Bu toprakların darbelerle örülmüş, darbelerle biçimlenmiş tarihçesi, ne yazık ki bugünlerimizi etkilemeye, biçimlendirmeye devam ediyor. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 1982 Anayasasıyla tahkim edilen askeri vesayet rejimi, tüm demokratikleşme çabalarına ve gündemlerine karşın bugün hala dimdik ayakta. TSK , tüm yaşananlara rağmen yasama, yargı ve yürütme organlarına, bir bütün olarak Türkiye toplumuna vesayet etme kararlılığını muhafaza ediyor. Ergenekon terör örgütü ve darbe girişimleri deşifre ediliyor, soruşturuluyor ve yargılanıyor. Ancak TSK, her hal ve koşulda askeri vesayet rejiminin ürünü diyebileceğimiz ergenekon terör örgütünü ve şüphelilerini, adeta "korumaya ve kollamaya" devam ediyor. TSK, yargıyı etkilemeye, manipüle etmeye devam ediyor.
Genelkurmay başkanı yani askeri vesayet rejiminin reisi İlker Başbuğ, tüm yargısal süreçlere, bilirkişi raporlarına rağmen "kağıt parçası" ve "boru" ısrarını devam ettiriyor, "bizde silah arkadaşlığı mezara kadar devam eder" diyerek Ergenekon şüphelisi Saldıray Berk'e, Dursun Çiçek, Çetin Doğan ve benzerlerine sahip çıkıyor. Şüphesiz ki herkes görevini yapıyor. Kimi darbe planları yapıyor, kimi darbecilere sahip çıkıyor. Ancak gerçek şu ki artık Türkiye halklarının büyük çoğunluğu her hal ve koşulda darbelere ve darbecilere karşı olduğunu ifade edebiliyor. Artık darbe karşıtlarının sesi darbecilerden daha gür çıkıyor. Dengeler değişiyor.
Dünden bugüne darbe süreçleri incelendiğinde açık olan bir gerçek var ki darbenin tek ve nihai aktörü askerler değildir. Medyasıyla, işadamlarıyla, aydınları, siyasetçileri ve bürokratlarıyla siviller de darbenin önemli unsurları olagelmiştir. Eş deyişle, darbeden ve darbecilerden rant uman, şehvetle görev bekleyen sivilleri anmadan geçmek olmaz.
Güzel İzmir'in kara bahtına düşen gönüllü Ermeni avcısı Canan Arıtman'dan sonra Ergenekon şüphelileri için seferberliğe soyunan Ahmet Ersin de son günlerin flaş ismi oluverdi birden. Ergenekon'un Erzincan'daki ayağıyla ilgili soruşturmaya baştan beri büyük bir iştahla müdahil olan CHP İzmir milletvekili Ahmet Ersin, son olarak Erzincan soruşturmasının gizli tanıklarından "Munzur"la, bir otelde görüşme yaparken kameralara yakalanmıştı. Elindeki siyah çantada, "Munzur"a "ayar" verilmek üzere 80.000-TL olduğu iddia edilmişti. Ancak Ahmet Ersin, siyah çantada 80.000-TL değil, pijamaları olduğunu ifade etmişti.
Oysa ki vahim olan ve gözden kaçırılan Ahmet Ersin'in siyah çantasında pijamalarının olup olmadığı değil, Ahmet Ersin'in orada, o otelde, Ergenekon soruşturmasının gizli tanığı "Munzur" ve o görüşmenin ardından tutuklanan Paradise pastanesi sahibi Erdal Erdoğan ile görüşmesidir. Özrü kabahatinden büyük olan ve maalesef İzmir milletvekili olan Ahmet Ersin'in kamuoyuna verdiği imaj, darbecilerle iş tutan siyasetçi imajıdır ve bu durum belki de imajdan öte gerçeğe tekabül etmektedir. Biz bu imajdan ve darbe sevdalısı, militarist siyasetçilerden rahatsızız. Öte yandan pijamanın, tüm sivil ve sempatik çağrışımları yanında Ahmet Ersin'in beyanatı ile kazandığı işlevin önemli olduğunu düşünüyoruz. Anlaşılan o ki Ahmet Ersin bir anlık gafletle pijamanın teşhirci karakterini unutmuş. Oysa ki pijamalar darbeleri sevmez. Hiç değilse pijama sayesinde darbe sempatizanı vekilleri tanıma fırsatı bulmuş olduk.
Ahmet Ersin'in, İzmir halkını ve Türkiye toplumunu temsil etmediğini düşünüyoruz. Ahmet Ersin'in CHP'yi de temsil etmediğini düşünmek ve ummak istiyoruz. Darbeci vekilleri ve darbeci siyasetçileri, kınıyoruz. Ahmet Ersin'i darbecilerle iş tutmaktan vazgeçmeye, eğer bunu yapmayacaksa da halkın vekilliğinden istifaya etmeye davet ediyoruz. Sonuç olarak tüm sivil ve sempatik çağrışımlarıyla "pijama"ya da teşekkür ediyoruz.
DARBEYE KARŞI YETMİŞ MİLYON ADIM İZMİR KOALİSYONU