Basın Açıklamaları

İhvan lideri ile röportaj

İhvan'ın mürşidi Muhammed Mehdi Akif ile Gazze'den Türkiye'deki siyasi duruma...

Bu röportaj için Gazze saldırıları nedeniyle epeyce bir süre havanın sakinleşmesini bekledik. Son dönemdeki sıcak gelişmelerden dolayı, kendileri bu tür talepleri ya reddediyor veya soruları basın- yayın müsteşarı aracılığı ile yazılı olarak cevaplandırıyordu.

Soyadı Arapça'da bina etmek kelimesi (Bena) kökünden gelen Hasan El Benna tarafından kurulan ve kısa bir sürede bütün dünyada kabul gören, Mısır Müslüman Kardeşleri Örgütü Mürşidi Muhammed Mehdi Akif Bey'in görüşme talebimize 'Ben Türkleri çok seviyorum yarın saat 11'de gelebilir' şeklindeki cevabı, aslında bizi oldukça şaşırtmış ve aynı zamanda memnun etmişti.

Bizi şaşırtan diğer bir mesele, dünya Müslümanlarını siyasi hareketler ve fikir bazında bu derecede etkilemiş büyük bir örgütün yönetimindeki insanların bulunduğu ofisin, Kahire'nin mütevazi bir bölgesindeki çok katlı bir binanın ikinci katındaki dairesinde yer alıyor olmasıydı.

Doğrusunu söylemek gerekirse, kapısında kocaman bir Müslüman Kardeşler yazısı bulunan büyük bir bina bekliyorduk. Tahrir Meydanı'ndan bindiğimiz taksiye adresi söylerken, Müslüman Kardeşler binası dediğimde taksicinin tepki vermemesini adresi bilmiyor olduğuna yormuştum.

Binanın girişinde bir kapıcı oturuyordu. İkinci kattaki ofis girişinde ise her hangi bir güvenlik önlemiyle karşılaşmadığımız gibi güvenlik görevlisi de bulunmuyordu. Girip doğrüdan müracaatta oturan şahısa geldiğimizi söyledik.

Mısır İhvanı Mürşidiyle Gazze ve sonrasındaki gelişmeleri konuştuk:

Dünya Bülteni: Bütün İslam ülkelerinde İslami akımlara ciddi şekilde etki etmiş olan Müslüman Kardeşer Örgütü'nün Mürşidi olarak sizinle görüşmek ve mülakat yapmaktan duyduğumuz gurur ve mutluluğu ifade etmek isteriz. Bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

Çok uzağa gitmeden sizi de fazla yormadan, İsrail'in Gazze saldırısı ve onun etrafında gelişen olaylarla ilgili görüşlerinizi Türkçe, Arapça ve İngilizce yayın yapan sitemiz, Dünya Bülteni okuyucuları ile paylaşmak istiyoruz.

İsrail'in Gazze saldırılarında uluslararası arenadaki güçlerin etkisi oldu mu, eğer olduysa ne kadar etkilidir sizce?

Mehdi Akif- Elhamdülillah rabbil alamin essatü vesselamu ala eşrafil mürselin seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve men vela

İsrail'in Gazze saldırısı, bir ilk değildir. Filistin topraklarındaki saldırılar bir asır öncesinden İngiliz işgalinden itibaren başlamıştır. 1948 yılındaki BM'nin Kudüs'ün ikiye bölünmesi kararından beri Siyonistler, -dikkat ediniz özellikle Siyonistler diyorum. Çünkü ben ne İsrail'i ne de Siyonistlerin devletini tanıyorum- Filistinli kadınları, çocukları öldürmüş, insanları topraklarından zorla çıkarmışlardır, bu 1948 yılından bu yana takip ettikleri politikadır yeni değildir.

Gazze'ye yapılan saldırıları Amerika ve Avrupa ülkeleri desteklemektedir. Batı'nın politikaları Filistin davasının sonunu getirmek, Arap ve İslam ülkelerini zayıf düşürerek tamamen bitirmektir. Batı politikaları aslında son derece tehlikelidir, hedefleri İslam'a karşı nerede olursa olsun savaşmaktır. Gazze'ye yapılan saldırı yeni, bu tür savaşlar Batı ülkeleri tarafından planlanmakta, İsrail tarafından uygulanmaktadır. Öylese Gazze'de yaşananlar, Siyonistlerin eliyle işlenen uluslararası bir suçtur. Eğer kısıtlı bir saldırı olsaydı birkaç günde sona erer, dünyanın gözü önünde 22 gün devam etmezdi.

