Basın Açıklamaları

Faruk Yıldırım: “Hasta mahpusların mağduriyetlerinin giderilmesi önündeki en büyük engel Adli Tıp Kurumudur”

Faruk Yıldırım: “Hasta mahpusların mağduriyetlerinin giderilmesi önündeki en büyük engel Adli Tıp Kurumudur”

28 Şubat’ın üretilmiş siyasi davalarından olan Vasat Davası kapsamında örgütün yeni lideri olduğu iddiasıyla 2005 yılında gözaltına alınıp, 2013 yılında cezası kesinleşen ve 1 yıldan uzun bir süredir cezaevinde tutulan 76 yaşındaki ağır hasta mahpus Çetin Yıldırım’ın mağduriyeti ile ilgili MAZLUMDER İstanbul Şubesi’nde bir basın toplantısı gerçekleştirildi.

Çetin Yıldırım’ın oğlu Faruk Yıldırım’ın da katıldığı basın toplantısında ilk olarak MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar bir konuşma yaptı. 28 Şubat’ın toplumun üstünden bir silindir gibi geçtiğini ifade eden Sarıyaşar, “Toplumda 28 Şubat süreci bitti diye bir algı var ama yaşananlar gerçeğin öyle olmadığını gösteriyor. Bu ülkede yargı eliyle zulüm devam etmektedir. Bu zulüm insanların yalnızca hapse atılması değildir. Cezaevleri birer mağduriyet alanlarıdır. Bu zulümleri 2 yılı aşkın bir süredir gerçekleştirdiğimiz cezaevi söyleşilerinde de aktardık. Bugünkü konumuz ise hasta mahpuslar. Hapishane bir yandan hastalık üretirken var olan hastalıkları daha da çekilmez kılmaktadır. Bugün, tutuklanma ve yargılanma sürecinde bir dolu haksızlığa maruz kaldığı yetmezmiş gibi ağır hasta olduğu halde halen cezaevinde tutulan Çetin Yıldırım’ın oğlu ile bu basın toplantısını gerçekleştiriyoruz. Konuyla ilgili #hastamahpuslaraözgürlük hashtagi ile başlattığımız kampanyamıza destek bekliyoruz. Unutmayalım ki 28 Şubat mağdurları yalnızca imam hatip öğrencileri, başörtülü kadınlar, bir kısım memurlar vs. değildir. Sadece İslami hassasiyeti olan 500’den fazla Müslüman 28 Şubat’ın mağduru olarak şuanda cezaevlerindedir. Bu insanların büyük bölümü alacakları cezanın 3 katını cezaevinde geçirmiş ve çoğu devletten alacaklı olarak salıverilecek insanlardır. Bu insanların birçoğu hapiste hasta oldular. Ayrıca mağdur ve hasta olan sadece hapis yatan kişiler değildir. Onların ailelerinin yaşadıklarından bahsetmiyoruz bile. Biz tüm 28 Şubat mağdurları için adil yargılanma talep ediyoruz.” dedi.

Daha sonra konuşan MAZLUMDER İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Av. Kaya Kartal ise cezaevlerinde mağduriyetlerin anbean devam ettiğini söyleyerek başladığı konuşmasına şöyle devam etti: “Bugün İslami davalardan cezaevinde 500’ün üzerinde Müslüman bulunuyor. Bunların 380 tanesi müebbet hapis cezası almış durumda ve neredeyse 15-20 yılı aşkındır cezaevindeler. Bir duyarlılık oluşması ve bu duyarlılığın da sistemsel bir talebe dönüştürülmesi lazım. Bunun için de ilk önce Terörle Mücadele Kanununun kaldırılması talebinde bulunmak gerekiyor. Bu kanun yürürlükte olduğu müddetçe mağduriyetler devam edecek.” Vasat Davası’ndan da bahseden Kartal, 28 Şubat sürecinde üretilmiş siyasi davalardan biri olan bu davanın, İncil satan Müjde yayınlarının standına yapılan bireysel bir saldırı sonucu başladığını ve kocaman bir camiaya mal edildiğini, Şah-ı Merdan Sarı Hocanın etrafındaki bütün kişilerin gözaltına alınıp ciddi yargılamalardan geçirildiğini belirtti.
 
Çetin Yıldırım’ın oğlu Faruk Yıldırım ise “Ben babamın adının Çetin olduğunu 16 yaşımda öğrendim. Halk arasında Molla Hasan olarak bilinir. Kendisi medrese alimidir. Ancak savcılık iddianamesinde kod adı Hasan Yıldırım olarak yazılmıştır. Biz öncelikle bunu reddediyoruz” dedi. Faruk Yıldırım babasının yaklaşık 33 yıl medrese alimliği yaptığını, Türkiye’nin farklı yerlerinde birçok alim yetiştirdiğini ifade ederek “Babam 1938 Bingöl doğumludur. Babası tarafından kaç yaşındayken nüfusa kaydettirilmiş bilmiyoruz ama en az 76 yaşında. Kendisi imam olduğu için Diyanet’ten emekli. 1995’te evi İstanbul’a taşıdı, Bağcılar’da çay ocağı diyebileceğimiz bir mekanda Müslümanlara İslami ilimleri öğretiyordu. 2004 yılında gözaltına alındı. Gözaltına almak için geldiklerinde annem ile babam evde yalnızlardı. 15 kadar polis gelerek ayakkabılarını çıkarmadan eve giriyorlar. Annem tepki gösterince de çıkarıyorlar ve o sırada bir polis belinden çıkardığı silahı çekyatın altına koyup ‘bu silahın burada ne işi var’ diyor. Annem polisin yaptığına şahit olduğu için ‘sen Allah’tan korkmuyor musun ki kendi belinden çıkardığın silahı bizim evimize koyuyorsun’ diyor. Polis ‘teyze sen nerelisin? Korkmuyor musun?’ diyor. Annem ise ‘biz bir cürüm işlemedik ki neden korkayım?’ diye cevap veriyor.4 gece Terörle Mücadele Şubesinde sorgulandıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Mahkeme süreci devam etti. 2009’da 12 yıl 6 ay cezaya çarptırıldı, dosya Yargıtay’a gitti. 2013 Mart ayında tutuklanarak cezaevine konuldu. Yaklaşık 15 aydır Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde tutuklu. Babam bypass ameliyatı geçirdi, kalbinde pil var, kronik böbrek yetmezliği, insüline bağımlı diyabet (tip2), prostat, hipertansiyon, hafıza problemi var. Bunlar Tekirdağ Devlet Hastanesi’nin heyet raporunda mevcut, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi raporunda da mevcut. Her iki raporda da ‘yalnız başına hayatını cezaevi koşullarında devam ettiremez’ yazıyor. Biz bu raporlar üzerine Adli Tıp Kurumuna müracaat ettik. Çıkan sonuç şu: ‘Eğer ayakları üzerinde durabiliyor, yürüyebiliyorsa cezasını çekmeye devam eder.’ Ben savcıyla konuştuğumda Adli Tıp’a gönderdikleri 2000 hasta mahpus dosyasından sadece bir tanesine infaz erteleme verildiğini belirtti. Adli Tıp bir faciadır. Hasta hükümlülerin mağduriyetlerinin giderilmesi önündeki en büyük engel Adli Tıp Kurumudur. Biz, özel yetkili mahkemeler tarafından yargılanan babam gibi hükümlülerin yeni bir mahkemeye ihdas edilerek 28 Şubat ve benzeri dosyaların yeniden gözden geçirilmesi, yeniden yargılamaya tabi tutulmalarını istiyoruz. Hükümete, özellikle Adalet Bakanı’na çağrımız budur. Babamda nefes darlığı var ve kapalı mekanda duramıyor. Buna rağmen cezaevinde tutuluyor. Hükümlü servisinin olduğu tek hastane Edirne Devlet Hastanesi ve hastaneye ring araçlarıyla götürülüyor. Babam Edirne’ye gidip geldiğinde 3-4 gün kendine gelemiyor. En azından babam gibi hastalar hastaneye ambulans ile götürülsün.” dedi.
 
Faruk Yıldırım’ın ardından söz alan Çetin Yıldırım’ın avukatı Sezai Çiçek ise dava dosyasında hukukçu olmayanların bile görebileceği basit yanlışlar olduğunu söyleyerek “Müvekkilim hukuka aykırı bir şekilde ceza aldı. Bu tür davalar emniyette kurgulanır. Savcılık ve mahkeme önüne geldiğinde de fiilen bir hüküm kurulmuş görülür.” dedi.
 
Toplantının sonunda basın açıklaması metni Av. Kaya Kartal tarafından okundu. Metinde mahkemelerin, bir kısım hasta mahpuslar konusunda oldukça katı kuralları olan Adli Tıp Kurumu raporlarını değil lehe olan devlet ya da üniversite hastanesi raporlarını esas alarak tahliye süreçlerini hızlandırması talep edildi. Türkiye’de 250’ye yakını ölümcül olmak üzere 600’ün üzerinde ağır hasta mahpus bulunduğunun belirtildiği açıklamada Çetin Yıldırım'ın ve diğer hasta mahpusların bir an önce tahliyesinin gerektiği söylendi.
 
MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu