Basın Açıklamaları

Fetih politikasıyla sorun çözülmez

Prof. Dr. Ersanlı: Türkiye'deki siyasi gelenek Kürt halkını ve temsilcilerini dışlayarak ilerleme yolunu seçmiştir

Başbakan Erdoğan'ın Van, Hakkari, Diyarbakır ziyaretleri ve buna karşı yapılan protesto gösterileri son bir ayın politik gündeminin merkezine oturdu. Bu gösterilere yönelik sert müdahaleler ve tutuklamalar, başbakan'ın son dönemde yaptığı "ya sev ya terk et" mealinden açıklamalarla da birleşince oldukça gergin bir ortam oluştu. Süreci, 'AKP'nin fetih politikası' olarak değerlendiren Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Ersanlı ile Kürt sorunu eksenindeki son gelişmeler üzerine konuştuk.

Tayyip Erdoğan'ın bölge ziyaretleri, Öcalan'a kötü muamele iddialarının gündeme geldiği bir döneme rastladı ve başbakan'a yönelik ciddi protesto gösterileri yapıldı. Siz bu son bir aylık dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP'nin, Meclis'te ve Meclis dışında demokratik ve uzlaşmacı bir tutumu olsaydı eğer, bu tablo ortaya çıkmazdı. Bu protestoların tek sebebi Öcalan değil, olamaz da. Kürt sorununun demokratik bir biçimde çözülmemesi, kültürel hakların ve dil hakkının gerçek anlamda verilmemesi ve ayrıca parlamento içinde dahi DTP'nin dışlanması, sanki onlar yokmuş gibi davranılması ve onların temsil kapasitesinin hafife alınması da protesto ediliyor aslında. AKP iktidar hakkını doğru kullanmıyor. AKP çağdaş siyasi faaliyet türünü, uzlaşmacı ve demokratik yöntemleri kullanmıyor. Fetih politikası yapıyor. O 'Diyarbakır'ı da, Tunceli'yi, İzmir'i de, Edirneyi de alırım' deyince, karşı taraf da 'burası kale, vermeyiz' diyor. Yani hem futbol maçı hem de cephe savaşı gibi bir hal yaratıyor bu yaklaşım. AKP'nin, iktidar hakkını çok kötüye kullanma tutumu son bir ayda daha çok açığa çıktı ama bu birkaç senedir böyle. Asıl olarak ta 2007 ve sonra 2008, 1 Mayıs'ında bu ayyuka çıkmıştı. Ama DTP de muhalefet ve protesto hakkını, tam olarak çağdaş siyaset yöntemleriyle kullandı diyemeyiz. Taşlı-sopalı bir isyan atmosferinin içinde bulunmayı engelleyemediler. Bu, tabii DTP açısından pek faydalı bir şey olmadı. Ama bunlara sebebiyet verilmesinin psikolojik nedeni de AKP'nin fetih politikası izlemesi ve psikolojik ortamın bir itişme haline dönüşmesiydi. Bu psikolojik ortamda demokratik mücadele yapma olanakları çok azalıyor.

İş neden bu noktaya geldi sizce?
Eğer Kürtlerin kültürel hakları az da olsa samimiyetle sağlanmış olsaydı, durum çok farklı olurdu. Kürtçe konuşan insanlar cezalandırılabiliyorsa ortada bir samimiyetsizlik var demektir. Bu samimiyetsizlik de tüm bu yaşananlara neden oluyor işte. TRT yayını yapacağız dediler, TRT yayını falan yapıldığı yok. Üstelik yapılsa bile onu bir 'resmi hizaya getirme programı' olarak ele alıyorlar. Yani eğer samimiyetle düşünseler "biz TRT'nin bir kanalını veriyoruz. Siz de uzman dil bilimcileri, Kürtçeyi iyi bilen insanları başına getirip, kendi imkanlarınızla yayını yapın" şeklinde yapılsa, bunlar halkı rahatlatır, bir içtenlik görülür yapılanda. Ama böyle yapılmıyor bu iş. Dil kursları başarısızlıkla sonuçlandı. Zaten bu kursları 'oldurmamak' için büyük bir gayret gösterdiler. İnsanların anadillerini para vererek öğrenmesi de tuhaf bir psikoloji zaten. Üniversitelerde "Kürt dili ve edebiyatı" bölümleri kurulmadı. Bunlar çoktan yapılabilirdi. Bunların kimseye bir zararı olmadığı, bölünmeye neden olmayacağı çok açık. Ama Türkiye'deki siyasi kültür, siyasi gelenek, Kürt halkını ve temsilcilerini maalesef dışlayarak ilerleme yolunu seçmiştir. Son günlerdeki olaylar da bunun artık en açık tezahürü. Başbakan "Artık sabrımız taştı" demekte, "bunlar insan değil" gibi sözler sarf etmekte. Bunlar artık net bir yol ayrımını gösteriyor. Tüm bu yaşanan ve söylenenlerin ardından da Talabani çıkıp Kürtlere "AKP'yi destekleyin" diye bir açıklama yaptı. Öylesine bir açıklama değil bu. Bence bu dönem yaşananlar ve yapılan böylesi açıklamalar, stratejik ittifak ortağı dedikleri Amerika ve Bush rejiminin politikasını izliyor olmanın gereklerine uygun olarak ortaya çıkıyor. Bush yönetiminin yarattığı "terör-anti terör vuruşması", Obama başkan olmuş olsa bile çok hızlı bir değişim göstermeyecektir.

Bir sıkışmışlıktan bahsettiniz. Bu sıkışmışlıktan kurtulmak için ne öneriyorsunuz?
Kürtlerin kendi siyasi tercihlerine yakın olan Türklerle daha fazla iş birliği yapmalarının vakti geldi. DTP'nin daha fazla Türklerle birlikte iş yapma isteği göstermesi lazım. İlk meclis'e girdiği zamanki o sol söylemini, sosyal adalet söylemini kuvvetlendirmesi ve o noktada daha fazla Türklerle iş birliği yapması lazım. Yani demokrasi mücadelesiyle kimlik mücadelesini yan yana sürdürmek zorundayız. Başbakan Diyarbakır, Tunceli gibi kentlere dair fetvalar vererek bir fetih politikası ilan ediyor. Bunun karşısında da DTP bazen "Kürt halk önderi" diye nitelendirdiği tek bir kişi üzerine sıkışarak, o noktada politika sürdürmeye çalışıyor. Protesto ve muhalefet hakkını kötü kullanan bir atmosferin içine ya bilinçli giriyor ya da girmiş oluyor. Dolayısıyla siyaset yapan Kürtlerin de, Türklerin de özellikle sosyal adalet ve demokrasi endişesi olan, sol diyebileceğimiz kesimin, çok daha ciddi bir şekilde ülkesini ve halkını düşünmesi ve buna uygun yönelimlere girmesi gerekir.

Başbakan'ın bu dönemki söylemi ile bundan önceki bölge ziyaretlerinde ortaya koyduğu söylem arasında ciddi bir fark var. Örneğin 'ya sev ya terk et' anlamına gelecek sözler sarf ediyor. Başbakan'ın bu yaklaşımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Başbakan'ın çabuk infial duyan ve fazla düşünmeden konuşan, kendisine çok fazla güvenen; kendisini padişah, hatta halife gibi gören yanları var. Ama bunu sadece başbakan'ın mizacına bağlayamayız. Bunun esasını ben yine Amerika'nın dış politikası ve Türkiye'yi bunun etkisi altına alışıyla bağlantılı görüyorum. Bu anlayış 'teröre karşı savaşanlar' ve 'teröristler' anlayışıdır. Bu ayrımı ABD çok net biçimde bölgemize empoze etti. Karşı tarafı terör yandaşı, kendi tarafını teröre karşı savaşan olarak ilan eden ABD politikasına uygun bir tutum ortaya koyuyor başbakan. Bu tarz ve yaklaşım kesin olarak değişmelidir. Hükümet kamplaşma ve kutuplaşmayı artıracak bir siyaset yapıyor. Ama siyaset bu değil. Siyaset diyalog, uzlaşma, demokratik ortamı yaratma, sürdürme ve korumaktır. Olması gereken temel hakları vermek, elverişsiz konumda olan toplulukların, azınlıkların haklarını yerine getirmek, bunları kollamak. Dil programlarını, üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümlerini açmakla görevli hükümet. Ama bu noktaya gelmiş bir demokrasimiz olmadığı açık. Son günlerde yaşananlar, AKP'nin fetih politikası, birtakım faşizan görüntüler ve çağrışımlar veriyor bize.
Tüm bunlarla beraber DTP hakkında açılmış bir kapatma davası var. Eğer DTP hakkında kapatma kararı verilirse sizce bunun siyasi sonuçları neler olur?
Bunun çok kötü sonuçları olur. Kapatma kararı faşizan ortamı geliştirmeye yardımcı olur. Meclis'teki temsilcileri az olmasına rağmen, DTP Kürt sorunuyla doğrudan bağlantılı parti olmasından dolayı, AKP kadar önemlidir. AKP'nin kapatılması bu ülkeye nasıl zarar verir idiyse, DTP'nin kapatılması da öyle zarar verir. Çünkü temsil ettiği kitle Kürtlerin tamamı olmasa bile, Türkiye'nin en büyük sorunu olan Kürt sorunuyla doğrudan bağlantılı parti DTP'dir. Bu nedenle de onun kapatılması oldukça ağır sonuçlar doğurur. Bugün yaşananlardan daha ciddi durumlar ortaya çıkabilir. Hükümet en sorumlu konumdadır. Hükümet tavrını derhal değiştirerek, uzlaşı kültürüne yakın, demokrasi arayışına uygun tavırlar sergilemelidir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana süren fetihçi, uzlaşma karşıtı tavrından derhal vazgeçmelidir.

AKP'nin fetih politikasından bahsettiniz. Başbakan'ın son bölge ziyaretlerini yerel seçim manevraları olarak da algılayabiliriz. Sizce 2009 yerel seçimlerine Türkiye nasıl bir iklimde gidiyor?
Umarım seçimler demokratik koşullarda yapılır. Yerel yönetimleri çok önemsiyorum. Belediye hizmetleri, halkın birbirine yakın olduğu, ilişkilerin yüz yüze olduğu bir noktada durur. Bu noktada bölgenin gerçekten hizmet verebilecek insanlarını seçmeye yönelik düşünmek lazım. Bunu yapabilmek için de o insanların rahatlıkla propaganda yapabilecekleri ortamı yaratmak lazım. Hükümet bundan sorumludur. Bu fetih politikasıyla devam ederse, yerel seçimlerde gerçekten çok tatsız olaylar olabilir. Ama böyle devam etmez de demokratik bir ortamda ve insanların gerçekten kendi bölgesine, şehrine ve mahallesine hizmet için yapacağı bir demokratik altyapı atmosferinde, yani çoğulcu demokratik rekabet ortamında olursa yerel seçim sonuçları sadece bölgeyi değil ülkeyi de kısmen rahatlatabilir. Ama bunun için tamamen demokratik bir ortam sağlanmalıdır. Bunu bir 'kalelerin fethi' meselesinden çıkartıp seçimin demokratik bir ortamda yapılmasını temin etmek, Türkiye'nin hem ülke içi hem ülke dışı ilişkilerine çok büyük kazanımlar getirir. Ama seçimlere 'Tunceli'yi, Diyarbakır'ı, İzmir'i, Edirne'yi istiyorum, alırım' söylemleri ile girilecekse korkarım ki tatsız şeyler olacaktır. Yerel seçimlerin sağlıklı ve demokratik bir şekilde yapılması için altyapıyı hazırlama sorumluluğu hükümete aittir.

Demokrasi ve emek güçleri, aydınlar, sanatçılar, bu yerel seçimlere nasıl müdahil olmalı sizce?
Özellikle bu fetih politikası izlenen yerlerde birlikte çalışmak lazım. Ülke genelinde birlikte çalışmayı organize etmek ve gayretle çabalamak gerekli. DTP'li kadrolar Edirne için de gayret göstermeli. Sosyal adalete, demokrasiye inanan soldaki partiler de bu duyarlılığı Tunceli, Diyarbakır gibi iller için göstermeli. Böyle bir seçim ittifakı hazırlanabilir. Bin Umut adaylarında yapıldığı gibi... Partiler, sendikalar hatta CHP'nin taban kadrolarıyla birtakım ittifaklar yapılabilir. Bence CHP'nin tabanı da Kürt sorununun çözülmesi için potansiyel bir güçtür. Hatta AKP'nin tabanından daha önemli bir güçtür. Bu kolay olmayabilir ama Türkiye'de siyaseti düzeltmenin başka yolu da yok. Başka yerlerden ferahlık gelmiyor bize. Yaratıcı bir iş birliği ortamını yaratmak mümkün olabilir. (İstanbul/EVRENSEL)


Samimi olunursa her şey çözülür

Sizce tüm bu olup bitenler bir arada yaşam kültürünü nasıl etkiliyor? Halklar arasında nasıl bir duygu oluşuyor?
Ben iyimser bir insanım. Demokratikleşme politikaları samimiyetle yürürse, halk arasında linçe giden bu düşmanlıklar, büyük ölçüde ortadan kalkar. Bu konuda samimiyet görülmedi. Samimiyet derken bunu sadece Kürt halkı açısından değil, bundan etkilenen Türkler açısından ve Türk aydınları açısından da söylüyorum. Çünkü o samimiyeti görünce bizim konuşma tarzımız da değişecek. Samimi adımlar atılsa her şey çok kolay çözülür. Çünkü artık kimse bir birinden şüphelenmek istemiyor. Şüpheyle yaşamak insanların gündelik yaşamını sekteye uğratır. İşinizi verimli ve yaratıcı biçimde yapamazsınız. Türkler de, Kürtler de bu ruh halinden kurtulmak istiyor. Güvenli biçimde yaşamak istiyor herkes. Oldurmak için adımlar atılmalı, oldurmamak için değil. TRT oldurmamak için bir adımdır, kurslar oldurmamak için bir adımdır. Oldurmak için adım atacaksınız, başarmak için... O zaman göreceksiniz ki bu ülkenin halkları sorunları çok çabuk halledebilir. Yeter ki samimiyet olsun.


'Taban partisi' yaratmalıyız

Siz Türkiye Barış Meclisi çalışmalarında da yer alıyorsunuz. TBM ilk kurulduğunda ortaya koyduğu iddiaların neresinde duruyor? Bundan sonra nasıl devam etmeli?
Barış meclisi'nde o ilk canlı ve kapsayıcı durum sürmüyor. Biraz zayıflama var. Ama bu zayıflama ülkenin genel durumuyla ilgili. İnsanların umutsuzluğuyla, bulundukları yerlerdeki koşullarının çalışmalarına yeterince izin vermemesiyle de bağlantılı. Barış Meclisi'nin şu anda iki meseleyle uğraşması yararlı olur. Birincisi DTP'nin kapatılmasını önlemek için çabalamak. DTP'ye yönelik baskıların karşısında durmak. İkincisi de Bin Umut adayları benzeri, sosyal adaleti önemseyen, yöre insanları tarafından benimsenmiş insanların desteklenmesi üzere bir ittifak için çalışmak. 'Çatı Partisi' deniliyor ya, asıl olarak 'taban partisi' yaratmak üzere, tabandan destek alacak bir ittifak oluşturmak için çabalanmalı. Sola, sosyal adalete, demokrasiye inanan kesimler, bu belediyeleri desteklemek ve bu fetih politikasına karşı durabilmek için bir ittifak yapabilmeliler. Değişik uzlaşmalara açık bir ittifak olmalı bu. AKP'nin iktidarını kötüye kullanma eylemi karşısında, demokrasinin kuvvetlendirilmesi çağrısı yapılmasından bahsediyorum. Bu demokrasinin güçlendirilmesi çağrısının da hedefi çok geniştir. İş birliği ve dayanışmayı yerel seçimlere yönlendirmemiz gerek. Dil ve kültürel haklarla beraber, Kürt sorununu ve temsil meselesini daha geniş perspektifle ele alarak yerel yönetimler için ittifak. Ama sadece bölgesel, ulusal talepler değil demokrasi için, sosyal adalet için yerel seçimlerde ittifak. DTP'nin kapatılmasına karşı durmak ve yerel seçimlerde bir iş birliği sağlanması için çabalamak, bence en önemli iki işimiz olmalı.

Evrensel