'ŞERM EL ŞEYH KONFERANSI SİYONİSTLERİN YÜZÜNÜ AĞARTMAK İÇİN YAPILDI'

Şerm El Şeyh'te 70 devletin katılımıyla düzenlenen Gazze'nin Tekrar İmarı Konferansı, aslında Gazze'nin imarı için değil, Gazze yenilgisinden sonra Siyonistlerin yüzünü ağartamak için yapıldı.

Katılımcılardan hiç birisi İsrail'i, Siyonistleri kınamadı. Hiç kimse İsrail işgalcidir, insanları topraklarından zorla sürmektedir, öldürmektedir, Güvenlik Konseyi ve BM kararlarını görmezden gelmekte, uygulamamaktadır demedi.
Gazze'den fırlatılan roketleri kınıyorlar. İsrail'i sarsan roketler. Hangi roketler? Bunlar en bidai ve ilkel silahlardır.

Diğer taraftan İsrail'i en modern silahlarla techiz ediyorlar. Bu büyük bir ayıptır, bu tür politikalar şekil ve içerik olarak Araplar ve Müslümanlar tarafından kabul edilemez. Ancak ne yazık ki Arap ve Müslümanlar bu tür politikalara teslim olmuş vaziyetteler.

Dünya bülteni: Halklar konusundaki görüşünüz nedir? Özellikle de Gazze saldırıları ensasında Arap olan olmayan bütün halklar galeyana geldi. Bu durumu nasıl yorumluyor sunuz?

Mehdi Akif- Halklar genelde haktan yana yer almaktadır. Saldırılar esnasında Siyonistlere karşı Amerika'da, İngiltere'de Fas'ta Afrika ülkelerinde halklar ayaklandı gösteriler düzenledi. Türkiye'de milyonlar Gazze için yürüdü. Halklar her zaman daha canlı, daha dinç, hak ve hürriyetlerden yana. Ne yazıkki dünyadaki halkların çoğu baskı altında, Amerika ve Avrupa'da bile durum aynı.

Amerika'nın Irak'a saldırdığı dönemde bütün halklar savaşa karşı çıktı. Irak'a karşı Bush ile yardımlaşan yöneticileri İngiltere, İspanya, İtalya ve Avustralya'da olduğu gibi halklar tarafından ilk fırsatta cezalandırıldı.

Arap halkları Gazze saldırılarında Filistinlileri destekledi. Arap ülkeleri yöneticilerinden bazıları Hamas'ı bitirmek amacıyla Siyonistlerin yanında yer aldı ancak, Allahu Subhanehu ve Teala zanlarını ve hedeflerini boşa çıkardı.

Dünya Bülteni: Özellike de Türkiye'nin halk ve yönetim olarak tutumu hakkındalki görüşlerinizi merak ediyoruz.

Mehdi Akif- Ben Türkiye'yi ve Türk halını çok seviyorum. Gerek Erbakan olsun, gerekse Erdoğan olsun çok önemlli faaliyetlerde bulundurlar. Özellikle de Erdoğan'ın Siyonistlerin kendisine karşı takındıkları uygunsuz tavırları reddetmesi, onun yüksek İslami duygularla donatılmış güzel bir insan ve Türk halkının ne güzel bir temsilcisi olduğunun bir göstergesi oldu.

Ben Erdoğan'ı, Gazze saldırılarının başından itibaren Hamas ve Filistinlilerden yana takınmış olduğu tutumundan dolayı tebrik ediyorum. Davos'taki tutumu ise 'Hüsnül hıtam' ne güzel bir son idi.

Erdoğan her münasebette Adalet ve Kalkınma Partisi'nin laik bir parti olduğunu söylüyor. Şartlarını çok iyi bildiğim Türkiye'de, Erbakan bile İslam kelimesini sıklıkla kullanamıyordu.

Erdoğan ve ekibi Türkiye'ye çok güzel hizmetlerde bulundu ve Türkiye'yi dünyada layık olduğu konuma getirdiler. Bu sebepten dolayı kendilerine teşekkür edilmesi gerekir. Erdoğan ve hükümeti hakkında bazı konularda çekincelerimiz vardı. Tabiki takdir kendilerinindir.

Dünya Bülteni: Hangi konularda?

Mehdi Akif- İki mesele; Birincisi Siyonistlerle ilgili. Yönetime geldiler, Siyonistleri tanımaya devam ettikleri gibi ilişkilerini de sürdürdüler. Ancak, Erdoğan'ın son dönemdeki tutumu bu eksikliği gidermiş oldu.

İkinci çekincemiz Amerika ile olan ilişkileriydi. Bütün dünyayı kontrolü altında tutan zalim Amerika ile olan ilişkilerinde de hikmet ve bilgelikle hareket etmeyi bildiler. Kendilerine başarılar diliyorum. Türkiye'yi seviyor ve Türkiye ile gurur duyuyorum. Türkiye'nin düşmanlarına rağmen Cenabı Allah'tan Türkiye'nin kalkınması için Tayyip Erdoğan ve ekibine başrılar niyaz ederim. Biz Arap ülkelerine gelince düşmanlarımız kalkınmamızı asla istemiyorlar. Ve ne yazıkkı halkın seven ve halkın gelişmesi ve kalkınması için çaba sarfeden liderler yok Arap aleminde.

Dünya Bülteni: Son dönemde özellikle de İsrail'in Gazze saldırılarından itibaren Türkiye'nin Ortadoğu'ya tekrar dönmeye başladığı söyleniyor. Türkiye Cumhuriye'tinin kuruluşundan bu yana yönelimleri daha çok Amerika ve Avrupa malumunuz.

Mehdi Akif- Türkiye'yi iyi biliyorum ve Türk liderlerin çoğuyla da yakında tanışma fırsatım oldu. Süleyman Demirel'in başbakanlığı zamanında Türkiye'nin Araplarla çok iyi ilişkileri vardı.

Bir konferans esnasında Demirel, benden Çankkale'de kamp yaparak konferans yapmamızı istedi. Bu kamptan sonra 1980 yılında askeri darbe oldu. Çünkü Demirel'in yönelimleri Arap ve İslam ümmeti yönündeydi.

Dünya Bülteni: Öyleyse size göre Türkiye seksenli yıllardan itibaren Ortadoğu'ya yönelmeye başladı

Mehdi Akif- Evet ancak, Tansu Çiller -Erbakan koalisyonu hükümeti yani 1995-96'lara kadar bu süreç askeri darbe sebebiyle duraklamaya uğradı. Bir sene geçmedi tekrar müdahale oldu yine ilişkiler zayıfladı, ta ki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin işbaşına gelmesine kadar. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Türkiye'nin kalkınmasındaki etkisi kısa zamanda hissedildi. Cenabı Allah'tan kendileri için başarılar dilerim.

Dünya Bülten: Son dönemde etkisi Ortadoğu'da oldukça artan İran hakkındaki görüşlerinizi sormak istiyorum.

İRAN'IN ŞİİLİĞİ DİNİ DEĞİL SİYASİ BİR MEZHEP

Mehdi Akif- Şu bir gerçek ki Türkiye'ye hilafetin ve İslami kökleri sebebiyle kendine bölgede iyi bir edinmiş durumda. İran ise Şia bir devlet, İran'ın Şiiliği dini değil siyasi. Biz İran'ın Şiiliğini dini mezhep olarak değil, siyasi mezhep olarak algılıyoruz.Çünki Şia mezhebi 36 fırka, Sünni mezhepler çoğunluğu teşkil ediyor. Dünyada 100 milyon Şii varsa 1 milyar 200 milyon Sünni Müslüman var.

Biz İran'ı 30 yıl önceki halini göz önünde bulundurarak değerlendiriyoruz. Fakir bir devletti, insanlara zulüm yapılıyordu, yolsuzluk alıp başını gitmişti. Diğer Arap ve İslam ülkelerini baktığımız zaman ne yapabildirler 30 yılda?

İran düşmanlarına karşı koydu, kalkınmayı gerçekleştirdi. Uzaya roketler fırlatıyor, nükleer santral kuruyor. Bütün bunlar her hangi bir Arap ve İslam ülkesinin yapamadığı işler. Yaşanan mezhep değil siyasi bir çekişmedir. Siyonistlere karşı açık tutumu sebebiyle, Arap ve İslam halkları nazarında İran'ın konum ve değerini artmıştır.

Dünya Bülteni: Öyleyse siz İran'ı dini değil siyasi mezhebine göre değerlendiriyorsunuz?

Mehdi Akif- Bakın değerli kardeşim! Şia mezhebi Allah'ın birliğine, Kuran'ın hak olduğuna, Muhammed (s.a.v)'in hak peygamber olduğuna inanıyor. Öyleyse bizimle asli konularda bir farklılıkları bulunmuyor, ayrılık sadece mezhepler konusunda söz konusu. Dinde zorlama yoktur, isteyen istediği şekilde rabbine kulluk ediyor. Fıkhı konuda ise ulemalar bir araya gelir konuyu tartışır. Biz şahıslar olarak gerçeklerden ve ümmetin faydasına olan konulara önem veriyoruz. Mezhepler konusunda ilim ehli bir araya gelir görüşür, kısacasa İslamın usulunde bizden farklı değiller.

