"Vatandaşlarıma özellikle sabır tavsiye ederim. Fakat bu sabır nereye kadar olacak bunun da endişesi içindeyim. Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, vatandaşın hayatına kastederseniz hayatına kastettiğiniz vatandaş kalkıp da eğer elinde böyle bir tedbiri, böyle imkà nı varsa kendisini savunma yoluna gidecektir. Yani bu tür yollara bir tür sevktir." şeklindeki talihsiz cevabını büyük bir şaşkınlıkla izledik. Bu sözleri tehlikeli bir sürecin ateşini yükseltici etkisi nedeniyle, söylenmemiş kabul ediyoruz.
Başbakanların (ya da hükümetlerin) görevi halkın malına ve canına yönelik saldırıların önüne geçilmesi için gereken önlemleri almaktır. Halkın bu ve benzeri görevleri icra etmeleri için seçmiş oldukları devlet görevlilerinin (ya da hükümet yetkililerinin), halkın "ihkak-ı hak" yönündeki talep veya eylemlerini hangi bağlamda olursa olsun olumlaması veya buna göz yumulabileceği imasında bulunması kabul edilemezdir.
Tehlikeli bir sürece gidildiğine ilişkin toplumun her kesiminden yapılan uyarılar artık daha çok ciddiye alınmalıdır. Farklı düşüncedeki insanlar arasında doğacak çatışmalar bu topraklarda yaşayan hiç kimsenin talep etmediği bir şey olduğu gibi, bu çatışmaların hiçbir şekilde kazananı da olmayacaktır. Bu açıdan toplumun her kesimine, özellikle vatandaşların temsilcisi olduğu iddiasında olan her düşüncedeki siyasi parti, sivil toplum örgütü ve kuruluşa büyük sorumluluklar düşmektedir.
Sonuç olarak ifade etmek gerekir ki bu tür problemlerde en büyük ve esas sorumluluk hükümetindir. Zira hükümet olmak zaten bu sorumluluğun altına girmeyi kabullenmektir. Bu sorumluluğun sahipleri hiçbir bahane üretme yöntemine sığınmaksızın bütün politik refleksleri bir kenara bırakarak bu ve benzeri sorunların üzerine gitmeli, sorunun bir parçası ve tarafı değil, çözümün anahtarı olmalıdırlar.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi