Basın Açıklamaları

'İslam dünyasında tekiz!'

MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Gökdemir, İslam dünyasında uluslararası rapor hazırlayan tek ciddi STK olduklarını söyledi.

MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Av. Cihat Gökdemir, Dünya Bülteni'ne verdiği özel röportajda MAZLUMDER'in Türkiye ve Uluslar arası konumu ve hedefleri hakkında konuştu.

MAZLUMDER özelde Türkiye'de ya da uluslararası düzlemde neyi hedefliyor?

Bizim ulusal düzlemde de ve uluslararası düzlemde de hedeflediğimiz şey İslam'ın da en çok önemsediği "adalet"tir, biz de haliyle adaleti önemsiyor, çalışmalarımızın merkezine alıyoruz. Adil bir hak anlayışı, adil bir sistem anlayışı bizim önemsediğimiz bir yapıdır. O yüzden biz şu ayeti hep anımsıyor ve anımsatıyoruz; "Bir kavme olan düşmanlığınız sizi adaletsizliğe sevketmesin." Kişi ve kurumların bir topluluğa, bir kişiye veya bir kuruma kızgınlığı varsa bile biz o kızgınlığın ve kırgınlığın bir kenara bırakılıp o kişi veya toplulukla ilgili her zaman adil olmaya ve o kişilerin hakları ihlal edildiğinde bile haklarının adil bir şekilde dağıtılması ve savunulması gerekliliğine inanıyoruz.

'15 SENE ÖNCE SÖYLEDİKLERİMİZ ÇIKIYOR'

Sizin ulusal anlamda adaleti arama isteğiniz, Kürt Sorununda çözüme ilişkin önerilerinize anlam veremeyen kitlelerin yol açtığı sıkıntıları nasıl göğüslediniz? Bu konuya ilişkin tavrınız mesele gündeme oturmadan önce de netti. Bu sorunun çözümüne ilişkin gelecek öngörüleriniz ve planlarınız nedir?

Türkiye'deki en büyük sorun imaj ve kimlik algısından kaynaklanan sorundur. İnsanlar sizi kimliğinizle, kendinizi nasıl tanımladığınızla değil imajınızla değerlendiriyorlar. Size birileri bir imaj biçiyor ve o imajı kamuoyuna "MAZLUMDER budur" diye sunuyorlar. Türkiye'de bir kişi, bir kurum kendini nasıl tanımlıyor diye bakılmadan, ona sunulan imajlar üzerinden değerlendirme yapılıyor. İmaj ve kimlik sorunu her yerde yaşandığı gibi bizde de yaşanıyor. MAZLUMDER 1991'de kurulduktan sonra daha çok Türkiye'deki Müslüman camianın sorunlarıyla ilgilendiği için o dönem "MAZLUMDER İslamcı bir dernek" algısı oluştu. O yıllarda yine Güneydoğu'da çok ciddi sorunlar yaşanıyor ve İnsan Haklarını konu alan bir dernek olarak bize de bu sorunlar yansıyordu. Bölgeden bize iletilen çok sayıda hak ihlalleri geldi. Biz bu konuya da eğildiğimizde "MAZLUMDER Kürtçü dernektir" diye özellikle resmi ideolojiye sahip birileri bunu piyasaya pompaladı. MAZLUMDER Kürt sorunuyla ilgilenir ama milliyetçiliğin, ırkçılığın her türlüsünden beridir.

