GEÇTİĞİMİZ hafta Ergenekon Davasında önemli gelişmeler yaşandı. Birincisi, Yargıtay'ın almış olduğu 'Ergenekon Davasının Danıştay Davası ile birleştirilmesi' kararı idi. Bu kararın uygulanması mümkün mü? Ne kadar sürede olur? Hangi mahkemede birleştirilir? Birleştirilme sonrası nasıl bir yargılama düzeni kurulur? Bu sorulara verilecek yanıtlar hukukçuları epey zorlayacak. Öncelikle belirtilmeli ki, bu geç alınmış bir karardır. Danıştay Davası sırasında elde edilen delillerin ışığında bakılınca, Ergenekon iddianamesinin temel dayanağı, Danıştay saldırısının mağdurlarıdır. Halkı isyana teşvik eden, TBMM ve Hükümeti devirmeyi hedefleyen terör örgütlenmesinin en önemli eyleminin, Danıştay saldırısı olduğu, iddianamenin ana temasıdır.
Ayrıca bu kararı, Ergenekon Davasının gidişatında ciddi bir adım olarak değerlendirilmeliyiz. Çünkü Ergenekon iddianamesinde, Danıştay saldırısının yanı sıra sayılan faaliyetlerin arkasında 'derin devlet' yapılanmasının olduğu 'hissettirilmeye' çalışılıyor. Danıştay saldırısı sanığı Osman Yıldırım, 'katliamı Veli Küçük'ün emriyle yaptıklarını, Cumhuriyet'e atılan bombaları kendilerine yine Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin'in verdiğini' söylüyor. Yani Danıştay baskını hükümlüsü Alparslan Arslan, Ergenekon sanıklarıyla doğrudan irtibatta!
Dava uzayacaktır
İddiaya göre Cumhuriyet'e atılan bombalar da Ergenekon operasyonunda ele geçirilenlerle aynı kafileden. Bu bağlantılar, iki davanın birleştirilmesini zorunlu hale zaten getiriyordu. Her ne kadar Ergenekon iddianamesi, biraz çekingen bir dil ve de uzun tutulan bir metinle hazırlanmışsa da, yıllardır üzerimize karabasan gibi çöken bu 'Susurluk düzenini' ifşa etme fırsatı verdi.
Birleştirme kararının Danıştay Davası gibi Ergenekon Davasının sürecini de uzatacağı açıktır. Bu karardan sonra, Danıştay Davasının görüldüğü Ankara 11. Ağır Ceza ile Ergenekon Davasını sürdüren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemeleri, 'birleştirilmiş davanın' kendilerinde görülmesi için görev talep edebilirler.
Böyle bir durumda ortaya çıkacak uyuşmazlık, yine Yargıtay tarafından çözülecektir. Bu işlem yargılama süresini uzatacaktır. Yine; Danıştay Davasında karar veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ilk kararında ısrar etmesi halinde Danıştay Davası sil baştan alınacak ve bu gecikme, doğrudan Ergenekon kararına da yansıyacaktır.
Ergenekon Davasında geçen haftaya damgasını vuran İkinci gelişme ise, Veli Küçük'ün savunması oldu! Susurluk'ta adı sıkça geçen ve olayların içinde olduğu bilinen Veli Küçük, yaptığı savunması ile herkesi şaşırttı. Ne hukuki, ne de siyasi bir savunma yaptı. Aslında savunma yapmadı! Adeta Ergenekon Davasını hafife alan iddianameyle dalga geçen bir tavır sergiledi.
Tüm bu davranışların altında yatan tek hedefin, 'birilerine mesaj' göndermek olduğu her halinden belliydi. Kendini koruyan değil başkalarını uyaran bir üslup kullandı. Veli Küçük mensubu olduğu grup tarafından 'gözden çıkarıldığını' uzun zamandır anlamış durumda!
Küçük kime mesaj verdi?
Basına sızdırılan bilgiler, kendisini yok sayan ziyaretler, doğrudan hedef gösterilen açıklamalar ve en son sızan MİT belgesi gibi gelişmeler, artık, Veli Küçük ile olan ilişkinin kesildiğini gösteriyor. O nedenle; savunma günü, iddiaları geçiştiren ve belki de son kez, birilerine mesajlar veren sözler söylemekle yetindi. Oysa gözaltına alındığı sırada ikametgáhı ile çiftliğinde yapılan aramalarda ve daha sonra verdiği ifadelerde çok değerli bilgiler vermişti. Bulunan ajanda başlı başına önem taşıyordu. Beraberinde, Cem Ersever'in arşivi, Susurluk Kazası sonrası Mercedesten kaybolan çanta, eylem planları ve devletin gizli belgeleri bulunmuştu. O beyanlardan, birçok olayın 'arkasındaki sırrı' bildiği anlaşılıyordu. Ama savunma günü bunlara hiç değinmedi ve 'Devletin komplo kuracağını düşünmezdim' dedi. Bu açıklamayı yabana atmayın! 'Hangi devlet?!.' Veli Küçük'ün de içinde olduğu derin ilişkili olanı mı yoksa görüneni mi?
Veli Küçük birilerine ciddi mesajlar verdi. Biraz daha bekleyecek, koruma kalkanları açılmazsa gereğini yapacak!..
Neden mi? Öncelikle; bu tip insanlar her vesile ile çok sevdiği devleti ve milleti adına canını vermeye hazır olduklarını hamaset içinde söyler, bunlar için her şeyi yapmaya yemin ettiğini belirtirler. Ülkenin selameti, Türkiye'nin onuru ve saygınlığı için, laik demokrasinin ve hukuk devletinin oluşmasını sağlamak da görevleridir.Bu oluşumu engelleyen yasadışlılıktır. Öyle ise, Veli Küçük'ün katıldığı ve bildiği faaliyetleri açıklaması gerekir. Bu, her şeyden önce, vatan sevgisi ve yemini gereğidir. Ayrıca; Veli Küçük'ün yaptıkları artık bir 'sır olmaktan' çıkmıştır.
Komisyonlarda verilen bilgiler ya da basına yansıyan açıklamalar, birlikte çalıştıkları kişilerin ifşaatları, ardı ardına Veli Küçük'ün kim olduğunu bize anlatıyor.
Susurluk Komisyonu'nda verdiği bilgilerle başta Yüksekova Çetesi olmak üzere birçok olayın çözülmesine neden olan Astsubay Hüseyin Oğuz'un 18 Ağustos tarihli Politika Gazetesindeki Veli küçük ile ilgili söyleşisi çok dikkat çekici. Ergenekon terör örgütü soruşturmasının sürpriz tanığı jandarma istihbaratçı Oğuz, Ergenekon'un aydınlatılmasıyla Türkiye'de PKK, DHKP-C ve TİKKO terörünün de biteceğini savunuyor. Terör örgütlerinin Ergenekon'un çeteleriyle beslendiğini savunan istihbaratçı Oğuz'a göre, Türkiye'de karanlıkta kalan pek çok faili meçhul cinayette Ergenekon'un parmağı var.
Eşref Bitlis, Cem Ersever, Tarık Ümit, Adapazarı-Sakarya üçgenindeki cinayetler, PKK'lı adı altında doğuda işlenen cinayetlerde hep Ergenekon ve onun uzantısı çetelerin parmağı olduğunu söyleyen Oğuz, pek çok cinayete de bir istihbaratçı olarak tanık olduğunu da olaylarla birlikte anlatıyor. 'Ergenekon'u soruşturan namuslularda namussuzlar kadar cesur olmak zorunda.' diyor ve ekliyor; 'Eşref Bitlis tüm ilişkileri biliyordu. Bu yüzden Eşref Bitlis, Cem Ersever tarafından öldürüldü. Talimatı veren Veli Küçük, daha sonra Ersever'i de öldürttü. Sakarya cinayetlerini işleyen Tarık Ümit de Veli Küçük tarafından öldürtüldü.'
