Basın Açıklamaları

Kontr-Gerilla’ya Karşı İnisiyatif, 12 Mart’ın Yıl Dönümünde “İşkence Mağdurlarına Saygı” Anıtı Önünde Toplandı

Kontr-Gerilla’ya Karşı İnisiyatif, 12 Mart’ın Yıl Dönümünde “İşkence Mağdurlarına Saygı” Anıtı Önünde Toplandı
MAZLUMDER İstanbul Şubesi, İHD İstanbul Şubesi, TİHV İstanbul Temsilciliği ve ASDER tarafından oluşturulan Kontr-Gerilla’ya Karşı İnisiyatif, 12 Mart muhtırasının yıl dönümünde, adı bir dönem İşkence Merkezi olarak anılan Zihni Paşa Köşkü’nün bulunduğu alandaki Kuşluk Parkı’na yapılan ”İşkence Mağdurlarına Saygı” anıtı önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi, İHD İstanbul Şubesi, TİHV İstanbul Temsilciliği ve ASDER tarafından oluşturulan Kontr-Gerilla’ya Karşı İnisiyatif, 12 Mart muhtırasının yıl dönümünde, adı bir dönem İşkence Merkezi olarak anılan Zihni Paşa Köşkü’nün bulunduğu alandaki Kuşluk Parkı’na yapılan ”İşkence Mağdurlarına Saygı”  anıtı önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Sunuculuğunu Gürcan Onat’ın yaptığı basın açıklamasında ilk olarak Kontr-Gerilla’ya Karşı İnisiyatif Sözcüsü Faik Güleçyüz konuştu. Güleçyüz konuşmasında şunları söyledi: “Buraya 4 kez geldik, işkence ve işkencecileri yok edene kadar da geleceğiz. 13 Şubat 1972 gecesi gözlerim bağlı, ellerim arkadan urganla bağlanmış, arkamdaki anıtta gördüğünüz gibi buraya getirildim. Kontr-Gerilla’nın cehenneminde 22 gün kaldım. Eğer köşk yıkılmasaydı duvara tırnaklarımla çizdiğim 22 çizgiyi size gösterebilirdim. Ben bu dünyada cehennemi yaşadım. Kontr-Gerillacılar sıradan işkenceciler değillerdi, özel yetiştirilmişlerdi.” Daha sonra yaşadığı işkenceleri anlatan Faik Güleçyüz, 17.000 faili meçhul cinayetin, Cumartesi Anneleri’nin kayıplarının, 28 Şubat dönemindeki zulüm ve işkencelerin, 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde Kürtlere yapılanların, Hrant’ın katledilmesinin baş sorumlusu Ergenekon’un peşini bırakmayacaklarını söyleyerek “Bu kişiler toplumun vicdanında mahkum oldular. Hukuken de mahkum olmaları için bu konunun takipçisi olacağız.” dedi. 

MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar ise, bir insanın kendi cinsine en savunmasız haldeyken nasıl işkence yapabildiğini anlayamayacaklarını söyleyerek başladığı konuşmasına şöyle devam etti: “İşkence yapanlar nasıl aynaya ve çocuklarının yüzüne bakabildiler? Biz işkenceyi, bütün insanlığın emeğini, haklarını sömüren insanların, aşağılık sömürgelerini ve kendi düzenlerini devam ettirmek için buna karşı duran onurlu insanlara karşı kendi çaresizliklerinin ortaya çıkardığı bir yöntem olarak görüyoruz. Bunun için diyoruz ki; İnsanlık onuru işkenceyi yenecek! Biz, bu işkenceleri yapan organize yapıya halk dilinde Derin Devlet diyoruz. Eğer devlete hala bu derindekiler sahip çıkacaksa biz o devlete karşıyız. Halk olarak, derinleşen devletlere karşıyız. Derin devlet yok olacak, insanlık onuru kazanacak.”

Türkiye İnsan Hakları Vakfı İstanbul Temsilciliği adına konuşan Ümit Efe de konuşmasında şunları söyledi: “Bugün bu anıtın önünde, bu ülkenin gençliği çalınmış, çarmıhlara gerilmiş, elektrik bağlanarak organları çalınmış insanlarından biri olarak diyorum ki; Bütün bu insanları, babalarımızı, kardeşlerimizi, annelerimizi, ablalarımızı, çocuklarımızı ve geleceğimizi bu çarmıhlara gerenleri lanetlerken, bu anıtın önünde insanlık dışı saldırılara direnen, boyun eğmeyen bütün insanları saygıyla anıyoruz. Bu işkenceci zihniyet elbet bir gün hesap verecektir.” 