Dünya Bülteni: İsrail'in Gazze saldırısı esnasında Suriye Müslüman Kardeşleri rejime karşı yumuşamaya başladı. Geçen hafta da Londra'da bir araya gelerek yeni bir strateji belirlediler. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

SURİYE İHVANI ÇOK ACI ÇEKTİ

Mehdi Akif- Allah onlara yardım etsin Suriye'deki kardeşlerimiz son 30 yıldır beri çok büyük bir bila ve zorluk içerisindeler. Hakkında Müslüman Kardeşler Örgütün'den olduğu söylenenler dahi idam ediliyor. Yaşları ilerledi, çocukları torunları oldu onlar hâlâ ülke dışında. Cenabı Allah'tan hem onlara ve bize afiyet ihsan etmesini niyaz ediyorum.

Gazze savaşı esnasında Suriye'nin Filistin direnişi yöneticileri temsilcilerini topraklarında barındırması beni şahsen çok sevindirdi. Suriye'ye teşekkür etmek gerekir. Arap ve İslam ümmetinden kim Filistindeki direnişi bu şekilde korudu? Hepsi direnişe karşı geliyordu, bütün Arap liderler. Bu konuda çok konuşmak istemiyorum. Çünkü bu bir skandal ve bütün dünya konuştu. Mısır hakkında dünyada neler söylediğini gayet iyi biliyorsunuz. Mısır hakkında çok kötü sözler söylendi. Ben tarihi bir geçmişi olan, direniş ruhunu her zaman taze tutan, yumuşak huylu Mısır halkı ile yönetimi ayrı tutuyorum. Rejim başka halk başka. Mısır'a düşmanlık yapılacağı zaman bunun göz önünde bulundurulmasını rica ediyorum. Mısır erkeği, kadını, genci ve tarihiyle büyük bir ülkedir.

Dünya Bülteni: Türkiye'de Hasan el Benna ve Seyyid Kutup gibi şahsiyetlerle Müslüman Kardeşler Örgütü çok yakından tanınıyor ve seviliyor. Türkiye'de neden organize olmadınız?

Mehdi Akif- Biz bunu kasten istemedik. Türkiye'de Erbakan ve Pakistan'da Hüseyni ile düşüncemiz, politikalarımız ve programlarımız bir birine yakın.

Dünya Bülteni: Mısır'da da Türkiye'de olduğu gibi sizce bir açılım olacak mı?

Mehdi Akif- Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimleri kazandığının ilanından bir saat sonra bir Türk gazeteci arayarak fikrimi sordu. 'Böyle bir hürriyete sahip oldukları için Türk halkını kutluyorum. Erdoğan'ı ise başarısından dolayı tebrik ederim.' Dedim. Araplar böyle bir tecrübeden faydalanabilecekler mi? Sorusuna ise: 'Arap devletleri Türkiye tecrübesinden istifade edemeyecek sebep ise çok basıt. Türkiye'de böyle bir sonuca ulaşılmasını sağlayan hilesiz seçimler ve özgürlükler bizde bulunmuyor' şeklinde cevap verdim.

EMİN SARAÇ HOCAEFENDİ'YE ÖZEL SELAM

Dünya Bülteni: Türk halkına bir mesajınız söylemek istediğiniz var mı?

Mehdi Akif- Osmanlı Devletinin yıkılmasından itibaren başlayan, Erbakan ve Erdoğan'a kadarki döneme kadarki uzun bir sürede dini üzerine sebat eden büyük Türk milleti.

İslam dini ve Muhammedi mesaj'ın bu büyük milletin yüreğinin derinlerinde olduğu, İstanbul'da o büyük camilerden anlaşılmaktadır. Türkiye'ye her gidişimde halkın İslam inancına olan ısrarı ve sevgisi beni son derece memnun etmektedir.

Hiç unutmuyorum Ankara'dan İstanbul'a otomobille gidiyorduk. O zamanlar uçak seferleri yoktu. Yolda durduğumuz her yerde Müslüman olduğumuzu misafir olduğumuzu anlayanlar bize çok büyük ikramlarda bulundu.

Bu büyük halk hep büyük olarak kalacak çünkü alemlerin rabbine ve Muhammedi mesaja bağlı. Ben Seyyid Kutup'un Fi Zilalil Kuran tefsini Türkçe'ye çeviren Emin Saraç Hoca gibi şahsiyetler başta olma üzere Türk alimleri de tebrik ediyorum. Eğer onu görürsen benden özel selam söyle.

Türkiye'den çok insan tanıyorum. Cenab'ı Allah'tan tekrar Türkiye'ye gitmek için beni özgürlüğüme kavuşturmasını (Çünkü Mısır dışına çıkması yasak) istiyor ve onlara başarılar diliyorum.

Teşekkür ederim.

Dünya Bülteni: Böyle bir fırsat tanıdığınız için biz teşekkür ederiz.

13.03.09 Dünyabülteni