Bitlis'ten Mumcu'ya...
Yine Hüseyin Oğuz'un bir başka iddiası: 'Uğur Mumcu'nun öldürülme talimatını Veli Küçük verdi. Bombalı eylemin denemesini beyaz bir araba ile Diyarbakır/Silvan ilçesinin bir köy yolunda yaptılar.' Veli Küçük ile ilgili asıl önemli açıklamalar, Başmüfettiş Kutlu Savaş'ın Başbakanlık adına yaptığı, araştırma ve soruşturma raporunda mevcut. Kutlu Savaş'ın raporundan bir alıntı; 'Afganistan ve İran üzerinden yurda giren ve Adapazarı - Bolu - İstanbul üçgeninde işlendikten sonra mamul olarak Avrupa'ya gönderilen uyuşturucu trafiğinde geçiş noktası olan Kocaeli'nde çetelerin ortaya çıkışı, ayrıca Jandarma Alay Komutanı Veli Küçük, Emniyet Müdürü Nihat Camadan ve Affan Keçeci'nin adlarının çeşitli olaylara karıştırılmış olması, yorum ve spekülásyonları arttırmış, bölgenin şeytan üçgeni olarak adlandırılmasına sebep olmuştur. Bölgeyle ilgili olarak kapsamlı değerlendirmelere başvurulmaması, adı çeşitli iddialara karıştırılmış görevliler hakkında tatminkár soruşturmaların yapılmaması, çetenin varlığının ve devamının en büyük delili olarak algılanmasına yol açmıştır'
Şeytan Üçgeni
Adı geçen kişilerle ilgili bilgiler ise şöyle: Nihat Camadan: 'Kocaeli eski Emniyet Müdürü. Çeteci Hadi Özcan'la ilişkisi olduğu iddialarıyla görevden alındı. Yurtdışından kaçak solvent getirerek, hileli benzin işi yaptığı gerekçesiyle soruşturma geçirdi. Saim Kahveci: Sakarya, Karasu eski Emniyet Amiri. 16 Aralık 1996'da Atatürk Havalimanı'nda yakalanan kurye Dilek Örnek'i karşılayanlar arasındaydı. Affan Keçeci: Kocaeli Emniyet Müdürü iken Hadi Özcan'ı yakaladı. Ancak Özcan'ın Çatlı ile Yeşil'den ayrıntılarıyla bahsettiği 300 sayfayı aşan ifadesine karşı hiçbir şey yapmamak ve ifadeyi el altından Mehmet Ağar'a götürmekle suçlandı. Yaşar Öz: Abdullah Çatlı'nın karısı Meral Çatlı'nın dayısı. Tarık Ümit'in iş ortağı. İstanbul DGM'de yurtdışına uyuşturucu ihraç etmekten yargılandığı davada PKK'ya karşı istihbarat görevi nedeniyle uyuşturucu ile ilgilendiğini kabul etti. Tarık Ümit: KKTC'deki First Merchant Bank'a ortak. Banka aracılığıyla Kazakistan üzerinden gelen uyuşturucu parasını akladıkları öne sürüldü. Kimliği belirsiz kişilerce kaçırıldı ve öldürüldü. Ümit'in, son görüldüğü kişiler özel timci Ayhan Akça ve Ziya Bandırmalıoğlu'ydu. Veli Küçük: Kocaeli eski Jandarma Bölge Komutanı. Kocaeli Çetesi ile işbirliği yapmakla suçlandı. İstanbul DGM tarafından Çatlı ile telefon konuşması yaptığı tespit edildi. Genelkurmay inceleme başlattı ve soruşturmaya gerek olmadığına karar verdi.'
Yine Kutlu Savaş'ın raporunda yer alan; Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev'e karşı hazırlanan darbe girişiminin arkasında Veli küçük ve arkadaşlarının olduğu anlaşılmıştı. Susurluk araştırmaları sırasında, Abdullah Çatlı, Korkut Eken ve Veli Küçük'ün bir yandan Azeri özel harekat kuruluşu Omonu eğitirken diğer yandan da Aliyev'in yerine Elçibey'in başkan yapılmasını planladıkları açığa çıktı.
Sabancı cinayeti faili Mustafa Duyar'ı öldüren Nuriş Kardeşler, hapishane isyanı sırasında 'Devlet bize adam öldürttü. Bizi Veli Küçük paşaya sorun' dediler. Ama paşa onları tanımadığını pişkince söyleyebiliyor! Hoş paşa, Peker, Sami Hoştan ve Drej Ali ile arkadaş olmada bir sakınca görmüyor. Hatta bir TSK üyesi, karanlık işlerle uğraşan ve adam öldürmekten sabıkalı insanları koruyabilecek konuma gelebiliyor.
Artık gözden düştü
Veli Küçük, Tuğgeneral olduktan sonra Karadeniz de görev aldı. İlginçtir, terör faaliyetleri berberinde o bölgede arttı. Bunda Veli paşanın katkısı var mı? Açık bir sır sanki! Bilinenlerden de anlaşıldığı gibi Veli Küçük, 'devlet sırrı' olmaktan çıkmış! Sır olmaktan çıkınca koruma kalkanlarınız kalkmış demektir. Sizi gözden çıkarmışlar demektir. Veli Paşa bunları görebilecek kadar zeki! O nedenle duruşmada ilk ve belki de son kez mesajını verdi.
Veli Küçük basında çıkan ifadesinde, JİTEM'in kurucusu olduğunu söylemişti.
Suçlanamayacağını, verilen görevleri yaptığını da eklemişti. Ancak, savunma günü JİTEM'i reddetti.
TSK mensupları bu konuda, hep aynı feveranı gösteriyorlar. Aslında haklılar. JİTEM yasal bir kuruluş olmadığı için 'yok' demek zorundalar. Aksini söylerlerse hepsi birden suçlu olurlar. Olmayan bir kuruluşa personel, mühimmat ve eylem yapma yetkisi vermişler. Yasa dışı faaliyetleri bu örgüt vasıtasıyla sürdürmüşler. Bomba atmışlar, adam öldürmüşler. Resmi görevlilerle, katilleri, teröristleri, itirafçıları birlikte kullanmışlar. Yaptıkları her iş kanun dışı. O nedenle saklamaya çalışıyorlar.
Şimdi tek tek yapılanlar ortaya çıkıyor. Abdülkadir Algan, Musa Anter'i nasıl ve kimlerle öldürdüğünü anlatıyor.
TBMM Faili Meçhulleri Araştırma Komisyonu, 'Hizbullah mensuplarının garnizonlarda eğitildiğine' dair bilgilere ulaştıklarını raporlarında belirtmişlerdi. Batman'da gündüz vakti yol ortasında milletvekili Mehmet Sincar öldürüldü. Katili kimse görmedi. Bu güne kadar herhangi bir ipucuna da ulaşılamadı. Tabi ki Veli Küçük, bu kadar ortalıklara düşmüş bir örgütün kurucusu olduğunu bugün inkar edecek!
Akla, hakkında Yasa dışı bir sürü iddia olan Veli Küçük neden Susurluk komisyonuna çağrılmadı, diye bir soru gelebilir. Komisyon oy çokluğuyla; Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, eşi Özer Çiller, Veli Küçük, Emniyet Müdürü ve Pizza Uluslararası Uyuşturucu Operasyonu Başkanı Atilla Aytek, Kenan Evren'in damadı Erkan Gürvit, Ömer Lütfi Topal'ın eski eşi Safiye Benli, oğlu ve kumarhanelerinin muhasebesini tutan Aliye Kara'nın komisyona çağrılmasına ve olayları yerinde incelemek üzere Güneydoğu'ya gidilmesine karar verdi. Bu karar toplumda olağanüstü heyecan yarattı.
