Basın Açıklamaları

Filistin, Gazze ve Özgürlük İçin Adanmış İki Ömür...

Filistin ve Gazze'deki özgürlük ateşini alevleyen, bir halkın dünyanın gözleri önünde yok edilmesine karşı canlarını ortaya koyarak mücadele eden iki büyük insana.

Bu çalışmadaki amacımız; ortak insani değerlerin ve adalet arayışının, farklı kültür ve dinlerden olan insanların yan yana gelmesine ve aynı şeyleri söylemesine olan katkısını daha da görünür kılmak ve bunun her dönemde tekrar edilebileceğine olan inancımızı vurgulamaktır. Farklı kültür ve dinlerden de olsa yan yana gelenlerin, aynı namluların ucundan aynı nefretle izlenenlerin hikâyesidir bu.

Ahmed YASİN; insanlığın suskunluğunu Rabb'ine şikâyet eden, 15 yaşından beri felçli olarak yaşamasına rağmen bunu bir özür kabul etmeyen, mücadelesinin doruğuna çıkıp tekerlekli sandalyesinde bile ortadan kaldırılması zorunlu bir düşman haline gelen, intifadanın yaşlı babası.
Şeyh Ahmed Yasin hain ve vahşi bir suikast sonucu 22 Mart 2004 Pazartesi sabahı Gazze'de, mahallesinin camisinde sabah namazını kıldıktan sonra şehit edildi. İşgalci siyonistler ABD teknolojisini kullanarak, namazdan çıktığı sırada üzerine füzeler fırlattılar ve onunla birlikte yedi kişinin daha şehit olmasına sebep oldular.

Rachel CORRİE; insanlık suskunken, fıtratının / vicdanının zorlamasından da kurtulmak istemeyen, gür bir sedayla bağıran Amerikalı bir kız. Öyle yürekli ki; mazlum ve onurlu Filistinlilerin evlerini yıkmak isteyen dev askeri buldozerin karşısına dikilecek kadar.

16 Mart 2003'te 23 yaşındaki Amerikalı, İnsan Hakları aktivisti Rachel Corrie, İsrail ordusunun Filistin Gazze Şeridi'nde bir doktorun evini ve ailesini yok etmesini engellemeye çalışırken, bir askeri buldozer tarafından ezilerek yaşamını yitirdi.


İŞGALE BEYNİ İLE DİRENEN BİLGE

Ahmed YASİN (1937-2004)
1937 yılında Filistin'in Askalan şehrinin El-Cevra köyünde doğdu. 3 yaşında iken babasını kaybetti. 1948 yılında İsrail'in Filistin'i işgal etmesi üzerine ailesi ile birlikte Gazze'ye göç etmek zorunda kaldı. 1952 yılı yazında bir yüzme faaliyeti esnasında başının üzerine düşerek, boyun kemiğinin kırılması üzerine bütün vücudu felç oldu. 1952 yılında İmam Şafi Okulu'nda ve sonrasında Er-Rihal ortaokulunda ilköğrenimini, 1958 yılında Filistin Lisesinden mezun olarak ortaöğrenimini tamamladı. Liseyi bitirmesinin ardından çeşitli ilim adamlarından dersler aldı. Bu özel öğrenimini tamamlamasının ardından bir süre öğretmen olarak görev yaptı. Gazze'de "İslam Merkezi"ni kurmasıyla Filistin'in her yerinde adı duyulmaya başlandı. Bu durum işgal yönetimini rahatsız etti ve Şeyh defalarca gözaltına alındı, sorgulandı, mahkemeye çıkarıldı.

1984 yılında İsrail devletini yıkarak yerine İslami bir devlet kurmak için çalıştığı gerekçesiyle 13 yıl hapse mahkum edildi. 11 ay hapis yattıktan sonra Filistinliler ve işgalciler arasında yapılan bir esir değişimi sırasında serbest bırakıldı. 8 Aralık 1987'de başlayan intifadanın öncüsü durumundaki İslami Direniş Hareketi (HAMAS)'nin liderliğini yürüttü.

