Yurt İçi Raporlar

Gökhan Bergüzar“Gözaltında Ölüm” Raporu

-OLAYLARIN GELİŞİMİ-
Konu ile ilgili araştırmaya ölen kişinin ailesiyle görüşülerek başlanmış, ardından ailenin avukatı Erkan Dere’den randevu alınmış, olayın yaşandığı Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube yetkilileri ile telefon görüşmesi yapılarak randevu talep edilmiştir. İlgililerin beyanları ile değerlendirmemiz aşağıdadır.

-AİLE İLE YAPILAN GÖRÜŞME-
Yapılan araştırmalar sonucu ölen şahıs Gökhan’ın, babası İrfan ve ağabeyi İlhan’ın telefon numaralarına ulaşılmış, randevu alınarak, aile Güngören-Haznedardaki evlerinde ziyaret edilmiştir.

Baba İrfan Bergüzar konuşmasında Gökhan’ın üç oğlunun en küçüğü olduğunu, kendisinin şehirlerarası otobüs yazıhanesinde işletmeci olduğunu, eşinin ev hanımı olduğunu, Gökhan’ın yirmi yaşında ve ilkokul mezunu olduğunu, olaydan 2,5 ay önce cezaevinden çıktığını, tahliyeden itibaren de ağabeyi ile birlikte dekorasyon işi ile uğraştığını, ailesiyle ve arkadaşlarıyla iletişiminde herhangi bir problemi olmadığını, tahliye sonrası hayatını daha düzenli yaşadığını, ailesinin yanından pek ayrılmadığını, bacaklarındaki damar tıkanıklığı nedeniyle ilaç kullanmak zorunda olduğunu bunun haricinde bir sağlık sorunu olmadığını belirtmiştir.

Aile, Kurban Bayramının 1. günü olan 20.01.2005 tarihinde sivil giyimli polis memurları tarafından oğullarının arandığını, arama gerekçesini sorduklarında “Gökhan yeni tahliye olmuş, savcılıktan gelen talimata göre birkaç evrakta imzası eksik, onları gidereceğiz” cevabını aldıklarını, Gökhan’a durumu anlattıklarında, oğullarının bu duruma tepki gösterdiğini, geçmişte karakolda çok eziyet gördüğünü, sebep ne olursa olsun karakola gitmeyeceğini, giderse yine baskı ve işkence yapılarak yapmadığı şeyleri kabule zorlanacağını, korktuğunu söylediğini,

Bunun üzerine babasının karakolla görüştüğünü, bu görüşmede oğlunun neden arandığı ile ilgili bilgi talep ettiğini, görevli memurun oğlunun kimliğinin kendilerinde olduğunu ve gelip alması için çağrıldığını başkaca bir şey olmadığını söylediğini,

Gökhan’ın ertesi gün akşam saatlerinde ağabeyinin kullandığı arabadan indikten sonra Merter’de bulunan üst geçit üzerinde yürürken polis tarafından dövülerek ve kafası tekmelenerek Osmaniye Polis Merkezine götürüldüğünü öğrendiklerini, karakola giderek oğlunu gördüğünü, Gökhan’ın çok tedirgin olduğunu memurların kendisine zorla bir şeyler imzalatılmak istediklerini söylediğini, “bunları imzalamam ölümüne ferman olur yine aynı şeyleri yaşarım, ben kötü bir şey yapmadım” diye feryat ettiğini, oğlunun çaresizliği ile kendisinin de tedirgin olduğunu ve avukat gelene kadar çocuğunun susma hakkını kullanması konusunda ısrar ettiğini, avukat geldikten sonra Gökhan’ın tedirginliğinin geçmediğini ve “yine aynı şeyler olacak” diyerek tedirgin bir tavır sergilediğini, Bakırköy Asayiş Büro’ya götürüldüğünü, bacaklarındaki rahatsızlık nedeniyle çok rahatsızlandığını, kendisi için hayati önem taşıyan ilaçlarının polis memurlarına teslim edildiği halde verilmediğini, aç bırakıldığını, oğlunun sözlerinden ve tavırlarından üzerindeki baskının açıkça belli olduğunu, zorla evrak imzalatarak yapmadığı şeyler için suçlanmak istendiğini, nezarethane sorumlusu ve karakol nöbetçisi polislerin görevlerini yeterince yapmadıklarını, cezaevinden yeni çıkmış olmanın verdiği psikoloji ve geçmişte polis aşamasında yaşadığı baskılar yüzünden ciddi endişeler duyduğunu, ailesine kendisini bir an önce oradan kurtarmaları için yalvardığını ifade etmektedirler.

