Türkiye; toplumun herkesimi ile kavgalı, tepeden inmeci, tek tipleştirici, insanı teferruat gören çağdışı bir yönetim anlayışının sebep olduğu krizleri bugün derinlemesine yaşamaktadır. Darbelerle dayatılan bu siyasal anlayış, kendisini doğrudan anayasal zeminde güvence altına almıştır. Ne yazık ki bu güne kadar tamamı darbe dönemlerinin eseri olan hiçbir anayasa ile köklü bir hesaplaş
Anayasa
Mahkemesi'nin AK Parti'nin kapatılmaması yönündeki kararı hiç şüphesiz kısmi
bir rahatlamaya sebep olmuştur. Ancak bu mahkemenin, 411 milletvekilinin oyuyla
kabul edilen çok sınırlı bir anayasa değişikliğini bile yetkisini aşarak iptal
ettiği unutulmamalıdır. Milletin iradesini ayaklar altına alan, meclisi
işlevsiz kılan bu kararı unutarak, AK Parti'nin kapatılmamasına sevinmek kendi
kendini avutmaktan başka bir şey değildir. Ergenekon tutuklamalarına rağmen
yaşanan 'kadife darbe' süreci hala devam etmektedir. Geçmişte yaşanan, en
azından sorumluları hala hayatta olan ve etkileri hala devam eden 12 Eylül
darbesi ve 28 Şubat müdahalesine yönelik ciddi bir yargılama süreci
başlatılmadıkça rengi ve çeşidi ne olursa olsun darbe teşebbüsleri var olmaya
devam edecektir. Ergenekon davası da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Kamuoyundaki beklenti, ucu kime dokunursa dokunsun sonuna kadar gidilerek
darbecilerin 'sivil yargı' önüne çıkarılması yönündedir. Bu süreç, insan
haklarını devlet için tehlikeli gören ergenekoncuların, darbecilerin, darbe
girişimcilerinin insan haklarına zarar vermeden aydınlatılmalıdır.
Darbelere ve
darbe teşebbüslerine muhattap olanlar eğer
darbecilerden bir farkları varsa inisiyatif olmak zorundadırlar. Bu çerçevede,
bir an önce vesayet sistemi savunucularıyla uzlaşma siyasetinin terk edilerek,
radikal bir hesaplaşmaya gidilmesini bekliyoruz. 'Darbeciler yargılansın, darbe
dönemlerinin karanlık olayları aydınlatılsın ve Türkiye darbe anayasalarından
kurtarılsın' diyoruz.
Ümit
Mert
İnsan
Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği
Ankara
Şube Başkanı