Basın Açıklamaları

Kütahya Şubeden 1 Eylül Barış Günü Açıklaması

Kütahya Şubesi'nden 1 Eylül Dünya Barış Günü Açıklaması

Bildiğiniz gibi II. Dünya Savaşı'nın başlangıç günü olan 1 Eylül, 1984 yılından beri, Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından "Dünya Barış Günü" olarak ilan edilmiş ve her yıl 1 Eylül geldiğinde, çıkardıkları savaşlarla yeryüzünü cehenneme çeviren güçler bile barışsever mesajlar vermektedirler. Ne var ki, bu bir günlük barışseverlik, savaşlarla, katliamlarla yaşanmaz hale gelen dünyanın karanlığını aydınlatmaya yetmemektedir.

Bugün ülkemizde toplumun hemen her kesimi bir şeylerden şikâyetçidir ve kendi haklarının ihlal edildiğine inanmaktadır. Burada problem, her kesimin benzer sorunların başka kesimlerde de yaşandığının yeterince farkında olmamaları, hatta içinde bulundukları olumsuz koşulların müsebbibi olarak "öteki"leri görmeleridir. Bu da ideolojik devleti güçlendirmekte ve buna paralel olarak özgürlüklerin alanını daraltmaktadır. Oysa bir bireyin, bir grubun, bir kesimin özgürlüğü, aynı anda öteki grupların özgürlüklerinin de savunulabilmesine bağlıdır. Bu ifade paradoksal görünümüne rağmen hem pratik bir değere sahiptir, hem de ahlaki bir zorunluluktur. Aynı şekilde ahlaki olarak da insanın kendisi için istediğini, kendi nefsi için uygun gördüğünü başkası içinde aynı ölçüde isteyebilmesi gerekmektedir ki bu ahlaki tavır, pratikteki başarıdan çok daha önemlidir.

Barış içinde bir arada yaşamanın önündeki engellerin sadece devletten kaynaklanmadığını da görmeliyiz. Evet, mevcut siyasi yapı ve işleyişten kaynaklanan sorunlar söz konusu ama, bu kronik yapısal rahatsızlıkların aşılmasının önündeki engeller, sadece devletin kuruluş ve teşkilatlanma tarzından kaynaklanmamaktadır. Ülkemizdeki farklı toplumsal kesimler, kültürel ve siyasal gruplar, var oluşlarını, bazı asgari müştereklerde birleşerek, söz konusu barış içinde bir arada yaşama projesini hayata geçirmek için birlikte mücadele etmeye bağlamamaktadırlar. Aksine, devletin, kendi dünya görüşlerinden ve hayat tarzlarından farklı olan kesimleri ve grupları tasfiye etmesine bağlamaktadırlar. Oysa devlet-birey ve birey-birey arasında çatışma potansiyeli olan kavramlardan uzaklaşılarak, insan hakları gibi, siyasi ve felsefi anlamda müşterek olma vasfını daha çok taşıyan kavramlara ve politikalara yönelmek mümkündür.

Bizler, gerçek barışın siyasal sürecin çok ötesinde bir yerde, zihinlerimizde ve kalplerimizde gerçekleştirilecek bir devrimle gereği gibi tesis edileceğine inanıyoruz. Bütün otoriter ve totaliter sistemleri, bütün baskı ve işkenceleri, işkencecileri üreten bizleriz; ve bizler her şeyden önce kendimizle, toplumla ve doğayla yeni bir barışı tesis etmeye çalışmalıyız.

Bu çerçevede belirtilmesi gereken diğer bir konu da, Türkiye'de halkla, halkın değerleriyle barışması gerekenin sadece devlet olmadığıdır. Kendisini aydın olarak tanımlayan, ama devletin resmi ideolojisini örtük bir biçimde kendisinde barındıran kesimlerin de, kendilerini bu açıdan yeniden gözden geçirmelerinde yarar vardır.

Yapılması gereken; toplumun her kesimindeki tek yanlı, tek yönlü, kendi içine dönük bilgilenme ve tavır geliştirme sorununu kırmak, sevmediğimiz, hatta nefret ettiğimiz kesimlerin bile haklarını sahiplenerek, barış için, insan hakları için bir araya gelerek, sınırlı da olsa bazı konularda birlikte faaliyette bulunarak bu gidişe dur diyebiliriz. Bu bizi ne ideolojik tutarsızlığa, ne "siyasi rakiplerimizin ekmeğine yağ sürmeye" ve ne de ilkesizliğe götürür; sadece daha çok insan kılar.

MAZLUMDER olarak bizler, bugüne dek gücümüz yettiğince, ayrımsız bir insan hakları mücadelesi vermeye, barışı sağlamaya yönelik tüm girişimleri desteklemeye çalıştık. Bugün de barış için buradayız, barış için elimizi uzatıyoruz ve barış için ümit varız.

MAZLUMDER Kütahya Şubesi

Adına Yön. Kur. Başkanı

Lütfiye ÖZKUL