Bu anlamda ne Türkçü'dür ne Kürtçü'dür. Ama Türk'ün de Kürt'ün de Laz'ın da Çerkez'in de hakları ihlal ediliyorsa karşısında durur. Ve hak ihlallerine karşı toplumla ve fertle birlikte mücadele eder. Biz de o dönemde yoğun bir şekilde mücadele etmiştik hak ihlallerine karşı. İşte şimdi ortaya çıkan asit kuyularına atılmış insanlardan o yıllarda biz bahsettiğimizde, "siz devlete karşı Kürtçü bir dil kullanıyorsunuz" diyorlardı. 15 sene önce "buralarda bir şeyler oluyor, üzerine gidin" dediğimiz şeyler şimdi yavaş yavaş çıkıyor. Biz söylediğimiz şeyde haklı çıktık, keşke bunlar olmamış olsaydı biz de haklı çıkmasaydık. Bu konuda haksız olmak istemezdik ama haklı da olmak istemezdik. Maalesef birileri devlet adına çok büyük zulümler yaptılar. Biz bunları dillendirdiğimizde Kürtçülükle itham edildik. O mücadeleyi tabii ki birileri MAZLUMDER'i toplum nazarında imajını zedelemek için "Kürtçü" diye itham etti. Ama biz imajımızın nasıl algılandığına ilişkin bir sıkıntı duymuyoruz.

MAZLUMDER ULUSLAR ARASI RAPORUNU KENDİ İMKANLARIYLA HAZIRLIYOR

MAZLUMDER uluslararası raporlarını hazırlarken bilgi akışını nasıl sağlıyor?


1991'den bu yana 18-19 senelik bir derneğiz. Bu sürede yurt içinde okumuş şu anda ise yurtdışında çalışan, veyahut yurtdışında okumuş bir şekilde MAZLUMDER'e yolu düşmüş, bir yerlerden MAZLUMDER'i duymuş bir çok genç ve akademisyen var. Bu arkadaşlar gittikleri yerlerden sürekli raporlama yapıyorlar. Sene içinde bize aktarıyorlar. Sene sonunda MAZLUMDER'in Dış ilişkiler Komitesi bu kişilerle bağlantıya geçip onlardan sıcak gelişmeleri, kaynakları toplayıp, üzerine basın taraması yapıp, tüm bilgileri birleştirip MAZLUMDER'in ortak diliyle bir rapor hazırlıyorlar. Biz yurtdışına gittiğini öğrendiğimiz, kanaatinin bizim için önemli olduğuna inandığımız kişilerle irtibata geçiyoruz. Örneğin Türkiye'deki STK'lardan birinin bir temsilcisi herhangibir ülkeye gittiğinde, "o ülkedeki insan hakları sorunları nelerdir, nelerle karşılaştın" diye soruyor, notlarına göz atıyor ve biz de kayıt altına alıyoruz. Giden kişi bu ülkeye gezme amacıyla gitmiş de olsa, kanaati güçlü, gözlem yapma yeteneği olan kişi, o ülkede görüştüğü taksicisinden esnafına kadar sosyal hayattan kiminle diyaloga geçse, önemli çıkarımlarda bulunabilir. Tabi bu arkadaşımızdan dinlediklerimizi rapora yazmıyoruz. Sadece o ülkeye ilişkin kanaat noktasında not alıyoruz.

Bireylerden global haber ajanslarına kadar edinilen her bilgiden ortak sonuç çıkarmaya çalışıyoruz

İSLAM DÜNYASINDA TEK CİDDİ ULUSLAR ARASI RAPORU HAZIRLAYAN DERNEĞİZ

Uluslararası insan hakları ve hukuk savunucuları derneklerinin raporları, batı merkezli insan haklarının raporları, örneğin Amnesty raporlarının dünya medyasında hak ettiği ilgiyi gördüğünü söyleyebiliriz. Batı dışı STK'ların hazırladığı raporların uluslararası çapta yankı bulmakta zorlandığını söylebilir miyiz?

Şu anda İslam dünyasında hazırlanan en ciddi uluslararası İnsan Hakları raporları bizim hazırladığımız uluslararası raporlar. Maalesef başka elle tutulur ciddi bir rapor yok. İran ilk defa son seçimlerden sonra 'Batının İnsan Hakları' raporu diye bir rapor hazırladı ancak rapor etki anlamında zayıf oldu. Çünkü insanlar İran'ın tepkisel olarak böyle bir rapor hazırladıkları kanaatini paylaşıp şu soruyu soruyorlar "Şimdiye kadar böyle bir rapor hazırlanmadı da şimdi neden hazırlandı? Çünkü Batı onları İnsan Haklarıyla sıkıştırmaya çalışınca aynı silahı Batuya karşı kullanmaya çalışıyorlar" dendi, deniyor. Keşke İslam dünyasındaki devletler önce kendi insan haklarını düzeltip sonra dünyaya da insan hakları raporu hazırlayabilseler. Ama hazırlayan yok. Sadece bireylerden değil kurumlardan da yok, sivil toplum örgütleri de yok. İslam dünyasında insan hakları alanında çalışan MAZLUMDER sivil toplum örgütleri anlamında büyük bir değer. Ve bize İslam dünyasındaki sivil toplum kuruluşları "bu işi nasıl yapıyorsunuz, devlete karşı ya da diğer devletlere karşı bu raporlamaları nasıl yapıyorsunuz, mücadeleye nasıl cesaret ediyorsunuz" diye tecrübe aktarımı talebinde bulunuyorlar. MAZLUMDER'in tecrübesi İslam dünyası için kıymetli bir tecrübedir. İslam dünyası ve doğu toplumlarında, hem kendi toplumunu değerlendiren hem de uluslararası toplumu değerlendiren ve raporlandıran başka bir çalışma yok. Bu alanda tek olduğumuzdan "bizim raporlarımız mı daha fazla yankı buluyor, Batı'daki STK'lar mı" diye kıyaslama imkânımız yok, çünkü İslam dünyasında bizim dışımızda bunu yapan sivil toplum örgütü yok.

Batı, insan haklarını bizim anladığımız şekilde anlamıyor. Batılılar İnsan haklarını siyasi bir argüman olarak kullanıyorlar. İnsan hakları onların elinde politik bir argümana dönüşmüş. Yani bir ülkenin işgali de insan hakları gerekçesiyle yapılabiliyor. Biz raporlarımızı hazırlarken batı ülkelerine hitaben yapmıyoruz. Tüm dünya insanlarına, tüm dünya halklarına ve devletlerine hitaben yapıyoruz ve batının da insan hakları karnesini ortaya koyuyoruz.

MAZLUMDER HEM PROAKTİF HEM REAKTİF...

MAZLUMDER yöntem olarak proaktif bir algı anlayışına mı yoksa kriz odaklı bir yönetim algısına mı sahip?

Aslında MAZLUMDER'in çıkışının ilk noktası kriz odaklıdır... Özellikle ilk yıllarında Türkiye'deki müslüman camianın uğradığı mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla çıkıyor. Kurulurken çok hoş bir sloganla ortaya çıkıyor; "Kim olursa olsun zalime karşı / Kim olursa olsun Mazlumdan yana" Bu süreçte bu sloganın büyüklüğü de daha net algılanıyor. Deniyor ki, "sadece bizim camiaya değil, tüm mağdurlara ilişkin bir şeyler söylememiz lazım..." Sadece bir olay, bir kriz meydana geldiğinde değil, onun öncesinde insan hakları teorisine ilişkin de bir şeyler söylenmeli deniyor... Ve yine bu sözden yola çıkarak "zalim bizden biri olsa ve mazlum başka bir camiadan da olsa, yani kim olursa olsun, bir şeyler söylememiz gerektiği" düşünülüyor. Zamanla insan tabiatında olan bir eğilim baş gösteriyor ve pratik çalışmaya yatkın olan insanlar kriz odaklı, teorik çalışmaya yatkın olanlar ise henüz kriz oluşmadan 'mevcut ya da ideal hukuk sistemi, insan hakları sitemi nasıl olmalı' sorusunun üzerinde teorik çalışmalar yapıyorlar. 1991'den bu yana MAZLUMDER'in hem kriz odaklı çalışmalara ilişkin yaptıkları, hem de henüz ortada bir kriz yokken yaptığı teorik çalışmalar ortada. MAZLUMDER bu iki yöntemi dengeli bir şekilde yürütmeyi başarmış bir sivil toplum kuruluşudur.

Demokrasinin kurumsallaşması noktasında STK kavramının varlığı ısrarla vurgulanır. Ama Türkiye'de ve dünyada NGO (hükümet dışı örgütler) kavramının altı doldurabilmiş değil. Birçok STK Türkiye'de devlet eliyle kurulmuş durumda. MAZLUMDER bu tesbit ışığında nerede oturuyor?

Tabii ki STK'dan ne anladığınız çok önemli. Bizim şimdiye kadarki hükümetlerimiz ve devletimiz STK deyince mesleki teşekkülleri ve sendikaları algılıyor. Örneğin şu anda en çok tartışılan mesele Kürt sorununda bunu daha yakından görebilme fırsatımız var. Kürt sorunu ile ilgili bir yol haritası çıkartılacak. Hükümet "STK'larla görüşeceğiz" diyor, görüştüğü STK'lar sendikalar ve bunun yanında TOBB gibi mesleki örgütlenmeler. NGO kavramına bunlar giriyorlar mı, girmiyorlar. Hükümetten bağımsız çalışan STK'lara gelince, bunlar içerisinde ciddi sivil örgütler var ama sivil gibi görünüp hükümet ve devletle iş tutanlar da var. Hükümetlerle ve devletlerle iş tutanlardan kastım her zaman Türkiye Cumhuriyeti ve hükümeti değil. Türkiye Cumhuriyeti ve Hükümeti'nden bağımsız, yurtdışındaki bazı devlet ve hükümetlerle iş tutan, en azından yurtdışından maddi destek sağlayan STK'lar da var. Biz hepsinden uzak ve bağımsız olmaya çalışıyoruz. Bizim alanımız olan insan hakları alanı da zorunlu olarak bunu gerektiriyor.

Devletle ya da yurtdışında herhangi bir devletle iş tutmam işin özüne ters bir durum. İnsan hakları ihlalleri genelde hükümet ve devlet kaynaklı olduğundan, biz de doğal olarak hükümetler ve devletlerle karşı karşıya geliyorken onlarla iş tutmak bağımsızlığı ve tarafsızlığı olumsuz etkiler. Ama insan hakları alanındaki bazı STK'lar Türk hükümeti ve devletiyle iş tutmamakla birlikte yurtdışındaki kurumlardan proje bazlı maddi destek almak zorunda kalıyorlar. Bir proje oluşturuyorsunuz, atıyorum, 'ilköğretimde insan haklarının geliştirilmesi' adıyla. Ve oluşturduğunuz projeye AB'den fon alıyorsunuz ve o fon çerçevesinde çalışmaya başlıyorsunuz. Bu durumda 'batının insan hakları algısından farklı bir insan hakları algısı anlatamazsınız bu eğitimde' diye çeşitli eleştiriler haklı olarak geliyor.

'KENDİ YAĞIMIZLA KAVRULUYORUZ'

Peki MAZLUMDER olarak siz nasıl maddi taban oluşturuyorsunuz?


Biz dernek olarak fonlanmaya karşı, üye tabanlı çalışma derdindeyiz. Tüm fonumuzu ve gelirimizi üyelerimizden sağlıyoruz. Böylece üyelerimizin dernek üzerindeki otokontrolü de sağlanmış oluyor. Üyelerimizin bizi arayıp söylemlerimiz ve eylemlerimiz noktasında yanlış bulduklarını söyleme imkânı oluyor. Ama üyelerden bağımsız bir şekilde bir yerden fonlandığınızda sizi uyaran yer üyeleriniz değil fonlayanlar olacaktır. Biz o yüzden üyelerimizden kopmamak, üyelerimizin etkisinin, sağduyusunun dernek üzerinde azalmaması için üye tabanını daha da etkinleştiriyoruz. Madden ve manen üye tabanlı çalıştığımız için hükümetlerden de hep bağımsız olduk.

Böylece MAZLUMDER'e gelen tepki de sivil oluyor

Tabi... Kesinlikle...

Türkiye'de bulunan benzeri hukuk savunucuları ve insan hakları alanında STK'lar da var. MAZLUMDER'in insan hakları teorisi ya da ideolojisi olarak diğer benzeri STK'lardan farkı ne?

Bizim diğer STK'larla bazı noktalarda ortak çalışmalarımız oluyor. Bizden önce kurulan benzeri insan hakları savunucusu derneklerin tüm çalışmaları bizim camianın mağdurlarını görmeyen, o dönemde sosyalistler de çok mağdur edildiğinden kendi camialarına yönelik çalışmalardı. Bizim camiaya yönelik, mağduriyetleri hukuki olarak defetmeye yönelik bir çalışma yoktu. Biz de kurulduğumuz yıllarda mağdur edildiğimiz alanlara yoğunlaşmıştık. Sonra bize başvuran herkesin sorunuyla ilgilenmeye başladık. İslam'ın "adalet" anlayışıyla örtüşen adalet temelli anlayışımız ve toplumdan gelen talepler doğrultusunda çalıştığımız için olaylara ve teoriye bakışımız elbette diğerlerinden farklılık arzediyor. İnsan haklarının teorisine ilişkin konular da bile farklılığımız oluyor. Pratik anlamda ise, ortada bir mağduriyet varsa o mağduriyetin giderilmesi anlamında ortak çalışmalara önem veriyoruz.

Örneklem alırken de farklılık söz konusu... Mesela Merve Şeribi'nin veya geçen hafta Türkiye'den sınırdışı edilmeye çalışılan Filistinli mülteci gibi...

Bu algılama ve önem verme sıranıza göre değişiyor elbette. Diğre STK'lar Almanya'da öldürülen Merve Şeribi olayında re'sen harekete geçmiyorlar. Ama Şeribi için özel olarak onları aradığınızda, sorunun varlığını dile getirdiğinizde, bir eylem ya da suç duyurusunda bulunma davetine de katılıyorlar. Mesela başörtüsü olaylarında geldiler, katıldılar. Tabi bizim de o camiadan göremediğimiz, fark edemediğimiz, onların bize duyurmasıyla gördüğümüz ihlallere oluyor. Bu biraz da kulağınızın kabarık olduğu alanla kurulan ilişki sonucunda oluşuyor...

Başörtüsü sorununa ilişkin 2003 yılından itibaren gerekli tepkilerin STK'lar tarafından verilmediği yaygın bir kanı. Taleplerin en üst düzeyde temsil edileceğine olan inanç MAZLUMDER'i nasıl etkilemiştir?

2003 Kasım'ından sonra AK Parti'nin iktidarıyla birlikte başta başörtüsü, YAŞ mağdurları, imam-hatip vb. meselelerine ilişkin toplumsal ve bireysel tepkilerde de sıkıntılar var. Bu sıkıntı sivil toplum örgütlerinin bu konulara duyarlılığının azalmasından kaynaklanmıyor, bilakis camiada mağduriyete uğrayan insanların mağduriyetlerinin sessizce çözüleceğine olan inançlarından, hükümete bakış açılarından kaynaklanıyor. Artık bir başörtüsü mağduru tepki vereceği zaman şöyle düşünüyor; "Benim Başbakan'ım ve Cumhurbaşkanı'mın eşi de başörtülü. O da aynı mağduriyeti evinde yaşıyor ve heran benim mağduriyetimin farkında. Her gün onlar da aile olarak bu mağduriyeti yaşadıklarına göre benim şimdi ses çıkarıp bağırmama gerek yok, onlar benim sorunlarımı zaten çözecekler." Mağdurların bu şekilde düşünmesi bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarını fikirsel değil ama kitlesel desteğini azaltıyor. Yani bu sıkıntı, STK'ların 2003 Kasım'ından sonra söylem değişikliğine gitmesinden değil aksine, STK'ların yaslandığı tabanın 'biraz bekleyelim, biraz ses çıkarmayalım' demesinden kaynaklanıyor.

