Musef Hasan Yemen’de yaşayan bir Suriyeli. Hasan, 2 Şubat 1982’de Hama’da yaşananların canlı tanıklarından sadece biri. Aradan geçen 28 yıl ise hafızasını acı hatıralardan kurtarmaya yetmemiş. Gecenin bir vakti gelen bomba sesleriyle uyanır derin uykusundan ne olduğunu anlamak için baktığı penceresinden alevler içindeki Hama’yı görür. “Ülkemin askerlerinin kendi halkını vurduğunu fark ettiğim o an benim için asla hayal edemeyecek kadar acıydı” diyor Hasan ve yaşadıklarını şöyle aktarıyor: “Uykumuzdan bizi uyandıran bomba sesleri ve bu seslere karışan insan çığlıkları vardı. Bu beklenmediğimiz ve nereden geldiği bilmediğimiz saldırıdan ailemle kaçmak istedik ama bombalar yağmur gibi yağıyor, tanklar şehrin içine giriyordu. Her yerde askerler vardı ve etrafa ateş açıp insanları topluyorlardı. Ben ve ailem evimin altında bulunan bir tünele saklandım günlerce. Askerler annemi ve babamı öldürmüşlerdi ve onlarca akrabamı da. Şimdi ise hak arayışı içerisindeyim”
2 Şubat 1982’de Hama’da yaşanan ve binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olan Hama Katliamı’nın yıl dönümü. Gün dolayısıyla Mazlumder İstanbul Şubesi bir basın toplantısı düzenledi.
28 yıl önce bugün yaşanan olaylarda; Suriye askerlerinin gerçekleştirdikleri saldırılarda gece ve gündüz hiç durmaksızın tam 21 gün sürer. Yapılan saldırılarla harabeye dönen Hama’dan askerler 13 ve 70 yaş arası 20 bin erkeği zorla evlerinden alarak tutuklar ve birçoğundan asla haber alınamaz. 2 Şubatta başlayan saldırılara Hama’nın dışında ki birçok yerleşim yeri de maruz kalır. Yaşanan bu büyük katliam; 2 milyon kişi ülkesini terk etmek zorunda kalırken, sayısı asla netlik kazanmayan 10 binlerce ölüyü de geride bırakır.
1982’ye gelindiğinde ise Hama şehrindeki hareketlenmeye karşı önce şehri askeri birliklerle kuşatır, bir ay boyunca süren bombardımanla da şehri yok ederek 25.000 civarında Hamalı’yı öldürür. Katliam Hama şehriyle de sınırlı kalmamış, operasyon Suriye’nin Türkiye sınırına yakın kuzey şehirleri başta olmak üzere tüm şehirlerinde uygular. Bitmek bilmeyen saldırılara katılmak istemeyen askerlerin birçoğu anında idam edilir. Bazıları ise Müslümanlar tarafına geçme imkanı bulurlar.
Mazlumder’in İstanbul Şubesi tarafından bugün Hama Katliamı yıl dönümü dolayısıyla gerçekleştirilen basın toplantısında Hama’da yaşanan olayların araştırılması ve insan hakları ihlallerinin durdurulması istendi. Toplantıya Mazlumder Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal, Mazlumder İstanbul Başkanı Av. Cihat Gökdemir, Suriye İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Walid Saffour, Kürt Edebiyatçı Halim Yusuf ve Hama Katliamı tanıkları olan Musef Hasan ve Al-Halabiya katıldı.
Raporla ilgili kısa bir bilgilendirme yapan Mazlumder İstanbul Şube Başkanı Av. Cihat Gökdemir; amaçlarının, Suriye’de yaşanan ihlallerin gündeme gelmesi ve gerek Kürtler gerekse yurt dışında yaşayan diasporanın durumunun iyileştirilerek hapishane şartlarının düzeltilmesini sağlamak ve ceza sisteminin yeniden gözden geçirilmesini tavsiye etmek olduğu söyledi. Ayrıca Suriye hükümetine seslenen Gökdemir ülkeye insan hakları gözlemcilerinin girmesine izin verilmesi ve bu sorunun başka güçler tarafından kullanılmasına izin verilmeden çözülmesi gerektiği uyarısında bulundu.
Basın bildirisini okuyan Mazlumder Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal ise Suriye’de birçok insan hakları sorunu bulunmakla beraber başlıca sorunların Kürtler, diasporadaki Müslüman Kardeşler üyelerinin dönüşü ve hukuk sisteminden kaynaklandığını söyledi.
Ahmet Faruk Ünsal, Suriyeli yetkililerin de bu toplantıya çağrıldığını hatırlatarak yetkililere, 49. sayılı yasa ve diğer insan haklarına aykırı yasaların yürürlükten kaldırılması, bu yönde yargı reformu yapılması, hapishane ve gözaltı merkezlerinin insan hakları örgütlerinin denetimine açılması için çağrıda bulundu. Hama ile başlayan süreçte bugüne kadar kaybolmuş kişilere ilişkin Suriye yönetiminin daha şeffaf politika izleyerek bu kişilere dair kamuoyunu bilgilendirmesi gerektiğini belirten Ünsal, “ihlallerde başlıca rol almış sorumlular yargı önüne çıkarılmalı, mültecilerin geri dönüşü sağlanmalı, maktullere iade-i itibar yapılmalı, mağdurlara ilişkin telafi edici işlemler yapılmalı, Kürtlere yönelik temel haklar iade edilmeli ve vatandaşlık sorunu çözülerek her türlü ayrımcılığa son verilmeli” dedi.
‘Askerler Kuran-ı Kerimi ayaklarının altında çiğnediler’
Toplantıda söz alan İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Komitesi Başkanı Welid Saffour ise, Suriyeli ve Türkiyeli yetkililerin artık bu sorunun çözümü için harekete geçmesi gerektiğini belirtirken ülkede yaşanan hak ihlallerinin çok fazla olduğunu belirtti ve her alanda ifade özgürlüğünün BAAS Rejim karşıtı olan herkesin elinden alındığını belirtti. Saffour, Suriye’de yaşananların gizli tutulmak istendiğini vurguladı. Saffour, “Askerlerin Hama’ya saldırıları sırasında Kutsal kitap Kuran-ı ayaklarının altında ezerek, halka zulmederek her türlü işkenceyi yapmışlardır. Kadınların ellerindeki ziynet eşyalarını almak için ellerini kestiler. Bu konular mutlaka gündeme gelmeli ve tartışılmalı’ dedi.
Hama Katliamı
Hafız Esad yönetiminde 1970’ler ve 1980’lerin başında muhalif grupları, özellikle Müslüman Kardeşleri ortadan kaldırmak için planlanan kanlı eylemlerin en şiddetlisi 2 Şubat 1982’de başladı. Başta Hama olmak üzere Suriye’nin kuzeyindeki bütün şehirleri Müslüman Kardeşlerden tamamıyla temizlemesi istenen Rıfat Esad’a 12.000 asker verildi ve özellikle muhalif unsurlarla bağlantısı bulunan 100 ailenin bütün fertlerini içine alan 5.000 kişiyi öldürme yetkisi verildi. Rıfat Esad ve askerleri evlerden işe başlamıştır. Baskı giderek artırılarak bütün evler içindekilerle birlikte yakılıp yıkıldı, hatta çocuklar anne ve babalarının gözleri önünde öldürüldü.
Esad yönetimi bu isyanı tarihte eşine az rastlanır bir şekilde kadın, çocuk, yaşlı demeden masum halkı ayırt etmeksizin şiddet uygulayarak katletmiştir. İleriki iki hafta boyunca yoğun tutuklamalar sürdürülürken askeri kuvvetlerin halka karşı kötü muamele ettiği ve masum şehir halkına yönelik toplu katliamlar yaptığı bildiriliyordu. Tam olarak ne olduğunu bilmek kolay olmasa da Uluslararası Af Örgütü şehrin dışındaki hastaneden 19 Şubat günü 70 kişinin toplu olarak katledildiğine ve aynı gün Muhafız Tugayı’nın El-Hader bölgesinde ikamet eden herkesi infaz ettiğine dair haberler geliyordu. Şüphelilerin bulunduğu düşünülen binalarda yaşayanları öldürmek için siyanür kullanıldı. Ayrıca askeri havalimanında, şehir stadyumunda ve askeri kamplarda insanlar toplanarak günlerce açıkta ve yiyeceksiz tutuldular.”
Rejimin kendi organize ettiği olayları bastırma amacıyla uyguladığı şiddet üç haftadan fazla sürdü. 24 Şubat’ta kendisiyle röportaj yapan bir gazeteciye Esad, şehirde hayatın normale döndüğünü söylediği halde yollar hala kapalı tutuluyordu. En acımasız katliamların yapıldığı bu harekâtta tanklarıyla dar sokaklara giremeyen askeri kuvvetler uzun menzilli bombardıman topları ve tankları kullandılar, helikopterlerle bomba yağdırdılar, şehrin hedef alınan kesimini buldozerlerle yerle bir ettiler. Katliamdan kurtulan bazı Hamalıların anlattığına göre “çürüyen cesetlerin çıkardığı koku bütün şehri kaplamıştı”. Yıkılmış binaların kalıntıları altında, sokaklarda yaralılar ve ölüler bulunuyordu. Askerler tarafından cesetlere bile tecavüz edilmişti. Çatışmalar sırasında Hama dışından olup da ikamet yeri Hama olan birçok kişi infaz edildi.
Peki bu olay neden yaşandı?
Yaşananları anlamak için Hafız Esad dönemine bir göz atmakta fayda var. Hafız Esad Suriye’de nüfusun %10’unu teşkil eden Nusayri azınlığa mensuptur. Ülkenin çoğunluğunu teşkil eden Sünnilerle arası iyi olmayan Nusayri azınlık yüzyıllar sonra bir devlet başkanı çıkarmış olmakla aslında devlet kademelerinin tamamını ele geçirir. Zira Hafız Esad ülkedeki en önemli devlet kurumlarını yakın akrabaları ve Nusayri azınlıktan kişiler arasında paylaştırır.
Suriye 1946 yılında Fransız mandasından kurtulduktan sonra 1970 yılına kadar görece karışık bir dönem geçirir. Bu dönemde birçok askeri darbe olmasıyla beraber 1963 yılında yönetim Suriye BAAS Partisi’nin eline geçer. Kendisi de bir asker olan hafız Esad, BAAS iktidarı boyunca hem parti hem de ordu içindeki konumunu sürekli yükseltir ve 1965 yılında BAAS Milli idaresine seçilir. Zaman içersinde Savunma Bakanlığı ve hava kuvvetleri komutanlığını elde eder. Kendisine karşı gelebilecek BAAS Partisi’nin tüm silahlı kollarını ortadan kaldıran Esad ülkedeki tüm silahlı güçleri komutasına geçirir. 1967 yılından itibaren Suriye iç politikasını belirleyen Esad, 1970 yılında BAAS içindeki muhaliflerini tutuklatarak BAAS partisini ele geçirmiş ve ülkede tek adam iktidarını başlatmıştır. 1971’de ise çoğu diktatörün yaptığı gibi bir referandumla oyların %99’unu alarak iktidarını meşrulaştırmaya çalışır.
Esad 1970’de başlayan iktidarı boyunca ülkeyi demir yumrukla yönetir ve hiçbir muhalif çalışmaya izin vermez. Basın ve yayının tamamının devlet tekelinde olduğu Suriye’de hiçbir muhalif çalışmaya müsaade edilmemektedir. 1972’de Müslüman Kardeşler cemiyeti dâhil birçok partinin seçime katılamaması ise Esad’ın otoritesini daha da güçlü hale getirmiştir. Esad yönetimi 70’lerin başından itibaren tek adam iktidarını, muhalif hareketleri yasaklayarak hatta yurt dışına kaçan muhaliflere suikastlar düzenleyerek devam ettirmiştir.
Hafız Esad yönetimine karşı 60’lı ve 70’li yıllarda yükselen muhalif Müslüman Kardeşler’in binlerce üyesi Esad yönetiminin uyguladığı şiddet politikaları neticesinde hayatını kaybeder, on binlerce insan hapishanelerde çürütülür ve bugün için sayıları yüz binleri bulan bir kesim de mülteci durumuna düşer.
Müslüman Kardeşler hareketini tamamen bitirebilmek için yürürlüğe konulan “49 Sayılı kanun” şiddeti daha da arttırmış, kitlesel katliamlara zemin hazırlamıştır.
BAAS’ın Sosyalist yöndeki görüşlerine ve izledikleri zorba politikalara karşı duran Müslüman Kardeşler nasıl oluşmuştur?
Müslüman kardeşler hareketi 1930’lu yıllarda; Mısırda Hasan El Benna tarafından kurulan ve İslami söyleme sahip bir cemiyettir. Müslüman Kardeşler’in Suriye kolu ise Mısırda Hasan El Benna ile öğrencilik yıllarında tanışan Abdulğani Hamid öncülüğünde Hama Şehrinde bir grup ilim adamı, tüccar ve esnaf tarafından kurulur. 1944 yılında Mustafa Sıbai’nin başa geçmesiyle beraber kurumlaşmasını tamamlayan Suriye Müslüman Kardeşler’i Suriye’deki İslami hareketleri etrafında toplamayı başarır. Şam, Halep, Hama ve Humus başta olmak üzere birçok Suriye şehrinde hayır cemiyetleri, okullar, hastaneler ve çeşitli sosyal yardımlaşma kuruluşlarıyla örgütlenmesini gerçekleştirir. 1947 seçimlerinde meclise 3 temsilci gönderen Müslüman Kardeşler, 1951 seçimlerinde ise 142 üyeli meclise 33 temsilci göndererek siyasi faaliyetleriyle de öne çıkmaya başlar.
