Basın Açıklamaları

İfade ve Basın Özgürlüğü Kısıtlanmamalı

Son günlerde, Deniz Feneri Almanya davası üzerinden, Doğan Medya Grubu ve Başbakan arasında başlayan ve devam etmekte olan tartışma, kamuoyunu da giderek artan bir yoğunlukla meşgul etmektedir. Siyasal iktidarı temsil eden Başbakan'ın, kendisini savunmak bağlamında, kişisel haklarının ihlal edildiğini, iftiraya maruz kaldığını belirterek kamuoyunda Doğan Medya Grubu'na yönel

Basın Özgürlüğü, demokratik bir toplumun 'asgari şartı' olan ifade özgürlüğünün düzeyi hakkında fikir verebilecek en somut özgürlük alanlarından biridir. Basının kendisini özgürce ifade edemediği, kamu otoritelerini açıkça ve korkusuzca eleştiremediği bir ortamda, 'gerçeğe' ve 'ortak iyiye' ulaşmak imkânsızlaşır.

Demokraside en üstün otorite halk ise herhangi bir 'düşünce' ya da 'haber'in halka ulaşmasını engellemeye hiç kimsenin, hiçbir otoritenin hakkı yoktur. Demokrasiden bahsediliyorsa son 'karar'ı halkın verebileceği de peşinen kabul edilmelidir. Fikir ve haberlerin serbestçe dolaşımına, hangi gerekçeyle olursa olsun, baskıcı yöntemlerle müdahale etmek ihtiyacı, bir siyasal iktidardaki totaliterleşme eğilimine işaret eder.

Basın özgürlüğü, şüphesiz ki hakaret ve iftira edebilme serbestliğini içermez. Ancak bir haberin gerçeğe aykırı olduğunu ve kişilik haklarını ihlal ettiğini anlayabilmek için de kamusal tartışma gereklidir. Bunun için de özgür basın gereklidir. Ayrıca kişilik hakları ihlal edilenler için Anayasal cevap ve düzeltme hakkı söz konusu olduğu gibi yargı yolu da açıktır.

Öte yandan, basının ifade özgürlüğünü, yer yer ihlal ettiği, kötüye kullandığı, kişi ve kurumların itibarını manipülatif haberlerle sarstığı bilinmektedir. Gerçeğe aykırı ve meslek ilkelerine riayet edilmeden yapılan haber ve yayınların yargısız infazlara ve toplumsal linçlere de neden olduğu bilinmektedir. Ekonomik ve siyasal güç sahibi olmak isteyenlerin, ellerindeki medya gücünü kullanarak, örneğin 28 şubat darbesine destek verdikleri, halkın tercihlerini anti-demokratik yöntemlerle etkilemeye, bu yolla kamuoyu oluşturmaya çalıştıkları da bilinmektedir.

Ancak Albert Camus'nun 'Özgür basın, kuşkusuz iyi ya da kötü olabilir. Ancak özgürlük olmadan kesinlikle kötülükten başka bir şey olmayacaktır.' veciz ifadesinde ortaya koyduğu gibi tüm bu olumsuzluklar, basın özgürlüğünün 'baskı' altına alınmasına, kısıtlanmasına mazeret kabul edilemez. Başbakanın bu tavrını ve eleştirilere tahammülsüzlüğünü devam ettirmesi, oto-sansürü besleyebileceği gibi salt basın kuruluşlarının haber yapma ve yayma hakkının değil, Türkiye toplumunun haber alma hakkının da ihlali anlamına gelecektir.

İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, ulusal ve uluslararası hukuksal metinlerde yer alan ifade ve basın özgürlüğünü birey ve toplumlar için vazgeçilmez bir hak olarak kabul eder. Haklarıyla özgür bir toplum ve birey idealine varılabilmesi yasakçı yaklaşımlarla mümkün değildir. Bilakis kamu otoritelerinin açıkça ve korkusuzca eleştirisi bunun için ilk koşuldur. MAZLUMDER olarak Sayın Başbakanı, temel insan haklarından olan ifade ve basın özgürlüğünün kısıtlandığı izlenimi veren davranışlardan vazgeçmeye, kişisel haklarının ihlal edildiğini düşünüyorsa şimdi ve bundan sonrası için özgürlüklerin kısıtlandığı izlenimi vermeyen bir yöntemle cevap ve düzeltme hakkını kullanmaya, yargı yoluna başvurmaya davet ediyoruz.

MAZLUMDER GYK AV. SUPHAN ERKAN