Kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Selma Aliye Kavaf’ın “…eşcinsellik hastalıktır…” açıklamasına, taraf olan olmayan kesimlerden gelen tepkiler üzerine İstanbul Şubesi olarak birçok STK ile birlikte ortak bir metnin altına geçen hafta imza koyduk. Altında birden fazla STK'nın imzası bulunan bir metinde, genel hatları itibariyle kurumların kanaatleri ifade edilmekle birlikte, tek tek imzacıların hassasiyetlerini gözetmeye de asgarî şekilde riayet edilir.
Söz konusu metin hem akıl ve mantık yürütmek suretiyle “objektif” yaklaşımlar, hem de ilgilisine hitap etmek bakımından kutsal metinlerden delillerle “sübjektif” yaklaşımlar kullanarak konuyu izaha ve bir sonuca ulaşmaya çalışmıştır. Elbette subjektif delillerin, o tarz akıl yürütmeye ve delil olarak getirilen metinlere değer izafe etmeyenlere söyleyecek sözü yoktur. Tamamen seküler çalışan bir zihnin kutsal metinlere yapılan atıfları kabul etmemesi tabii ki anlaşılabilir. Bir referans değer izafe etmiyor diye böyle düşünenlerin eleştirilerini, saygı ölçüleri içinde kaldıkları müddetçe, kınayacak değiliz; herkesin, bir şeyin kutsallığına inanmak kadar inanmamak özgürlüğü de vardır. Bu karar tamamen kişinin kendi bileceği bir konudur ve kınamadan varestedir.
Ortak metnin, “kutsal metinler”e atıf yapması başlıca eleştiri konusu olmuştur. Bu subjektif atfın, elbette seküler bir zihinde anlam değeri yoktur; ancak metin, objektif kriterler bakımından, yani seküler bir zihne söyledikleri bakımından ortaya koyduğu iddialarına dönük herhangi bir eleştiri almamıştır. Biz seküler bir zihinden, kutsalı eleştirme kolaycılığını değil metindeki objektif yaklaşımlara neler dediğini öğrenmek isteriz.
Ortak metin;
1- Hayatın normal seyri içerisinde çok sık rastlanılmayan, belki istisna olarak kabul edilecek bir durum olan anomalinin normal bir tercihin sonucu imiş gibi gösterilmesini doğru bulmamaktadır.
2- Eşcinselliğin normalleştirilmesi; doğuştan veya yetiştirmeye bağlı veya herhangi bir mücbir sebeple eşcinselliği yaşamak zorunda kalanların her şeyi olduğu gibi cinselliği de tüketen ve metalaştıran kapitalizmin çeşni arayışında araçsallaştırılarak meşrulaştırmasını eleştirmektedir.
3- Eğer eşcinsellik normal tercih ise, herkesin bu normali(!) tercih etmesi halinde yeryüzünde hayatın biteceğini, dolayısıyla hayatı toptan imha etme potansiyeli olan bir şeyin normal görülemeyeceğini savlaştırmaktadır.
4- “Tercih” sorunsalının hayatı toptan imha etmek gibi bir faciayı zımnen gerektiriyor olması karşısında, metin, zımni olarak, anomali eşcinselliğini tercih ve çeşni eşcinselliğinden ayırmaktadır.
5- Normalleştirilmesi halinde insan neslini tehlikeye attığını düşündüğü bu anomalinin nasıl üstesinden gelineceğini tartışmaktadır.
Ortak metnin İslam ve hoşgörü ile ilgili kısmına getirilen, “hedef gösteriyor” gibi yorumlar ise son derece zorlamadır. “İslam hoşgörülüdür ama fuhşu hoş görmez” veya “İslam hoşgörülüdür ama yalanı hoş görmez” cümlelerinden hedef göstermeyi çıkarmak ne kadar mümkün ise, metindeki cümlelerden de o kadar mümkündür. Madem muhataplar o şekilde anladı, yani niyetin ne olduğu sarahaten vurgulanmak ihtiyacı doğdu, o halde, nasıl öyle anlaşılmak bir beyana dayalı olmuş ise onun öyle olmadığının bilinmesi de bu beyana dayandırılmalıdır.
Bir İnsan Hakları örgütü olan MAZLUMDER’in, herhangi bir insanın sadece insan olarak doğma imtiyazından dolayı sahip olduğu temel haklarını tartışabileceğini düşünmek, insaf ölçüleri ile bağdaşmayacağı gibi ancak önyargı ile mümkün olur. Eşcinsellerin, yaşamak zorunda oldukları bu durumdan dolayı alay edilme, aşağılanma, işkence görme, öldürülme, iş güç sahibi olmaktan menedilme gibi muamelelere maruz bırakılmaları elbette kabul edilebilir değildir. Toplumu koruduğu zannıyla; eşcinsel oldukları için insanları aşağılayanlar, işkence ve kötü muameleye maruz bırakanlar, hayatlarını idame ettirmek için bedenlerini satmaktan başka çıkar yol bırakmayanlar ve meşru bir iş sahibi olmalarını engelleyerek trajedileri ile baş başa gettolaşmaya mahkûm edenler de toplumu tehlikeye atanlardır.
Netice olarak MAZLUMDER’in bu insanlara yaklaşımı, alay etme, nefret etme, yok etme, hedef gösterme şeklinde değil tamamen “merhamet etme” yönündedir.
Saygılarımla,
Av. Cihat GÖKDEMİR
MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı