Basında Mazlumder

“HÜR DOĞU TÜRKISTAN” SEMPOZYUMU

“Hür Doğu Türkistan” Sempozyumu Zeytinburnu Kültür Merkezi’nde Gerçekleştirildi

Aralarında MAZLUMDER’in de bulunduğu İstanbul Barış Platformu tarafından düzenlenen Hür Doğu Türkistan Sempozyumu 20–21 Mart tarihlerinde Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Hür Doğu Türkistan Sempozyumu yurt içinden ve yurt dışından birçok önemli ismi bir araya getirdi. Sempozyuma ayrıca farklı ülkelerden gelen Doğu Türkistan kökenli akademisyenler de katıldı. Sempozyuma Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı vatandaşlar da yoğun katılım sağladı.

Sempozyumda "Çin’in Doğu Türkistan’ı dünyaya açması ve insan hakları ihlallerine son vermesi" istendi.

Sempozyumun açılış konuşmasını İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım yaptı. Yıldırım, "Doğu Türkistan’da yaşanan baskıları ve insan hakları ihlallerini dünyaya duyurmak için böyle bir sempozyum düzenlediklerini" ifade etti. Yıldırım, “Biz Çin’in Doğu Türkistan’ın kapılarını dünyaya açmasını, aktivistlerin, sivil toplum kuruluşlarının, insan hakları kuruluşlarının bölgeye gidip durumu yerinde incelemesini istiyoruz. Doğu Türkistan’da bizim bilmediğimiz çok katliamlar, işkenceler yaşandı. Biz bunları artık bilmek istiyoruz. Buradaki insan hakları ihlalleri artık bitsin diyoruz. Müslüman Uygur Türklerinin insanca yaşamasını talep ediyoruz. Ve buradan BM’ye, İKT’ye ve Arap Birliği’ne çağrıda bulunuyoruz. Doğu Türkistan için bir şeyler yapın. Çin yönetiminin bu konuda artık İslam dünyasıyla masaya oturup sorunu çözmesi lazım. Doğu Türkistan İslam dünyası için kanayan bir yaradır. Durum düzelmezse en büyük zararı Çin görecektir“ dedi.

AK Parti Konya Milletvekili Hüsnü Tuna da, “60 yıldır baskı, katliam ve işkence Doğu Türkistan topraklarında hüküm sürüyor. Bense yaklaşık 35 yıldır bunu yakından takip ediyorum. Eğer burada süren insan hakları ihlalleri varsa bizlere büyük sorumluluk düşüyor. Batılı ülkelerin sessizliğini anlayabiliyoruz ama biz onlardan farklı bir şey yapmıyoruz. Tepkimizi ortaya koymuyoruz. Doğu Türkistan sorunu bütün uluslararası platformlarda gündeme getirilmeli” dedi.

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan ise “Çin’e karşı siyasi ve ekonomik kozlarımızı kullanarak Doğu Türkistan konusunda bir takım taleplerde bulunabiliriz” şeklinde konuştu.

Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Abdülhakim Han Tekli Makam da, “Çin İslam dünyası için koyun postuna bürünmüş bir kurttur. Çok büyük bir tehlikedir. Dünyanın sessiz kalması Çin’i yüreklendirecektir” dedi.
Daha sonra MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal’ın yönettiği birinci oturum başladı.

Prof. Dr. Alimcan İnayet, tebliğinde "Uygur Türklerinin her türlü baskıya ve insan hakları ihlallerine maruz kaldığını" belirtti. İnayet, "Çin’in Uygurları azınlık konumuna düşürmek için bölgeye sürekli göçler gönderdiğini, Çin komünistleri Doğu Türkistan’a yoğun bir biçimde nüfus nakletmekle birlikte, Uygurcanın resmî dairelerde kullanılmasını kısıtlama, alfabe değiştirme, Çince eğitim, çift dilli eğitim, doğum yasağı, dinî ibadeti kısıtlama gibi dolaylı ve dolaysız çeşitli yöntemlere başvurdular“ dedi “Doğu Türkistan sözde de olsa özerk bir bölgedir. Ama özerklik hak ve yetkileri ağır biçimde çiğnenmektedir“ diyen İnayet, konuşmasının devamında bölgedeki hak ihlallerini sıraladı.

Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya ise Doğu Türkistan için “unutulmuş Filistin“ ifadesini kullandı. Yalçınkaya, şöyle konuştu: “İşgalci İsrail devletinin kurulduğu tarih olan 1948 yılı aynı zamanda Doğu Türkistan’ın komünistler tarafından işgal edildiği yıldır. İşte bu yüzden bazı yazarlar ve araştırmacılar Doğu Türkistan için unutulmuş Filistin ifadesini kullanmaktadırlar. Belki de Doğu Türkistan, yitirilmiş Endülüs gibi Filistin’den daha kötü bir hâle gelecektir” dedi.

Tibet Ruhani Lideri Dalay Lama’nın Temsilcisi Tseten Samdup Chhoekyapa ise tebliğinde Tibetlilerin Çin baskılarında yaşadıklarını anlattı. Çin baskısına kendi hayatını örnek vererek anlatan Tseten, “Tibetliyim ancak ülkemi hiç görmedim. Nepal’de bir mülteci kampında doğdum. Başımız dik bir şekilde Tibet’e geri döneceğimiz günün hasretini duyuyorum“ dedi.

Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı ve Dünya Uygur Kurultayı Başkan Yardımcısı Seyit Tümtürk ise dünyanın Doğu Türkistan’da yaşananlar karşısında sessiz kalmasına tepki gösterdi. 26 Haziran 2009 tarihinde Urumçi’de yaşananlar katliamlara en sert tepkiyi Türkiye’nin verdiğini ifade eden Tümtürk, yaşananları adeta soykırım olarak nitelendiren Başbakan Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti.

Görgü tanıklarının şahit olduğu olayları anlatan Seyit Tümtürk, yaşanan ihlalleri şöyle anlattı: “Doğu Türkistan’da Kur’an okumak suç. Haberleşme ağları kesik. Oruç tutmak yasak. Her biri, her an ölümle burun buruna. Hacca giden memurlar işten atılıyor. Çinlilere göre, Doğu Türkistanlı olmak suç. Onlara kin ve nefretle bakıyorlar. Polis, keyfi uygulamalarıyla halkı taciz ediyor. İstediği yerde arayıp sorguya çekebiliyor. Hiçbirinin güvencesi yok. 35 milyon insan yarınından emin olmayan bir atmosferde yaşıyor. Tutuklanan veya öldürülen kişilerin, geride kalan aile fertlerinin durumu içler acısı. Kısaca, orada tam anlamıyla bir insanlık dramı yaşanıyor. “

Oturumu yöneten MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal ise ekonomisini liberalleştirilen ve özel sektöre açan Çin’de sosyal ve siyasi hayatın tam bir baskı altında olduğunu vurguladı. Ünsal, “Çinli yöneticiler her türlü suçu terör bağlantılı göstermek eğilim ve gayretindedir. Adi suçlar bile terör bağlantılı görülerek idama varan cezalarla sonuçlanmaktadır. İdamlar, tutuklamalar ve tutuklulara hapishane koşullarındaki işkenceler artık olağan hale gelmiştir “ dedi.

İkinci günkü oturumlarda ise Çin’in ülkesine girişini yasakladığı insan hakları aktivistlerinden Yang Jianli, ülkesini sert bir şekilde eleştirdi. “Çin’i gelin bana sorun” diyen Jianli, “Sadece bir gösteriye katıldığım için 17 ayı tek kişilik hücre olmak üzere 5 yıl cezaevinde yattım. Allah Uygur Türklerine yardım etsin. Durumları çok sıkıntılı” dedi.

Yrd. Dr. Erkin Emet ise "Çin’in Urumçi’de yaptığı katliamlar karşısında en sert tepkiyi Türkiye’nin verdiğini, Çin’in sürekli dezenformasyona başvurarak Doğu Türkistan’da yaşananları ört bas etmeye çalıştığını" ifade etti.

İHH Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Emin Dağ ise "Türkiye ile Doğu Türkistan arasında akrabalık bağının yanı sıra ekonomik ve siyasi bağların da kurulması gerektiğini belirtti. Dağ, “Müslüman Uygur Türkleri ile İslam ülkeleri arasındaki duygusal bağ, rasyonelleşmeli, İslam dünyası Uygur Türklerine kayıtsız kalmamalı” dedi.

İkinci gün öğleden sonraki oturumda konuşan MAZLUMDER İstanbul Şube başkanı Av. Cihat GÖKDEMİR ise, "Self determinasyon ve Doğu Türkistan'ın gelecek tasavvuru" başlıklı bir sunum yaptı.

Gökdemir, "Self determinasyon bir halkın bağımsız bir devlet kurmak dâhil dilediği yönetim biçimini seçme hakkıdır. Bu hak halklara verilmekle birlikte, devletlere de bu hakkı tanıma yükümlülüğü yüklenmiştir. Bu hakkı düzenleyen birçok BM metnine BM Güvenlik konseyinin daimi beş temsilcisinden biri olan Çin de imza atmakla, Self determinasyon hakkını tanıma yükümlülüğünü yüklenmiş durumdadır.

Günümüz ulusal devletlerin birçoğunun mevcut sınırları içerisinde farklı halklar bulunduğundan, bu devletler self determinasyon hakkını sınırlama ihtiyacını hissetmişler ve bu hakkın ancak "tabii olunan devletin renk, dil, din, seçme seçilme hakkı vb. demokratik hakları kullandırmaması halinde mümkün olacağını" ileri sürmektedirler. Ağırlıklı görüş de bu yöndedir. Bu yönüyle de bakılmış olsa, Çin'in Doğu Türkistanlılar'ın en doğal demokratik haklarını bile engellediği göz önüne alındığında, Doğu Türkistanlıların self determinasyon hakları bulunmaktadır" dedi.

Gökdemir, ayrıca Doğu Türkistan'ın gelecek tasavvuruna ilişkin olarak;
" - Doğu Türkistan'ın hak mücadelesini sürdüren diasporadaki örgütlerin kısa ve uzun vadeli planlamalarla hedeflerini masaya yatırmaları gerektiğini,
- Bu hedeflerde mutlaka farklılıklar olabileceğini ancak en azından ortak hedefler konusunda, zaten kısıtlı olan emek ve mali gücün birleştirilerek mücadele edilmesini,
- Yetişmiş kadro sıkıntısı nedeniyle mücadelenin yürümesinde ve tanıtımında sıkıntılar yaşandığından, bir enstitü kurularak diasporadaki Doğu Türkistanlı gençlerin iyi bir eğitime tabii tutulması gerektiğini,
- Radyo, TV, gazete ve benzeri iletişim araçlarıyla Doğu Türkistan'ın tanıtımı yanında, orada yaşanan haksızlıkların birebir aktarımının sağlanmasını, bu iş için ise maddi imkanın diğer İslam ülkelerinde yapılacak iyi bir tanıtımla sağlanabileceğini,
- Doğu Türkistan meselesinin dünya ülkeleri içerisinde en fazla Türkiye'de bilinirliği olduğunu ancak bu bilinirliğin de duygusal bilinirliğin ötesine geçemediğini, bu meseleyle ilgili ya oturup ağlandığı veya sokaklara dökülüp hamasi nutuklar atıldığını, oysa daha bilimsel çalışmalar yapılması gerektiğini,
- Türkiye'nin 'dış Türkler' konusundaki politikasında ana eksen olan 'sorunun bulunduğu yerde çözümlenmesi' düşüncesinin en azından Doğu Türkistan'lılar için değişmesi gerektiğini, zira Doğu Türkistan'dan eğitim için dahi çıkmak isteyen gençlere Türkiye'nin vize vermesinde sıkıntı yaşandığı, Pekin Büyükelçiliğine vize için başvuran Doğu Türkistanlıların insanlık dışı muamelelerle karşılaştıklarına dair şikayetler geldiği,
- Çin'in, "Doğu Türkistan" kelimesinden rahatsızlığı ve o kelimenin tarihi, kültürel vb. çağrışımlarını unutturmak, Doğu Türkistan mücadelesini dünyaya "etnik bir mücadele" gibi göstermek için "Uygur" kelimesini ön plana çıkarttığı ve bu oyuna gelinmemesi gerektiğini,
- Doğu Türkistan için 'Yeni ülke' anlamına gelen "Şincan" isminin gayrimeşru bir isim olduğunun Doğu Türkistan konusunda faaliyet gösteren örgütlerce deklare edilmesiyle "Şincan" ismini kullanmakta ısrar eden basın yayın organlarına tavır alınması gerektiğini,
- Doğu Türkistan'da uluslararası gözlemcilerin de katılımıyla yeni bir nüfus sayımı yapılarak Doğu Türkistan’ın nüfusunun garanti altına alınması ve bundan sonraki Doğu Türkistan nüfusunu azaltmak amacını güden katliam, kürtaj, zorla doğum kontrolü, Han Çinlilerinin topluca göç ettirilmesi gibi demografik yapıyı bozucu uygulamalara son verilmesi gerektiğini,
- Doğu Türkistan davasını dünyaya anlatmanın önemli olduğunu ancak kısa vadede bu mücadeleyi daha kolay anlaması muhtemel İslam dünyası ve Türki devletlerin hedef alınarak önce tanıtımların buralara yönelmesini, Çin ekonomisinin %70'ini İslam ülkeleriyle sağladığı düşünüldüğünde, bu alandaki tanıtım faaliyetinden sonra Çin'in hak ihlallerinde eskisi kadar hoyrat davranamayacağını,
- Çin, kendi vatandaşlarına dönük de ciddi hak ihlalleri yaptığından, Çin yönetimine karşı muhalefet geliştiren Çinli muhaliflerle irtibata geçmenin faydalı olabileceğini,
- Çinli müslümanlarla irtibata geçerek "İslam kardeşliği"nin her türlü resmi ve devlet söyleminin üzerinde bir hak ve yükümlülük doğurduğunu hatırlatıp irtibatların güçlendirilmesini,
- Doğu Türkistan mücadelesinde dokümantasyon çalışması yapılarak söylem birlikteliği oluşturulmasının önemini,
- Halen Doğu Türkistan'la ilgili bir çalışma yapacak kişilerin Doğu Türkistan'ı "Şincan” olarak gösteren haritalarla muhatap olduğunu ve bu konuda dahi bir çalışma yapılamamış olmasının büyük eksiklik olduğunu,
- Doğu Türkistan'ın halkıyla ve toprağıyla birlikte İslam dünyasının bir parçası olduğunun sürekli vurgulanması gerektiğini” belirtti.