18 Mayıs 1989 yılında intifadanın önünü kesmek için işgal kuvvetleri Ahmed Yasin'i tekrar tutukladı. Ancak bu intifadanın daha da şiddetlenmesine sebep oldu. 3 Ocak 1990 tarihinde mahkeme önüne çıkarıldı ve 15 suçlamadan muhakeme edildi. Ahmed Yasin'in mahkeme mensuplarına söylediği söz şu olmuştu: "Bu mahkeme kanuni olarak beni yargılama hak ve yetkisine sahip değildir. Çünkü bu mahkeme işgalciler tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla tamamen gayri meşru ve kanundışıdır."

İlk duruşmada mahkemeyi belirsiz bir tarihe erteleyen siyonist yönetim Şeyh
Ahmed Yasin'in 6 Ekim 1991 tarihinde mahkeme önüne çıkarılacağını açıkladı. 16 Ekim 1991 tarihinde İsrail askeri mahkemesi HAMAS'ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin'i ömür boyu hapis cezasına çarptırdı.

İsrail yönetimi söz konusu cezaya mahkum ettikten sonra Ahmed Yasin'le zaman zaman pazarlıklar yapmak ve ona serbest bırakılması için bazı şartları kabul ettirmek istedi. Bir keresinde İsrail'i tanıdığını ve imzalanan özerklik anlaşmalarına olumlu baktığını açıklaması karşılığında serbest bırakma teklifinde bulundu. Ahmed Yasin bunu kesinlikle kabul etmedi. Daha sonra İsrail'i tanıma şartından vazgeçerek sadece özerklik anlaşmalarını kabullenmesi şartıyla serbest bırakma teklifinde bulundu. Bunun üzerine Ahmed Yasin: "Bana dışarı çıktığımda karpuz yemememi şart koşsanız bile yine kabul etmem. Çünkü ben işgal rejimini muhatap kabul etmiyorum ki onun şartını kabul edeyim" cevabını verdi. Ahmed Yasin, zindanda sağlık durumunun kötüleşmesi dolayısıyla uzun süreden beridir tıbbi gözetim altında tutuluyordu. Ancak işgalciler onunla gereği gibi ilgilenmediklerinden sağlık durumu sürekli kötüye gidiyordu. Serbest bırakılmasında bunun da etkisi olabilir.

İsrail kaynakları HAMAS'ın manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin'in sağlık durumunun gittikçe kötüleştiğini dolayısıyla tutukluluk durumunun biraz iyileştirilmesi amacıyla Kefar Yuna hapishanesinden Telmund hapishanesine nakledilmesinin düşünüldüğünü bildirdiler. Ahmed Yasin'in bütün vücudu felçli olduğu gibi romatizma başta olmak üzere çeşitli müzmin hastalıklardan da muzdarip durumdaydı. Yahudi gazetelerinden Yediot Ahranoot, Şeyh Ahmed Yasin'in Telmund hapishanesine naklinin yakında serbest bırakılacağına dair bir işaret ve bir ilk adım olabileceğini yazdı. Ancak İsrail bakanlar kurulunun Filistinli tutuklularla ilgilenen komitesi en son toplantısından sonra yaptığı açıklamada şu merhalede HAMAS ve İslami Cihad'dan hiç kimsenin serbest bırakılmasının söz konusu olmadığını bildirmişti.

Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS)'nin kurucularından olan ve bu hareketin manevi lideri olarak bilinen Şeyh Ahmed Yasin 18 Mayıs 1989 yılında tutuklanmasının ardından 30 Eylül 1997 yılında yani tam sekiz sene mahkumiyetten sonra serbest bırakıldı.

Serbest bırakılışının ardından sağlık durumunun kötü olması sebebiyle tedavi için Ürdün'e götürüldü.

Şeyh Ahmed Yasin, Gazze'ye dönmesinden sonra da mücadelesine devam etti. Bu sebeple 29 Eylül 2000'de başlayan Aksa İntifadası'nın da manevi lideri olarak biliniyordu. İşgalci siyonistler tarafından da sürekli takip ediliyordu. Bu takip sebebiyle daha önce de bir suikast girişimine hedef olmuş ama mucizevi bir şekilde saldırıdan sağ kurtulmuştu. Ancak işgal güçleri ikinci girişimlerinde amaçlarına ulaştılar. Şeyh Ahmed Yasin hain ve vahşi bir suikast sonucu 22 Mart 2004 Pazartesi sabahı Gazze'de, mahallesinin camisinde sabah namazını kıldıktan sonra şehit edildi. İşgalci Siyonistler ABD teknolojisini kullanarak, namazdan çıktığı sırada üzerine füzeler fırlattılar ve onunla birlikte yedi kişinin daha şehit olmasına sebep oldular.

Şeyh Ahmed Yasin'in Bize Vasiyeti...
"Allah'ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum!
Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!
Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!
Ben ki saçları ağarmış, ömrümün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim!
Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!

Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler!
Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında? Bir halk yok mu?

Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?
Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak! Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!

Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye; "Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü'min kullarına yardım et!" diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor? Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:

"BİZLER İLERİ ATILDIK ve KAZANDIK"
Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!
Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!

Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim! Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!

Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! Temennimiz, Allah'ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır! Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!
Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!
"Allah'ım! Sana şikâyette bulunuyorum... Sana şikâyette bulunuyorum... Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı Sana şikâyet ediyorum.

Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim Rabbimizsin... Bizi kime bırakıyorsun?
Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana m>?
Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına Sana şikâyette bulunuyorum.

Sana şikâyette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı... Birliğimiz bozuldu... Yollarımız ayrıldı...
Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikâyet ediyoruz..."

Ahmed Yasin'in Mücadelesinden Notlar
Şeyh Ahmed Yasin, 22 Mart 2004'te, 67 yaşında, bir sabah vakti, İsrail helikopterinden atılan roketlerle tekerlekli sandalyesinde katledildi.
1983'te Gazze'de kurduğu "İslam Merkezi"nde yaptığı konuşmalardan dolayı İsrail devleti tarafından polis merkezine götürülür. Çıkarıldığı mahkemede İsrailli hâkimle arasında şöyle bir konuşma geçer;

Hâkim: "Sen, İsrail devletini yıkarak yerine İslâmi bir devlet kurmak için çalışan İslami bir askeri örgütün başkanlığını yapmakla ve ayrıca kanundışı yollarla silah temin etmek ve İsrail'e karşı kullanılması durumunda büyük bir felakete sebep olabilecek kadar silah biriktirmekle suçlanıyorsun."

Ahmed Yasin: "Halkımın üzerindeki zulmün kaldırılması için kendilerine yardımcı olmam benim vatanıma ve halkıma karşı bir görevimdir. Her gün bizi öldürmek isteyene, vatanımızı ve kutsal varlıklarımızı işgal edene karşı canlarımızı ve kardeşlerimizi savunmak bizim hakkımızdır" der.

Bu olaydan sonra, İsrailli hâkime gazeteciler, "Ahmed Yasin'in felçli ve oturak biri olduğunu" hatırlattıklarında hâkim şöyle der: "O felçli ve oturak bir adam ama onun felçli ve oturak olmayan aklı ve dili var. Etkin biri ve bu yüzden İsrail açısından ona güvenilemez."

Ahmed Yasin, ilk tutuklanışından sonra, "İsrail'i yıkarak yerine İslami bir devlet
kurmak için çalışmaktan ve bu amaç için silahlı örgüt kurmaktan" 13 yıl hapis cezasına çarptırılır. Ancak 1985'te Filistinlilerle İsrail arasında bir "esir değişimi" sırasında serbest bırakılır. İkinci kez; intifadanın başlamasından bir buçuk yıl sonra, 18 Mayıs 1989'da tutuklanır. Bu tutuklamadan sonra mahkeme önüne çıkarıldığında şöyle der;

"Bu mahkeme beni kanuni olarak yargılama hak ve yetkisine sahip değildir. Çünkü bu mahkeme işgalciler tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla tamamen gayri meşru ve hukuka aykırıdır." Bu duruşmada hâkimle arasında şöyle bir konuşma geçer;
Hâkim: "Sen, HAMAS hareketini kurmakla, taş atanları idare etmekle, onları İsrail devletine karşı savaşmaya teşvikle ve onlara bazı İsrail askerlerini ve bu topraklara yerleştirilen Yahudileri öldürme emri vermekle suçlanıyorsun" Ahmed Yasin: "Ben HAMAS'ı kurmakla şeref duyarım. Yaptıklarım, işgale karşı direnmem için dinime karşı görevimdir. Bunu yapmak ise, Filistin'deki halkımın haklarını korumam için meşru bir hakkımdır."

İsrail mahkemesi, 16 Ekim 1991 tarihinde Ahmed Yasin'i "ömür boyu ve 15 sene hapis Cezası"na çarptırdığını açıkladı. Ancak Ahmed Yasin ne kararı, ne de hâkimin tavırlarını hiçbir zaman ciddiye almadı. İsrail devleti onu zindana attıktan sonra felçli olmasına rağmen insanlık dışı uygulamalarda bulunurlar. Ama buna rağmen onun kararlı tavrını değiştiremezler. Bir ara bazı şartlarla serbest bırakmayı teklif ederek onunla pazarlığa girişmek isterler. Amaçları, onun yönlendirdiğini iddia ettikleri kalabalık kitlenin azmini zayıflatmaktır.

Ama o, kararlı tutumundan hiçbir şey kaybetmeksizin şu açıklamayı yapar; "Benim için hapiste 100 yıl kalmak, karşılığında birtakım tavizler vererek çıkmaktan daha iyidir." İsrail devleti, pazarlık tekliflerini daha sonraları da sürdürdü. Ama o, her türlü teklifi reddederek, özgürlük mücadelesine devam eder. Ahmed Yasin, fikirlerinden dolayı İsrail devletince "sakıncalı" görülmüş, yargılanmış, hapsedilmiş ancak mücadelesinden taviz vermeyince, vahşice katledilmiştir.

Kim bilir belki, Ahmed Yasin'in feryadının kulaklarında bıraktığı yankıdır onu bu topraklara çeken. Bu iki dev yürek bütün yoksunluklarına rağmen; sınır tanımaksızın, kıyamete kadar sürecek bir direnişin gönüllüleri olarak yan yana gelmiş ve ölüme gülerek yürüyebilmişlerdir. Onları bugün hala hayatta kılan da bu değil midir zaten? Bu iki kahramanın buluştuğu topraklar bize göstermiştir ki, bir yerde zulüm varsa yeryüzünün bütün zalimleri orada eylem ve fikir birliği içerisindedir. Ancak aynı toprakların tarihi, bütün vicdanlı/faziletli yüreklerin zulme karşı adalet için birleştiğini de göstermez mi?

1400 yıl önce Hılf-ul Füdul ve Medine Vesikası neyi ifade ediyorduysa bugün de bu iki yüreğin buluşması aynı şeyi ifade etmiyor mu bize?


İŞGALE VİCDANI İLE DİRENEN LEYDİ

Rachel CORRİE (1979-2003)
Rachel CORRİE, 1979 yılında ABD'nin Washington eyaletine bağlı Olympia kentinde doğdu ve büyüdü. Evergreen Devlet Koleji'nde eğitiminin son dönemine gelen Corrie mezun olduktan sonra yazar ve aktris olmak istiyordu...

Oldukça mütevazı ve sorumluluk duygusuyla yüklü bir hayat yaşayan Rachel, Olympia Adalet ve Barış hareketi'nin de aktif bir üyesiydi. Sadece bir aksiyon insanı değildi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında insan hakları aktivisti ve insani yardım gönüllüsü olarak faaliyette bulundu.

İsrail işgaline karşı olan Rachel her ferdin yapabileceği en düşük katkının 'içten içe hissetmek' olduğunu düşündüğü bir işgal karşıtı kampanyaya katılmak kararındaydı. ABD'de iken Arapça çalışmıştı. ABD'nin Irak operasyonu başladığında İsrail'in özellikle Gazze Şeridi'nde büyük katliamlara kalkışabileceğinden endişe ediyordu ve bunu durdurmanın tek yolunun bölgeye uluslararası gözlemciler yollamak olduğunu düşünüyordu. 20 Ocak'ta Olympia'dan ayrılarak önce Batı Şeria'ya, daha sonra da Gazze Şeridi'ne geçen Rachel bahar döneminde eğitimine devam etmek üzere ülkesine geri dönmeyi planlıyordu.

Pasifik okyanusu kenarında ormanlarla kaplı olan Washington eyaleti, dünyada refahın en yüksek olduğu bölgelerden birisidir. Oysa Rachel'in öldürüldüğü Refah kampı daha o günlerde dünyanın en yoksul yeri ilan edilmişti!

Rachel, Amerika'daki rahatını bozup barış savunuculuğu yapmak, İsrail hükümetinin insafsız katliamlarına karşı kalkan olmak üzere Filistin'e gelmiş olmasa, rahat yaşamını sürdürecek, büyük bahçeli evlerde oturup, 'Amerikan tarzı hayat'tan payını alacaktı. Ama o bunu yapmak yerine, kalkıp refah kampının sefaletine ve çocukların İsrailli askerler tarafından acımasızca vurulduğuna şahit olacağını bile bile geldi.

Rachel Corrie'nin Filistin'de geçen 7 haftalık hayatı boyunca annesine gönderdiği e-postaları, onun duygu dünyasını analiz etme imkânı tanıyor. Bu mektuplarda korkularını, rüyalarını, hayallerini, iç çelişkilerini dile getiren Corrie 'ideal insanının' kendini adamışlığının; 'kandan, irinden deryalar geçmeye' azmetmişliğin en güzel örneklerini bırakmış geride.

Daha Olympia'dayken öğrenmeye başladığı Arapçasını geliştirmekte olduğunu anlatır annesine. Genelde Gazze Şeridi, özelde gönüllü olduğu Refah Şehri hakkında ayrıntılı ve tutarlı istatistikler verecek kadar konusuna hakimdir.

Rachel sadece o insanları tanımak değil onların hissettiklerini hissetmek noktasında da özdeşleşmek gerektiğine inanır ve o toplumun derdini dert edinmiştir. 7 Şubat günü "Gazze her gün yeniden işgal ediliyor. Ancak korkulan o ki tanklar eskiden olduğu
gibi ayrılmak üzere gelmeyecekler bu defa..." diyordu.

16 Mart 2003'te Gazze'deki Refah mülteci kampında bir Filistinli doktorun evinin yıkılmasına engel olmaya çalışıyordu. İsrailli buldozer şoförü herkesin gözleri önünde çelikten canavarı üzerine sürdü, önce ileri, sonra geriye üzerinden geçti. Arkadaşları tarafından hastaneye ulaştırıldığında Rachel ölmüştü.

Mensubu bulunduğu ülkenin başkanı Bush, Rachel'in katilini istemek yerine; ordusunu Irak'ı yıkmak ve kendi katilleri olan İsrail'i Ortadoğu'nun üstün gücü haline getirmek için gönderiyordu.

Rachel Corrie'nin Ailesine Mektupları
7 Şubat 2003

Merhaba arkadaşlarım, ailem ve diğerleri,
Filistin'e geleli yalnızca iki hafta oldu. Buna rağmen gördüklerimi anlatmakta kelime bulamıyorum.

Benim için en zoru; ABD'ye mektup yazmak için oturduğum zaman, burada olup bitenler hakkında düşünmek. Buradaki çocuklar, evlerinin duvarlarındaki tank mermisi delikleri ve bir işgal kuvvetinin onları sürekli izleyen kuleleri olmadan bir gün yaşamış mıdır? Bilmiyorum.

Her neyse, burada küresel hiyerarşinin işleyişinin, benim yalnızca iki yıl öncesine kadar olduğumdan çok daha iyi farkında olan sekiz yaşında çocuklar var /en azından İsrail konusunda.

Gene de, hiçbir okuma, konferanslara katılma, belgesel izleme ve kulaktan dolma bilginin beni buradaki durumun gerçekliğine hazırlayamayacağı düşüncesindeyim. Görmeden bunu hayal edemiyorsun ve gördükten sonra bile, bu deneyiminin hiç de o gerçekliği bütünüyle yansıtmadığının farkındasın.

Benim ailemden hiç kimse, memleketimde, bir ana caddenin sonundaki bir kuleden bir roketatar tarafından, arabamızla giderken vurulmadı... Bir evim var. Gidip okyanusu görme hakkım var.

Eğer evinizin duvarlarının aniden içeriye yıkılmasıyla uyanma korkusu içinde bir gece geçirseniz,
Eğer hiç kimsesini kaybetmemiş insanlarla karşılaşamasanız,
Eğer ölüm saçan kuleler, tanklar, silahlı "yerleşimler" ve bu şimdiki dev metal duvar ile çevrelenmiş bir dünyanın gerçekliğini yaşasanız,

Dünyanın süper gücü tarafından desteklenen, dördüncü büyük ordusunun, sizi vatanınızdan silmek için yaptığı baskıya karşı direniş içinde, sağ kalma mücadelesiyle geçen tüm çocukluk yıllarınız için dünyayı affedebilir miydiniz? Merak ediyorum.

8 Şubat 2003
İsrail'deki Yahudi halkın işgale direnişi ve İsrail ordusunda görev reddedenlerin üzerlerine aldıkları olağanüstü büyük tehlike, özellikle ABD'de yaşayan bizler için, bizim adımıza zulümler işlendiğinin farkına vardığımızda nasıl davranmamız gerektiği konusunda bir örnek arz etmektedir. Teşekkür ediyorum.

20 Şubat 2003
Anneciğim,
Bana bakmakta olan birçok iyi Filistinli olduğunu bilin. Biraz grip mikrobu kaptım, onlar da bana iyileşmem için çok hoş, limonlu içecekler verdiler. Ayrıca, halen yattığımız kuyunun anahtarlarını saklayan kadın bana durmadan seni soruyor. Zerre kadar İngilizce bilmiyor, fakat çok sık senin hakkında soru soruyor, seni aradığımdan emin olmak istiyor.

27 Şubat 2003
Anneciğim,
Seni seviyorum. İnan, çok özlüyorum. Kâbuslar görüyorum, rüyalarımda siz ve ben içeride, dışarıda tanklar ve buldozerler evimizi çevirmiş görüyorum.
Eğer içimizden birinin tüm yaşamı ve huzuru tamamıyla altüst edilseydi, Eğer askerler, tanklar ve buldozerlerin her an geleceklerini ve uzun zamandır yetiştirdiğimiz bütün seralarımızı yıkacaklarını bilseydik,

Eğer çocuklarımızla beraber, her an daralan bir yerde yaşasaydık ve bunu bazılarımızın dövülmesine, 149 kişiyle beraber saatlerce bir yere kapatılmasına katlanarak gene yaşamak zorunda olsaydık, geri kalan neyimiz varsa korumak için sence biraz kaba kuvvete dayanan yöntemlere başvurmayı deneyebilir miydik? Bu özellikle, yıkılmış meyve bahçeleri, seralar ve meyve ağaçları gördüğümde aklıma geliyor, nice zahmetle, yıllarca bakımı ve işlemesi yapılmış. (.) Bence Craig amcam bunu yapardı. Bence büyük olasılıkla büyükannem de yapardı. Bence ben de yapardım.

Bana pasif direnişi sormuştun.
Dün o patlayıcı, havaya uçuruldu¤unda ailenin evinin tüm camları kırıldı. O sırada bana çay ikram ediyorlardı, ben ise iki küçük bebekle oynuyordum. Şuan o kadar zor bir durumdayım ki, acı çeken insanların sürekli, tatlılıkla, üzerime titremeleri beni tam anlamıyla hasta ediyor. ABD'de böyle bir şeyin size çok abartılı geleceğini biliyorum.

Filistin'den döndüğümde muhtemelen kâbuslar görüp burada olmadığım için sürekli suçluluk hissedeceğim. Ama bu duygu bana dahasını yapma gücü verebilir. Buraya gelmek, hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biriydi. Dolayısıyla ola ki saçmalıyorsam ya da İsrail ordusu beyazlara zarar vermemek gibi ırkçı temayüllerini kaybederse, nolur hiç çekinmeden bunun nedenini dolaysız olarak desteklediğim ve devletimin büyük oranda sorumlu olduğu bir jenosidin ortasında olmamla açıklayın...

28 Şubat 2003
Anneciğim,
Bu sabahtan sonra kendimi çok daha iyi hissediyorum. Oturup uzun uzun, ne kadar büyük kötülüklere muktedir olduğumuzu ilk elden keşfedişimin verdiği düş kırıklığı üstüne yazdım. Oysa en ağır koşullarda bile insan kalabilme gücü ve yeteneğini keşfetmiş olduğumu da yazmalıydım ki bunu daha önce bilmezdim. Galiba aslolan, onur.

Ömrümün bir Filistin devleti yahut demokratik bir İsrail-Filistin devleti kuruluşunu görmeme yeteceğine inanıyorum. Filistin'e özgürlük bana göre, tüm dünyada mücadele veren halklar için çok büyük bir umut kaynağı olacaktır. Bana göre bu aynı zamanda, ABD'nin desteklediği, antidemokratik rejimler altında mücadele veren Arap halklarına da büyük ilham kaynağı olabilir.

Buradaki insanların, bizim onlar adına hayatımızı tehlikeye atışımızdan daha çok, öncelikle rahatımız ve sağlığımızla ilgilendiğini hissediyorum. En azından bu benim için böyle. Silah sesleri ve bomba patlamaları ortasında, insanlar bana bir dolu çay ve yiyecek vermeye çabalıyor. Sizi seviyorum.

Rachel'in son e-postası
Merhaba Baba,
Buradaki insanlar burayı terk edemezler, dolayısıyla bu her şeyi karmaşıklaştırıyor. Onlar, bizim buraya tekrar gelişimizde kendilerinin hayatta olup olmayacaklarını bilmeyişleri gerçeğinin de çok iyi farkındalar.

Burası hakkında büyük suçluluk duygusuyla yaşamayı gerçekten istemiyorum / bu kadar kolay gelebilmek, gidebilmek ve geri gitmemek. Bana göre bir yerlere bağlılık duymak kıymetli bir şeydir, bunun için bir yıl içinde buraya geri dönmeyi planlayabilmeyi istiyorum.

Burada hayatı kolaylaştırabilmek için yaptığım işlerde düşler âlemine dalıp bir Hollywood filminde veya Michael J Fox'un oynadığı bir komedi dramasında olduğumu hayal ediyorum. Sen de bir şeyler düşünüp tasarlayabilirsin, ben de katılmaktan memnun olurum. Kocaman sevgiler babacığım. Rachel

MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu