MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı Üstün BOL, Işidin Ezidi katliamlarına ve ABD müdahalesine ilişkin basın açıklaması yapmıştır.
1990 Yılında gerçekleştirilen birinci Körfez savaşında ABD başkanı George Bush Saddam Hüseyin'i devirememiş, 2003 yılında ise oğul Bush Saddam’ı ve rejimini yıkmış ve bugünlere kadar ulaşan kaos düzeninin temellerini atmıştı. Saddam Hüseyin'in bir diktatör ve zalim olarak tarihin kayıtlarında, işlediği cinayetler yer alsa da ABD yönetiminin "Irak Halkını Özgürleştirmek" için operasyonlar yaptığı algısı, işgal süresince işlenen toplu katliamlar, işkenceler ve tecavüzlerin tanıklığında hiç bir inandırıcılık barındırmamaktadır.
Birinci ve ikinci körfez savaşının ardından Irak'ın kendi içinde etnik ve mezhebi ayrışması en kanlı şekilde gerçekleşmiş, bunca acıdan sonra işler yoluna girmek üzere iken patlayan Suriye krizi ve ardından yaşanan gelişmeler Irak'ı yeniden kaosun ortasında bırakmıştır.
İslam coğrafyasında onlarca yıldır süren ABD terörünün ürettiği karşıtlık ve intikam duygusu özellikle Afganistan, Irak ve Suriye'de savaşan yerli grupları zamanla kriminalize etmiş, özellikle kimi körfez ülkelerinin desteği ile bu direniş gruplarının rızasına muhalif kontrolü başkalarının elinde olan, özellikle istihbarat örgütlerinin kullanımına açık ve uluslararası bir proje olarak "islam terörü" algısına hizmet eden silahlı yapılar teşekkül etmiştir. Son süreçte ise bu yapılar eliyle gerçekleştirilen eylemler üzerinden İslam coğrafyasında binlerce müslüman kadın, çocuk, sivil ayırt edilmeksizin katledilmiş, tecavüz edilmiş, işkence ile öldürülmüş ve din, inanç ve mezhep farklılıkları üzerinden binlerce yıl içerisinde oluşmuş toplumsal birliktelikler berhava edilerek zımnen işgalin devamı sağlanmıştır.
Suriye'de muhalif gruplarla ve yerli gruplarla savaşarak topraklarını işgal eden, zalim Suriye rejimiyle zımni mutabakatlar yaparak Irak topraklarına saldırıya geçen; önüne çıkan Kürt, Türkmen, Ezidi demeden kendisine biat etmeyen bütün farklı etnik, dini ve mezhebi unsurları yok ederek Irak içerisinde hatırı sayılır bir alanda hakimiyet kuran yapılar İslam Devleti kurma iddiasıyla tarih sahnesine çıktı . Bu yapıların işlediği mezhep cinayetleri, esir kadınlara cariye ve erkeklere kölelik gibi uygulamaları uzun süre gündemi meşgul etmiş; yayınlanan insan boğazlama videoları "islami terör" algısının yerleşmesi için bir araç olarak kullanılmıştır. Tüm bu ilerleyiş süresince adına uluslararası toplum denilen yapı durumu "kaygı ile izlemiş" ve bölgesel ve ulusal meşru yönetimlerin bu yapı karşısında tedbir alacağı şartları tesis etmemiştir.
Bununla birlikte bu yapıların Erbil'e yaklaşması, Şii Türkmenleri ve Ezidi halkı katletmeleri ve yerlerinden etmeleri üzerine ABD hava kuvvetleri kendilerine biçilen rollerinin dışına taşma eğilimi gösteren sözkonusu yapıların mevzilerine saldırıda bulunmuş ve gerektiğinde yeni saldırıların olabileceğini duyurmuştur.
Öncelikle belirtmek isteriz ki, ABD dünya üzerinde kurulu herhangi bir ülkedir ve hangi sebeple olursa olsun başka bir ülke toprakları üzerinde operasyon yapma hakkına sahip değildir. Dünyanın jandarmalığı görevini iş edinen ve kendi çıkarları söz konusu olduğunda hiç bir hukuki metni tanımayan bu ülkenin gerçekleştirdiği operasyon uuslararası hukukun ihlalidir.
Uluslararası sistemin amaçları için faaliyet gösteren bir örgütün, yine uluslararası sistemin baş aktörü tarafından hedef alınması; bu yapılırken azınlıkların, yerel halkların, Ezidilerin can güvenliğinin temel referans alındığı iddiası ciddiyetten uzaktır. Zira binlerce yıl içerisinde beraberce yaşama irfanını göstermiş olan bölge topluluklarının kimyasını bozan bu tür örgütlerin, hangi himayelerle bölgeye yerleştiği, icra ettikleri vahşet eylemlerinin İslam algısı üzerinde nasıl etkiler bıraktığı ve Siyonist işgalciye karşı merhametli, direniş gruplarına karşı ise ne kadar acımasız oldukları pratik ve söylemleri göz önüne alındığında kimlere hizmet ettiği son derece açıktır. Öyle anlaşılmaktadır ki bu tür taşeron yapılara iş verenler, şimdilik farklılıkların istismarı üzerinden oluşturdukları vahşetin Ezidileri muhatap almasını istememektedirler. Bu işverenler açısından konu Siyonist işgalin devamı için bölgesel bütünlüğün parçalanması ise geri kalan herşey teferruattır, ve zamanı gelince dost gördüklerini nasıl harcadıklarının onlarca örneği Şah Pehlevi’den Saddam’a, bölge tarihinde fazlasıyla mevcuttur.
Irak ve Suriye’de yaşanmakta olan bu işgal ve vahşetde asıl sorumlu, hukuk tanımaz silahlı örgütten ziyade işgal marifetiyle mezhepler ve etnik kimlikler üzerinden ayrışmayı derinleştiren, halkları karşı karşıya getiren ABD yönetimidir. Ezidi katliamını cezalandırmaya dönük ABD hava müdahaleleri, insani ve barışçıl amaçlarla olmayıp, barışı ve insani hukuku iyice ayaklar altına alacak bölgesel dizayn için kendilerine verilen iş tanımını anlayamayan işçinin kulağının işveren tarafından çekilmesidir.
Üstün BOL
MAZLUMDER Genel Başkanı Yardımcısı