Daha sonra namaz kıldığı ve eşi başörtülü olduğu için işkence gören ve ordudan atılan ASDER Üyesi Ferruh Uluca “Benim için 28 Şubat, 14 Aralık 1987’de başladı.” diyerek başladığı konuşmasında “O gün, her birimizi bir hücreye koydular. Bize bir kağıdı zorla imzalatıp oda hapsine koydular. 2 gün sonra gözlerimizi bağlayıp alt kata götürdüler. Bana sorular sormaya başladılar: ‘Seni kim irticacı yaptı? Namaz kılmayı kim öğretti?’. Sorgudan sonra beni odama götürdüler ve yatağın odadan çıkartıldığını gördüm. 10 metrekarelik odada sadece bir plastik sürahi ile bir bardak kalmıştı. Lavaboya gözlerimizi bağlayıp götürüyorlardı. 5 gün sonra yemeği de kestiler. 15 gün yemek ve yatak yoktu. 15 gün sonra soğuk bir odaya kapattılar. Yatak vardı ama uyumak mümkün değildi, buzdolabı gibiydi. Son hafta yalan makinesine bağladılar. Ama makine benim için bir şey ifade etmiyordu, yalan söyleyecek bir şey de yoktu. 28 gün içinde en az 10 defa sorguya çekildim. 28 gün sonra bıraktılar. Lojmana döndüğümde herkes benden vebalıymışım gibi kaçıyordu. Neticede İstanbul’daki görevimden Diyarbakır’a sürgün edildim. 28 Şubat’ta da ordudan atıldım.” dedi.

12 Eylül döneminde eşi Mustafa Hayrullahoğlu’nu işkencede kaybettiğini söyleyen Aynur Hayrullahoğlu, “Eşim 2 günde işkence ile katledildi. Hiç durmadan 8 saat işkenceye maruz kalmış. Adli tıp raporuna göre elektrik verilmiş, Filistin askısına asılmış, her tür işkence yapılmış. Bugün 12 Eylül’ün Kenan Evren’i, Tahsin Şahinkaya’sı yargılandılar, insanlık suçu işledikleri için ceza aldılar. Ancak karar temyizde. Bu arada ‘Kenan Evren öldü, ölecek’ diye haberler çıkıyor. Kenan Evren ölürse, yasalara göre devlet töreni düzenlenecek. Buradan sesleniyorum; Lütfen yasalara küçücük bir madde koyun. Darbe yapmış generallere devlet töreni yapılamaz, yapılmamalı” dedi.

Daha sonra grup adına basın açıklamasını İHD üyesi Mine Nazari okudu. Zihni Paşa Köşkü’nün 12 Mart 1971 döneminde işkencehane olarak kullanıldığını belirten Nazari, “Bugün burada geçmişte ülkemizde yaşanmış tüm işkencelere karşı toplandık, kol kola girdik, derin devlete karşı birleştik. Şimdi çok daha güçlüyüz ve daha da güçlü olacağız. Çünkü haklıyız, zulüm gördük ve bunun hesabının sorulmasını istiyoruz. Biz buradayız. İşkenceciler, katiller siz nerdesiniz?” dedi.

Son olarak açıklamaya destek için katılan Oyun Yazarı/Avukat Eşber Yağmurdereli ise “İşkence sadece bizim ülkemizde değil dünyanın birçok yerinde muhaliflere karşı uygulanan bir devlet politikasıdır. İşkence her zaman zalimlerin bir yöntemidir. Ben Hollanda’da eskiden Engizisyon Mahkemesi olan bir insan hakları müzesini gezdim. Geçmişin izleri olduğu gibi duruyordu. Çünkü geçmişle hesaplaşılmıştı. Bizde ise burada Zihni Paşa Köşkü’nün yerinde yeller esiyor. Bursa Hapishanesi adliye, Sultanahmet Hapishanesi otel yapıldı, Sinop Kalesini de bir eğlence mekanı yapmaya çalışıyorlar. Bu şu anlama geliyor; İşkenceciler ne yaptıklarını biliyorlar ve utanıyorlar, yaptıklarının izlerini siliyorlar, suçlarını örtbas etmek istiyorlar.” dedi.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu