile Akademisi Derneğimizde bir rapor hazırladık:
http://www.aileakademisi.org
http://www.aileakademisi.org/sites/default/files/aile_politikalari_ve_istanbul_sozlesmesi_0.pdf
28 Şubat sonrası, iktidar bizi liberal bir dünya ile barıştırmak istedi ve bu süreç devam ediyor. Şeytan siyasi, sosyal, kültürel fısıltıları ile geliyor. Bize -nehy-i anil münkeri (kötülükten men etmek) olmayan bir din teklif edildi ve biz dünyayı kazanmak istediğimiz için bu teklifi rasyonelleştirerek kendimizi buna inandırıyoruz ve aslında kaybediyoruz. Örneğin Allah Asr Suresinde sabrı tavsiye ediyor, aileler eşleri, çocukları ile ilgili sabrı çözüm olarak görmüyorlar onların ve kendilerinin sahip olduğu dünyevi başarılar ile övünüyor, bunu istiyorlar. Peygamberler Allah yolunda direnenlerle ailelerini oluşturdular. Eşleri çocukları da olsa direnmeyen, dünyayı tercih edenler ailelerinden sayılmadı. Örneğin Hz. Fatma daha çocukken babasına işkenceler ediliyor yalnızlaştırılıyor kınanıyordu ve Hz. Peygamber kızını sen kenarda dur steril temiz bir geleceğin olsun demeden kendi direnme dünyasına onu da katıyordu. Bizlerse bugün başarılı, sorunsuz, steril, zengin dünyalarımız olsun istiyoruz, yalnızlaşmaktan kınanmaktan korkuyoruz.” Mücahit GÜLTEKİN; Allah kınayıcıların kınamasından korkmayın benden korkun diye uyarıyor diyerek sözlerini tamamladı. Soru-Cevap bölümünün ardından İnsan Hakları Okulu’nun ilk semineri sona erdi.
Mazlumder Bursa Şube İnsan Hakları Okulu 28 Şubat’a kadar her Cumartesi Saat:13:00’da Ördekli Kültür Merkezi’nde gerçekleşecektir. Son üç haftanın Konuşmacı ve Konuları şu şekilde: 14 şubat Prof. Dr. Vejdi Bilgin - Ahlakın Evrenselliği Problemi ve Toplumsal Ahlak Eğitimci Yazar Ali Öner - Küresel Siyaset ve İnsan Hakları Emperyalizmi 21 Şubat Arş. Gör. Seda Ensarioğlu - Siyaset Ahlakı Açısından Adalet Kavramı Sosyolog İzzet Saldamlı - Asabiyet Ahlakından Adalet Ahlakına 28 Şubat Hukukçu Yazar Muharrem Balcı - Sivil Toplum-İktidar-Ahlak İlişkisi Doç Dr. Kasım Küçükalp - Modern Dünyada Ahlakın Kimliği
Mazlumder Bursa Şubesi