Kamuoyunda MAZLUMDER İstanbul ile MAZLUMDER Genel Merkez arasında bir problem ve sorunun olduğuna dair söylentiler var. Bu söylentilerin altı dolu mu, yoksa sadece bir iddiadan mı ibaret?

Genel merkez ve İstanbul şube arasında İnsan hakları algısı noktasında herhangi bir ihtilaf hiç olmadı. Ancak bireysel ihtilaflar, bireysel anlaşmazlıklar heryerde olabileceği gibi burada da zamanında olmuş... Şu anda böyle bir ihtilaf da yok. Zamanında bireylerin özellikle usule ilişkin farklı bakış açıları olmuş. Her yiğidin farklı bir yoğurt yiyiş tarzı vardır, bundan kaynaklanan sıkıntılar olmuştur. Ama şu an ne insan hakları teorisine ve pratiğine bakış anlamında ne de bireyler arasında usulü anlamda herhangi bir sıkıntı yok...


BAŞKANIN AĞZINDAN MAZLUMDER'İN AMACI

Bizim amacımız Türkiye özelinde ve yayılarak İslam dünyasında hak arama bilincinin oluşması ve oturması... Bir insan avukat olmayabilir, hukuktan da anlamıyor olabilir. Ancak acil durumlara müdahale edebilecek, acil durumlarda hakkını savunabilecek kadar "hak arama" bilincine sahip olmasıdır amacımız. Mesela nasıl ki bir trafik kazası sonrasında acil bir vakayla karşı karşıya kaldığınızda o müdahaleyi yapmanız gerekir, hukuki meseleler de bazen bunun gibidir. Yani bir polis sokakta onu durdurup kimlik sorduğunda, onun da polise kimlik sorması gerektiğini bilmesi... Devlet dairesine gittiğinde memurun keyfiyetinden kaynaklanan bir sebeple bir işi yapılmıyorsa orada dilekçe hakkını kullanabileceğini, tutanak tutabileceğini bilmesini istiyoruz. Böyle bir hak arama bilinci fertlerde oluştuğunda, devlet memuru ya da güvenlik güçleri de keyfi uygulamalardan kaçınacaktır. Bu da Adil bir toplum olma yolunda bizim için ciddi bir adım olacağından hak arama bilincini oturtmaya çalışıyoruz. Hak arama bilincini yakın planda Türkiye'de ve İslam dünyasında yaygınlaştırılmasını sağlamaya çalışıyoruz.

AV. CİHAT GÖKDEMİR KİMDİR?

Sakarya-Adapazarı doğumlu olup, ilk, orta ve lise eğitimini Adapazarı'nda tamamlamıştır. Daha sonra İstanbul Hukuk Fakültesini kazanarak bu fakültede Lisans eğitimini tamamlamıştır.

1999 senesinde Sultanahmet'te arkadaşlarıyla birlikte kurdukları Hukuk Ofisinde Avukatlık mesleğine başlamıştır.

1999 yılından itibaren İstanbul'da serbest avukatlık yapmakta olup, Nizh Yug Dış Tic. A.Ş, Petrochem Services Ltd., Tataristan Cumhuriyeti Türkiye Temsilciliği vb. uluslararası yabancı sermayeli birçok şirket ve kurumun hukuki danışmanlığı yanında, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Formula Yatırım A.Ş, Motor Sporları Org. A.Ş, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Türkiye Yazarlar Birliği, Bilim Sanat Vakfı vb. bir çok şirket ve kurumun da hukuki danışmanlığı ve avukatlığını yapmaktadır.

Şu an Av. Gökdemir, MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanlığı görevini yürütüyor.

26.08.09 Dünyabülteni