Komisyon susturuldu
O sırada Almanya da bir mahkeme Tansu Çiller'i, uyuşturucu kaçakçılığıyla ilişkilendiren bir karar vermişti. Bu ortamda Tansu ve Özer Çiller'in komisyona çağrılması çok büyük olay olmuştu. Tabii Tansu Çiller bu daveti kabul etmedi. Çok kızdı! Başbakan Erbakan'a hükümeti bozma tehdidinde bulunduğu, basına yansıdı. Karar sonrası komisyonun ilk toplantısında Başkan, çağrılılara davetiyeleri göndermediğini çünkü alınan kararın değiştirilmesi gerektiğini duyurdu. Başkan Elkatmış bu isteğinden dolayı son derece üzgündü. Kararın değiştirilmesi için görüşmenin yeniden yapılması talebinde bulunulması gerekmekteydi. Hiçbir arkadaşı 'tekriri müzakere' önergesini vermedi. Zorunlu olarak önergeyi o verdi ve 6 iktidar milletvekillerinin oyuna karşı, benimde içinde bulunduğum 3 muhalefet milletvekilinin oyu ile adı geçenleri çağırmaktan ve Güneydoğuya gitmekten komisyon vazgeçti. Bu nedenle Veli Küçük komisyona çağrılamadı.
Ortada bir söz dolaşıyor. 'Genelkurmay baskı yaptı' diye. Bu baskı iktidar milletvekillerine ya da iktidar partilerine yapılmış olabilir. Çünkü o günkü REFAHYOL iktidarı komisyonun 9'da 6'sini teşkil ediyordu. Nitekim kendi çoğunlukları ile karar değiştirildi. Benim bu günkü kanım, bir baskı varsa oda Tansu Çiller'in Erbakan üzerindeki baskıdır. O günkü koşullar düşünülürse, hükümeti bozma niyeti çok ciddi bir tehdittir.
Ümitvar olabiliriz...
Ancak daha sonra komisyon, Tuğgeneral Veli Küçük hakkındaki iddia ve ifadelere ilişkin evrakı, Genel Kurmay Başkanlığı'na gönderdi. 1995 seçimlerinde Tansu Çillerli DYP, bir önceki dönemde görev verdiği bürokratları yani Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, İçişleri Müsteşarı Bekir Aksoy, Olağanüstü Hal valilileri Hayri Kozakçıoğlu ve Ünal Erkan ile İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir'i TBMM'ye taşıdı. Dikkat çekici olan bu bürokratların tamamının 'güvenlik' mensubu olması.
Tansu Çiller, terörle mücadele eden bürokratlarının bir kısmının, parlamenter olması ve 'dokunulmazlık' kazanmasına vesile oldu. Üstelik bu bürokratlara kurulan koalisyonlarda bakanlık görevleri bile verildi. Bugün onların görev yaptığı dönemle ilgili araştırmalar sürüyor. Faili meçhul cinayetlerin arttığı, çeteleşmenin yoğunlaştığı, hukuk dışına çıkışın meşrulaştığı, Güneydoğu'da uyuşturucu kaçakçılığının ve kara paranın çoğaldığı dönemde görev yapanlar, bugün koruma kalkanları içinde eski bakan ya da milletvekili olarak dolaşıyorlar. Oysa bu kişiler bildiklerini söylebilseler, üzerindeki kara örtüyü kaldırmak adına Türkiye'ye büyük katkı sunarlar. Susurluk çeteleşmesi, Ergenekon oluşumu onların görevde olduğu dönemlere rastlıyor. Tesadüf mü?
Ergenekon Davasının sonucu, Türkiye'nin derin devletten kurtulmasını, hak ve özgürlüklerin var olmasını, laik demokrasinin kurulmasını, sosyal devletinin oluşmasını ve de hukukun üstülüğüne inanılmasını sağlayacaktır. Susurluk yapısının takibi, Ergenekon'un çözümü, Türkiye'nin değişimi ve gelişimi için bir şans olabilir.
*Eski Kültür Bakanı