Aile oğullarının suçsuz olduğu halde karakola çağrılarak tedirgin edildiğini, gözaltına alınırken şiddet uygulandığını ve kafasının tekmelendiğini, karakolda aç bırakıldığını ve kendisi için hayati önem taşıyan ilaçlarının verilmediğini -yada avukat geldiğinde görüşmeden hemen önce verildiğini-, 22.01.2005 tarihinde firari sanık Engin’in evinin gösterilmesi için mahallelerine getirildiği sırada bir polis memuru tarafından “oğluna hakkını helal et, sana oğluna helallik almaya getirdim” gibi imalı sözler kullanmasından kısa bir süre sonra oğlunun ölüm haberini aldıklarını, Gökhan’ın bacaklarının çok ağrıdığı ve şiştiğini, dayanamayacak durumda olduğunu söylediklerini, avukatlarının savcılığa durumu izah etmeye çalıştığını fakat savcılığın kayıtsız kaldığını, Nöbetçi Mahkemeye yapılan itirazın ise değerlendirilmeden reddedildiğini, oğlunun ölümü ile ilgili birçok karanlık noktanın olduğunu ve bunlarla ilgili yeterli araştırma yapılmadığını, emniyet ve mahkeme yetkililerinin görevlerini yapmadıklarını, oğlu ile aynı nezarette kalan şahsın ifadeleri ile nöbetçi polis memurlarının ifadelerinin çeliştiğini, olayın hemen ardından (adam yaralama suçundan gözaltına alınan ve daha önceden de sabıkası olan) nezaret arkadaşının salıverildiğini ve bu tutumun da kendilerini şüphelendirdiğini, Gökhan’ın yanından ayrılırken boynunun sağ tarafında tırnak izine benzer kızarıklıklar gördüklerini, Gökhan’ın ölümünü şüpheli gördüklerini beyan etmektedirler.

Bergüzar Ailesi ile yapılan görüşmede Gökhan’a hukuki yardımda bulunmak için gelen, ölümünden önce birkaç kez kendisiyle görüşen, ciddi sağlık problemleri nedeniyle ek gözaltı süresine itiraz eden ve ölüm olayından sonra da keşifte hazır bulunan Av. Erkan Dere’ye vekaletname verdiklerini, sair hususlarla ilgili kendisinden bilgi alabileceğimizi belirtmişlerdir.

-AVUKAT ERKAN DERE İLE GÖRÜŞMEMİZ-
Ailenin yönlendirmesi üzerine Baro Levhasından adres ve telefonlarına ulaştığımız Av. Erkan Dere’den randevu alınarak Sefaköy’deki bürosuna gidilmiş ve olayla ilgili olarak Derneğimizce yürütülen çalışmadan bahsedilerek olayla ilgili olarak görüş ve bilgilerine başvurulmuştur.

Avukat Erkan Dere, hukuki yardımda bulunmak üzere 22.01.2005 günü saat 02.30 sıralarında Bakırköy Asayiş Büro Amirliğine giderek görevli memurdan Gökhan Bergüzar’la ilgili iddiaları sorduğunu, şahsın iki ayrı suç isnadıyla gözaltına alındığının söylendiğini, Zeytinburnu Metro İstasyonu çevresinde sıklıkla meydana gelen kapkaç olayları ile ilgili olarak Gökhan’dan şüphelendiklerini ve müştekilere teşhis yaptırmak istediklerini, müştekilerden birisi şehir dışında olduğundan teşhis işleminin gecikebileceğini belirtmesi üzerine, delil olmaksızın teşhis işlemi yaptırılmasının (sanıktan delile ulaşmanın) hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin hazır olan evrakları ile adliyeye sevkini talep ettiğini, sanık ile görüşme talebinin “şahıs uyuyor” denilerek reddedildiğini, nezarethanede bulunan kameradan odadaki monitöre yansıyan uyku halindeki görüntüsünün gösterildiğini, ısrarcı olması üzerine de şahsı uyandırarak karakol yemekhanesine getirdiklerini, burada Gökhan Bergüzar’la görüştüğünü, şahsın aç olup olmadığı sorusuna “açım” cevabını verdiğini ve karakola gelmeden aile tarafından ilaç konusunda uyarıldığından ilacının verilip verilmediğini sorduğunu ve “verilmediler” cevabını aldığını, bunun üzerine ailesi tarafından getirilen yemeğin kendisine verildiğini, müvekkilinin ilaçları verilmediği için ayaklarının şiştiğini ve ağrıdığını söylediğini, olaylarla hiçbir alakası olmadığını söylediğini belirtmektedir.

Avukat Dere aynı gün sabah 11.00 sıralarında ağabey İlhan tarafından arandığını ve kaçak bir kişinin yerinin tespiti için Gökhan’ın mahalleye getirildiği duyumunu aldıklarını, bu sırada Gökhan’ı annesinin yanına getiren polis memurunun Gökhan’ın annesine “oğlunu sana helallik almaya getirdim” diye imalı sözcükler kullandığını,

Aynı gün saat 14.00 sıralarında anne Bergüzar’ın karakola gelerek oğlu ile görüştüğünü, Gökhan’ın “anne ben çok kötüyüm, anne bana çok kötü şeyler oluyor, baskı yapıyorlar” diye halinden şikayet ettiğini,

14.30 da kendisinin de Asayiş Büro’ya geldiğini, görevli memurdan ek gözetim süresi verildiğini öğrendiğini, konu ile ilgili olarak nöbetçi savcıyla görüşme yaptığını, müvekkilinin sağlık durumunun iyice bozulduğunu, artık yürümekte bile güçlük çektiğini, ilaçlarının aksatıldığını belirttiğini, fakat savcının takdir yetkisini Gökhan’ın gözaltı süresinin uzatılması yönünde kullanmakta ısrarcı olduğunu, bunun üzerine Nöbetçi olan Bakırköy 3. Sulh Ceza Mahkemesinde müvekkilinin çok kötü durumda olduğu karakolda pek fena muamele ve baskıya maruz kaldığını belirterek ek gözaltı süresine itirazla ilgili başvuruda bulunduğunu,

Mahkeme tarafından belirttiği hususlar dikkate alınmaksızın vekaletname ibraz edilmediği gerekçesiyle usul ve yasaya aykırı biçimde talebinin reddedildiğini, Müdafiin hazırlık soruşturmasında vekalet ibrazının zorunlu olmadığını belirttiği halde bu hususun da önemsenmediğini ve dolayısıyla Bakırköy 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2005/37 Müt. Kararının usul ve yasaya aykırı olarak verildiğini,

Aynı gün akşam 21.00 sıralarında gelen telefonla bir polis memurunun kendisine Gökhan’ın intihar ettiğini ve keşif yapılacağından karakolda hazır bulunması istendiğini,

Cumhuriyet Savcısı ile keşfe katıldığını, Gökhan’ın battaniye şeridi ile kendisini astığının iddia edildiğini, nezarethanede kalan diğer şahsın olay anında uyuduğunun ve olay yerini görebilecek konumdaki kameranın kayıt yapmadığının söylendiğini, Olay anında monitörü takip etmesi gereken polis memurunun iş yoğunluğu gerekçesiyle monitörü izlemediğini beyan ettiğini, asıda kullanıldığı iddia edilen battaniye şeritlerinin olayın gerçekleştiği yer olduğu iddia edilen kapıdaki demir parmaklıklardan çok uzak bir mesafede bulunduğunu bunun da şüpheli bir durum olduğunu, Gökhan ile olay anında aynı koğuşta bulunan K.O.H’nın ifadeleri ile nöbetçi memurun ifadelerinde uyanma anı ve şekli ile ilgili çelişkiler olduğunu, olayla ilgili beyanların hayatın olağan akışına aykırı ve şüpheli bir durum oluşturduğunu, şahsın yeterince sorgulanmadığını, çelişkilerin giderilmediğini,

Olayın meydana geliş anı ile ilgili olarak da hastane tutanaklarındaki saat ile karakol tutanaklarının çeliştiğini, karakol tutanağında doktorun 21.00 civarında olay yerine gelip şahsı muayene ettiğini ve hastaneye kaldırılmasını söylediği yazılı iken, hastane kayıtlarında 45 dakikalık kalp masajının ardından şahsın hayata döndürülemediği ve saat 20.45 sıralarında EX olduğunun yazdığını, burada en az bir saatlik bir zaman farkının olduğunu,

Ası olayında kullanıldığı iddia edilen battaniye şeridinin böyle bir asıya müsait olup olmadığı, vücuttaki ası izlerinin battaniye şeridi ile gerçekleşip gerçekleşmediği, ölüm olayından önce Gökhan’ın yukarı çıkarılıp çıkarılmadığı, çıkarıldı ise aşağıya indiğinde ne halde olduğu, kaç kez çıkarıldığı konuları ile ilgili yeterince araştırma yapılmadığını,

Müvekkilinin genç yaşta bu şekilde bir ölüm olayına konu olmasının ardındaki sebeplerin araştırılması, kasıt yada ihmalleriyle olaya sebebiyet verenlerin tespiti ile cezalandırılmaları hususunda da ilgili birimlere suç duyurusunda bulunduklarını, en azından bu tür olayların bir daha yaşanmaması için olayın takipçisi olacaklarını belirtmiştir.