1970’de iktidarı ele geçiren Hafız Esad “tek adam” yönetim tarzıyla bütün muhalif grupları sindirdiği gibi Müslüman Kardeşler hareketini de hedef tahtasına koyar. 1976 sonrası şiddet olaylarının tırmanmasıyla beraber Esad rejimi olayları kanlı bir şekilde bastırmaya başlar. Rejimle Müslüman Kardeşler hareketi arasındaki çatışmalar birçok Müslüman Kardeşler üyesinin hapse girmesine, ağır işkence ve kötü muameleye maruz kalmasına neden olur. Esad yönetimi birçok Müslüman Kardeşler üyesini de idam etmeye başlar.
2 Şubatta Hama’da meydana gelen olaylarda 38 cami, 2 kilise ve 52 eczane yıkılmış şehirdeki dükkânların tamamı yağmalanır. Olaylarda Suriye askerleri tüm sivil yerleşim yerlerini basarak sivillerin can ve mal kaybına neden olur. Yaşanan katliamda Baasçı Esad Rejimi’nin hedefi sadece Müslümanlar değildir. Şehirdeki Hıristiyan nüfus da aynı şekilde saldırılara maruz kalır.
Yürürlükten inmeyen 49. Madde
49 Sayılı Kanunun 1. Maddesine göre; “Müslüman Kardeşler Cemaati'ne mensup olan herkes suçlu kabul edilir ve idamına karar verilir”.
1980’lere gelindiğinde Hafız Esad Müslüman Kardeşler hareketine üye olmayı idam cezası gerekçesi olarak ön gören “49 Sayılı Kanunu” çıkardı. Ardından kardeşi Rıfat Esad komutasındaki askeri birliklere verdiği emirle Palmira hapishanesindeki 550 Müslüman Kardeşler üyesi tutukluyu yargısız infazla katleder.
Hafız Esed tarafından 7 Temmuz 1980 yılında çıkarılan 49 sayılı bu kanun, Müslüman Kardeşler Cemaatine üye olan herkesin idam edilmesine hükmetmektedir. Bu kanun ile Suriye'de on binlerce kişi infaz edilmiştir. Bu kanunun gereği olarak 30 yıldır insanlar sadece Müslüman Kardeşler üyesi olmak suçlamasıyla hapsedilmekte ve idam edilmektedir. Suriye şehirlerinin caddelerinde on binlerce kişinin gece yarısı cinayete kurban gitmesi bu kanunla örtülmüştür.
Kürtçe hala yasak
Suriye’de Kürtlere karşı da çeşitli siyasi sosyal ve kültürel baskılar bulunmaktadır. Kürtlere yönelik uygulanan kimlik ayrımcılığı ise tarihsel anlamda sorunun çözümünü daha da zorlaştırmaktadır. Suriye’de yaşayan yaklaşık 1,5 milyon Kürt’ten 350.000’den fazlası ülke vatandaşı sayılmamakta ve kendilerine verilen kimliklerde yabancı diye gözükmektedirler. Bu statüye sahip olan Kürtlerin seçme-seçilme, mülk edinme, devlet dairelerinde memur veya işçi olarak çalışma, devlet hastanelerinde tedavi görme ve seyahat etme gibi hakları mevcut değildir. "Ecanib” statüsünde olan Kürtler resmi nikâhla Suriye vatandaşlarıyla evlenemedikleri gibi, dini nikâhla yaptıkları evlilikler sonucu doğan çocuklar “Ecanib” statüsünden bile sayılmamakta ve kayıt dışı statüsünde gözükmektedirler.
Mazlumder tarafından düzenlenen toplantıya katılan Kürt edebiyatçı Hatim Yusuf, kendisinin yalnızca Kürt edebiyatıyla uğraştığını ama Suriye hükümetinin Kürt dili ile ilgili her türlü içeriği yasakladığını söyledi. Kürt halkının o topraklarda asırlardır yaşadığını ama bir yabancıya verilen basit hakların bile kendilerine verilmediğini ifade etti.
Suriye’de yaşanan 2 Şubat olayları ülkedeki ülke halklarına yapılan ne ilk ne de son saldırı. 2004 yılında yaşanan diğer büyük saldırının ardından bugüne kadar gelen zaman içinde değişen tek şey baskıların azalmadan devam etmesi oldu.
kaynak:tımeturk