ANTEP PRESS - Gaziantep
MAZLUMDER Gaziantep Şube Başkanı Abdurrahim Çelik, kadınlara sadece bazı haklarının tanınmasının yeterli olmadığını bildirdi.
Çelik, yaptığı açıklamada, kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın son bulması, kadınların ve erkeklerin eşit fırsatlara sahip olması amacıyla düzenlenmiş en önemli uluslararası insan hakları belgesi ``Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi(CEDAW)`` olduğunu, Türkiye?nin 1985`te imzalamış olduğu bu sözleşmeye göre kadın olmaları nedeniyle eğitim, çalışma, siyasi temsil gibi hakları bakımından ayrımcılığa maruz kalanlar, iç hukuk yollarını tükettikten sonra süre koşulu olmaksızın Birleşmiş Milletler bünyesindeki ``Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Komitesine`` müracaat edebildiklerini belirtti.
Anayasa`nın 90. maddesi ile Türkiye`nin, imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelerin sadece bir belge niteliğinde kalmadığı, kanun hükmünde olduğu ve ayrıca bu sözleşmelere ilişkin anayasa mahkemesine başvurulamayacağı taahhüt etse de Türkiye`de CEDAW`da öngörülen hükümlere riayet edilmemekte; kadınlara yönelik ayrımcılıkla mücadele için başarılı bir yöntem izlenemediğini ifade eden Çelik, şunları kaydetti:
``Ülkemizde sağlık, eğitim, sosyal ve siyasi alanlarda kadınlar için eşit erişim ve eşit fırsat algısı yerleştirilememiş olup toplumsal statü, gelir, karar alma mekanizmalarında temsil gibi konularda yetersizlikler devam etmektedir. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü`nce yapılan araştırmalara göre Türkiye?de on kadından dördü şiddete maruz kalmakta; yaygın namus ya da töre cinayetleri devam etmekte, bölgesel olarak halen kanayan yaralarımız, töre kararları sonucu kadınların, yaşama haklarına yöneltilen saldırılar, eğitim, sosyal ve siyasi alanlardaki hak ihlallerini geride bırakmakta ve bu durum teoride tanınmış olan eşitlik ve hakların, pratikte uygulanmadığını göstermektedir.``
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, ``Eğitim Hakkı`` başlığını taşıyan 10. madde taraf devletlere, eğitimde erkeklerle eşit haklara sahip olmalarını sağlamak için kadınlara karşı ayrımı önleyen bütün uygun önlemleri alma yükümlülüğü getirmekte olduğunu ifade eden Çelik, ``Ülkemizde, kamusal alan çıkmazına takılan başörtüsü yasağı sadece kadınların eğitim haklarını değil, dini inanç ve ifade özgürlüklerini, çalışma hürriyetlerini, seçme ve seçilme haklarını da gasp ederek tümüyle insan haklarına aykırı bir uygulama teşkil etmektedir. Başörtülü kadınlara getirilen yasaklar yargı kararları ve bazı bürokratik uygulamalarla şekillenmekte; devlet memurluğu, eğitim ve öğrenim hakkının tanınmaması, siyasi alanda temsil imkanı verilmemesi ve hatta geçtiğimiz yıl örneklerine rastladığımız sağlık haklarından yararlandırılmama şekillerinde tezahür etmekte ve her geçen gün ihlallerin sayısı artmaktadır`` diye konuştu.
Çelik, MAZLUMDER olarak, sadece hakkın tanınmasının yeterli olmadığını, hakların kullanılmasına yönelik uygun fırsat ve ortamların sağlanmasının da gerektiğini ve kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın karşısında olduklarını ifade etti.
Çelik, yaptığı açıklamada, kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın son bulması, kadınların ve erkeklerin eşit fırsatlara sahip olması amacıyla düzenlenmiş en önemli uluslararası insan hakları belgesi ``Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi(CEDAW)`` olduğunu, Türkiye?nin 1985`te imzalamış olduğu bu sözleşmeye göre kadın olmaları nedeniyle eğitim, çalışma, siyasi temsil gibi hakları bakımından ayrımcılığa maruz kalanlar, iç hukuk yollarını tükettikten sonra süre koşulu olmaksızın Birleşmiş Milletler bünyesindeki ``Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Komitesine`` müracaat edebildiklerini belirtti.
Anayasa`nın 90. maddesi ile Türkiye`nin, imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelerin sadece bir belge niteliğinde kalmadığı, kanun hükmünde olduğu ve ayrıca bu sözleşmelere ilişkin anayasa mahkemesine başvurulamayacağı taahhüt etse de Türkiye`de CEDAW`da öngörülen hükümlere riayet edilmemekte; kadınlara yönelik ayrımcılıkla mücadele için başarılı bir yöntem izlenemediğini ifade eden Çelik, şunları kaydetti:
``Ülkemizde sağlık, eğitim, sosyal ve siyasi alanlarda kadınlar için eşit erişim ve eşit fırsat algısı yerleştirilememiş olup toplumsal statü, gelir, karar alma mekanizmalarında temsil gibi konularda yetersizlikler devam etmektedir. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü`nce yapılan araştırmalara göre Türkiye?de on kadından dördü şiddete maruz kalmakta; yaygın namus ya da töre cinayetleri devam etmekte, bölgesel olarak halen kanayan yaralarımız, töre kararları sonucu kadınların, yaşama haklarına yöneltilen saldırılar, eğitim, sosyal ve siyasi alanlardaki hak ihlallerini geride bırakmakta ve bu durum teoride tanınmış olan eşitlik ve hakların, pratikte uygulanmadığını göstermektedir.``
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, ``Eğitim Hakkı`` başlığını taşıyan 10. madde taraf devletlere, eğitimde erkeklerle eşit haklara sahip olmalarını sağlamak için kadınlara karşı ayrımı önleyen bütün uygun önlemleri alma yükümlülüğü getirmekte olduğunu ifade eden Çelik, ``Ülkemizde, kamusal alan çıkmazına takılan başörtüsü yasağı sadece kadınların eğitim haklarını değil, dini inanç ve ifade özgürlüklerini, çalışma hürriyetlerini, seçme ve seçilme haklarını da gasp ederek tümüyle insan haklarına aykırı bir uygulama teşkil etmektedir. Başörtülü kadınlara getirilen yasaklar yargı kararları ve bazı bürokratik uygulamalarla şekillenmekte; devlet memurluğu, eğitim ve öğrenim hakkının tanınmaması, siyasi alanda temsil imkanı verilmemesi ve hatta geçtiğimiz yıl örneklerine rastladığımız sağlık haklarından yararlandırılmama şekillerinde tezahür etmekte ve her geçen gün ihlallerin sayısı artmaktadır`` diye konuştu.
Çelik, MAZLUMDER olarak, sadece hakkın tanınmasının yeterli olmadığını, hakların kullanılmasına yönelik uygun fırsat ve ortamların sağlanmasının da gerektiğini ve kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın karşısında olduklarını ifade etti.
AA 08.03.10