-EMNİYET İLE GÖRÜŞMELERİMİZ-
Olayla ilgili olarak Bergüzar Ailesi ve avukatları ile görüştükten sonra 0 212 570 24 53 numaralı telefondan Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube yetkililerine ulaşılmaya çalışılmıştır.

İsminin polis memuru Ramazan olduğunu söyleyen şahsa Gökhan Bergüzar olayı ile ilgili bir yetkili ile görüşmek istediğimizi bildirmemizle, şahıs tarafından başkomiser Mehmet isimli şahsa yönlendirme yapılmıştır.

Yetkiliye objektif bir rapor hazırlayabilmemiz için idarenin olayla ilgili görüş ve beyanlarının önemi izah edilmiş, yaşanan hadise, aile ve sanık vekilinin iddialarıyla ilgili olarak emniyetin de görüşünü almak istediğimiz söylenerek randevu talep edilmiştir.

Şahıs kendisinin konu ile ilgili açıklama yapmasının mümkün olmadığı, İlçe yada İl Emniyet Müdürlüğü ile görüşülmesi gerektiğini beyan etmiştir. Bunun üzerine Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne aile ve vekillerinin iddiaları 0 212 571 61 77 numaralı fakstan ulaştırılmış, konu ile ilgili emniyetin cevaplarını alabilmemiz için tarafımıza randevu verilmesi yada 2 gün içinde olay ve iddialarla ilgili yazılı olarak cevap verilmesi, aksi halde eldeki verilerle hareket edilerek değerlendirme yapılacağı belirtilmiştir.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Basın Protokol ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğünün 0 212 534 08 85 nolu fakstan gönderdiği cevabi metnin olayın esasıyla ve karşı tarafın iddialarıyla ilgili unsurlar içermeyip konu ile ilgili 25.01.2005 tarihinde yapılan basın açıklaması metni olduğu anlaşılmıştır. Raporun yazıldığı güne kadar da Emniyet Müdürlüğünden iddialarla ilgili başkaca yazılı cevap tarafımıza ulaştırılmamıştır.

-HUKUKİ DÜZENLEMELER-
Anayasa 17.maddesi İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 2.maddesi herkesin yaşama hakkı bulunduğunu hüküm altına almıştır. Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu 13.madde ile İnsan Hakları İçin Avrupa Sözleşmesi 5.maddesi polisin yakalama ve gözaltında bulundurma şartlarını, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası değişik 128 maddesi yakalamayı, 135/A maddesi yasak sorgu ve delil değerini, Türk Ceza Yasası 243 yasak sorgunun bağlı olduğu müeyyideyi/cezai yaptırımı düzenlemektedir. Genel nitelikteki bu düzenlemeler değerlendirmemizde dikkate alınmıştır. Bunlar dışında 01.10.1998 tarih ve 23480 sayılı resmi gazetede yayınlanan Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği bulunmaktadır. Yönetmeliğin 7.maddesi yakalamayı, 8.maddesi yakalanan kişinin üzerinden çıkan eşyanın alınmasını, 24.madde nezarethane şartlarını düzenlemektedir.

-DEĞERLENDİRMEMİZ-
Konu hakkında bilgi almak üzere başvurduğumuz kamu otoritelerinin, MAZLUMDER gibi uluslar arası kamuoyunda objektifliği ve alanına vukufiyeti ile tanınan bir sivil toplum örgütünün kuruluş amacı gereği yaptığı çalışmalara yeterince yardımcı olunmadığı, randevu taleplerini zımnen reddedildiğini, sorulara ve karşı tarafın iddialarına cevap vermeyerek yalnızca olay sonrası yapılan basın açıklaması metninin fakslanması, ülkemizdeki demokratik teamüllerin oluşması ve oturması, keza açık toplumun gelişimi açısından düşündürücüdür.

Yaşam hakkının vazgeçilmezliği, gözaltında yaşanan bu şüpheli ölümle birlikte hukukun üstünlüğüne inanan bir toplum için kabul edilemez bir insanlık ayıbıdır. Bu ayıp yükü, ölüm ister bizzat görevliler eli ile olsun, ister ise, gözaltındaki kişi gerçekten intihar etmiş olsun taşınmaya devam etmektedir. Bu ayıbın son halkası Gökhan Bergüzar adındaki 20 yaşındaki genç olmuştur.

Olayda ihmali yada kastı olan –olabilecek- görevli kişilerle ilgili suç duyuruları yapılarak ceza soruşturması yürütüldüğü için bu yönlü bir açıklama yapmayı doğru bulmuyoruz. Kamu vicdanının tatmin olacağı, açık, hızlı, adil bir yargılama yapılarak, gerçeğin ortaya çıkarılması hukukun üstünlüğü prensibinin gereğidir. Yargılamanın anılan nitelikte yürütülmesi hususunun gözlemlenmesi uygun olacaktır kanaatindeyiz.

Ancak olayın genel görüntüsü ve idare ile sınırlı olmak üzere kanaat belirtmek bir insan hakları savunucusunun kaçınılmaz görevidir. Bu itibarla, olayın oluş şekli ve maddi delillere ilişkin açık ve kesin delilleri görmüş değil isek de, edindiğimiz bilgiler ışığında söylemek gerekir ise, bir bütün olarak idarenin sorumlu olduğunu düşünmekteyiz. Şöyle ki; İfade edildiği şekliyle, “Gözaltı”, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin belirli bir süre için kamu yetkisini kullanan görevli kişilerce (biyolojik anlamı ile) gözaltında tutulmasını ifade eder. Yoksa kişinin kapalı bir yerde tutulması anlamında değildir. Bu haldeki kişi, can güvenliği, sıhhat ve selameti bakımından idarenin emanetindedir. Emanetin insan olması, idareyi, kasıt olmayan kusurlarından da sorumlu tutmalıdır. Burada en küçük bir ihmal, dikkatsizlik ve özensizlik dahi sorumluluk için yeter sebeptir.

Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin suçlu olmasa dahi psikolojik tepkimeler vermesi ihtimali karşısında kendisine zarar verecek cisimlerden arındırmalı ve buna rağmen sık sık kontrol edilerek durumu görülmeli ve ihtiyaçları giderilmelidir. Nitekim, ilgili yönetmeliğin uygulamaya yansıyan şekli ile, gözaltındaki kişinin eşyalarının üzerinden alındığı ve ayrıca muhafaza edildiği bilinmektedir. Yine yönetmelik gereği, nezarethanede oturmaya ve yatmaya uygun yerler bulunmalı ve bunlar sabitlenmiş olmalıdır. Yine gerçekten sabitlenen bir somyanın ise sökülebilmesi mümkün olmalıdır. Şu halde, idarenin karyolanın yerinden sökülerek askı malzemesi yapıldığı şeklindeki açıklaması idarenin kusurunun ciddi boyutta varlığını gösterecektir.

Yine ileri sürüldüğü şekliyle asıya müsait eşya bulundurulması, öncelikle yönetmeliğin 8.maddesine aykırıdır. Kişinin üstündeki zati eşyasının alınması karşısında, yatakta çarşaf veya asıya yarar malzeme bulundurulması açık bir kusurdur.

Nezarethanede bulunan kameranın usulüne uygun takip edilmemesi, başlangıçta kamera arızalı denilmesi, sonradan kamerada bir arıza olmadığının tespiti ile iş yoğunluğu gerekçe gösterilerek ekran takibinin yapılamaması gerekçesinin ileri sürülmesi anlaşılabilecek bir durum değildir.

Yukarıda ifade edildiği üzere gözaltı biyolojik anlamını da içeren bir kelimedir. O halde gözlem şeklinin taciz boyutuna ulaşmamak şartıyla çıplak gözle yapılması, bu amaçla kurulan sistemlerin kullanılması, idarenin sorumluluğu altındaki şahsa demokratik topluma borcudur. Önemli olan, yaşamından, sağlık ve sıhhatinden sorumlu olunan kişinin anılan nedenlerden gözden ırak tutulmaması, her türlü tehlike unsurunun ortamdan arındırılması ve en önemlisi şahısları bu psikolojiye sokabilecek tutum ve davranışlardan kaçınılması zorunluluktur. Yapılacak olan gözlem, hiçbir zaman gözaltındaki kişiyi taciz eder mahiyete bürünmemelidir.