Basın Açıklamaları

Engin Ceber ' in Ölümü: İstinye den Metris e Münferit Orantılı Güç

Hem Metris'te hem de İstinye'de yaşananların sistematik bir soruna işaret ettiği açıktır. İstinye'de yaşananlara ilişkin etkin soruşturma yapılmadığı sürece, Metris'te yaşananlar da kaçınılmaz olacaktır.

"[İ]şkenceyi zalimane, insanlıkdışı ve aşağılayıcı muameleden ayıran kesin ölçü[t], [...] çekilen acı veya ızdırabın yoğunluğu değil davranışın amacı ve mağdurun çaresizliği[dir]" (Manfred Nowak, BM İşkence Özel Raportörü, UN Doc. E/CN.4/2006/6, para. 39)

Hatırlanacağı üzere, 1990'larda sıkça karşılaşılan sistematik işkence iddialarına verilen resmi yanıt, "münferit birkaç olayın sistematik işkence olarak yorumlanmaması gerektiği" şeklinde oluyordu. Gerçi çok sayıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı yanı sıra Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite (1) ve Avrupa Konseyi'nin İşkenceyi Önleme Komitesi (2) açıkça o dönemde Türkiye'de sistematik işkence yapıldığını duyurmuşlardı ama bu durum Türk yetkililerce hiçbir zaman resmen tanınmadı.

Avrupa Birliği süreciyle mevzuatta yapılan değişiklikler ve uygulamadaki iyileştirmelerle birlikte, kapatma mekânlarında işkence uygulandığına dair iddialar büyük ölçüde azaldı. Bu sayede işkence ve kötü muamelenin "münferit" olduğunu söyleyenler kendilerini daha rahat hissedebilir hale geldiler.

Ceber vakası münferit mi?

Engin Ceber, eski dönemden farklı olarak gerçekten de kapatma mekânlarında geleneksel kötü muamele araç ve yöntemlerine nispeten az başvurulan bir dönemde hayatını kaybetti. Ceber'in hayatını kaybetmesine yol açan olaylar, gazete haberlerine göre şöyle gelişti:

"Temel Haklar Federasyonu üyeleri, Sarıyer Derbent Mahallesi'nde açıklama yapıp 'Yürüyüş' dergisi dağıttılar. Açıklama, 7 Ekim 2007'de Bahçelievler'de Yürüyüş dergisi satarken polisin açtığı ateş sonucu felç kalan 17 yaşındaki Ferhat Gerçek'e ilişkindi. Gerçek'i sakat bırakan polisler görevden alınmadığı gibi, Gerçek'e 15 yıl dört ay, polislere dokuz yıl hapis istenmişti. Dernek üyeleri Engin Ceber, Özgür Karakaya, Cihan Gün, Aysu Baykal ve Gözde Buldu, dergiyi dağıtırken polis müdahale etti. Dövülerek gözaltına alındılar ve İstinye Karakolu'na götürdüler."

Yine basının aktardığına göre, Ceber önce karakolda daha sonra da Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanıp gönderildiği Metris Cezaevi'nde uygulanan şiddet sonucu hayatını kaybetti. Metris'te de direnme ve güç kullanma vardı:

"Kabul bölümünde jandarma arama için tüm elbiselerimizi çıkarmamızı istedi. Kabul etmeyince astsubay rütbeli kısa saçlı, renkli gözlü şahıs ahşap copla vücudumuza ve kafamıza 2-3 dakika vurdu. Elbiselerimiz zorla çıkartıldı... Salı sabahı koğuş sayımında ayağa kalkıp sıraya girmediğimiz için 4-5 infaz memuru su doldurma maşrapası, kapı açmakta kullanılan demir kol, plastik sandalye, tekme tokatla vücudumuza 5 dakika; salı akşam yoklamada aynı gerekçe ve aletlerle 15 infaz koruma memuru 15 dakika darp etti. Çarşamba sabahki sayımda 15 infaz koruma ekibi aynı aletlerle 30 dakika..."

Adalet Bakanlığı, olay sonrasında soruşturma başlattığını açıkladı.

Soruşturmanın sonunda, Engin Ceber'in gözaltında ve tutukevinde yediği dayaklar sonucunda öldüğü iddiasının doğru olduğu ortaya çıkarsa, muhtemelen bunun "münferit" bir olay olduğu ve gerekenin yapılacağı ifade edilecek. Sorun sadece kapatılma mekânlarında kullanılan klasik işkence araçları açısından değerlendirilirse, 1990'lardan farklı olarak, muhtemelen de doğru bir saptama olarak kayıtlara geçecek.

"Orantılı güç kullanma" sorunu

Ne var ki, doğada olduğu gibi sosyal hayatta da var olan şeyler bu kadar kısa süre içerisinde yok olmuyor. Ama bunu anlamak için bazen olaylara farklı bir gözlükle bakmak gerekiyor.

Ceber yaşasaydı, büyük ihtimalle tutuklanmasına neden olan görevi yaptırmamak için direnme suçundan hapis cezasına çarptırılacak, vücudunda oluşan yaralanmaların ise polisin mukavemet karşısında uyguladığı orantılı güç sonucu oluştuğu sonucuna ulaşılacaktı.

Bu tezi bilimsel olarak kanıtlamak artık imkânsız. Ceber öldü, kendisi ile birlikte gözaltına alınan ve sonrasında tutuklanan kişiler hakkında yürütülecek dava da, sıradan bir dava olmayacak.

Ancak, resmi istatistikler öngörümüzü büyük ölçüde doğruluyor. Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü rakamlarına göre, Türk Ceza Kanunu'nun 265. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçundan 2006 yılında toplam 11 bin 959 dava sonuçlandırılmış. Bu davalarda toplam 10 bin 207 kişi mahkûm olmuş, 4 bin 133 kişi beraat etmiş, diğer kararlarla birlikte 18 bin 33 kişi hakkında karar verilmiştir. Bu kararların kaçının güvenlik güçlerine, kaçının diğer kamu görevlilerine mukavemet nedeniyle verildiği açıklanmamakla birlikte daha önce yapılan çalışmalar ışığında çoğu kararın birinci gruba dâhil olduğunu tahmin etmek güç değildir.

Aynı yıla ilişkin güvenlik güçleri hakkında verilen istatistikler de dikkat çekicidir. 2006 yılında, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçuna ilişkin (256. madde) 223 dava karara bağlanmış, anılan davalarda 116 mahkûmiyet ve 338 beraat kararı yanında diğer kararlarla birlikte toplam 520 kişi hakkında karar verilmiştir. Direnme suçuna ilişkin mahkûmiyet/beraat oranı 2.46 iken bu oran zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçunda 0.34'tür. Bu durumda, ilk suça ilişkin olarak verilen mahkûmiyet/beraat kararlarının yüzde 71'i mahkûmiyet şeklinde çıkarken, bu oran zor kullanma yetkisinin aşılması suçunda yüzde 25'tir. İki suç arasındaki mahkûmiyet oranı ise 1/88'dir. Yani orantısız güç kullandığı saptanan her bir güvenlik görevlisi karşısında, direnç gösterdiği için 88 kişi mahkûm olmuştur.

Önemli olan bir diğer nokta ise kapatma mekânlarında işkence ve kötü muamele şikâyetlerinin azalmasıyla görevi yaptırmamak için direnme suçundan mahkûm olanların sayısı arasındaki ters orantıdır. 1996 istatistiklerine göre, eski TCK'nın konuyu düzenleyen 258. maddesinden toplam 1549 mahkûmiyet verilmişken, 2006 yılında bu rakam yaklaşık 7 kat artarak 10207'e çıkmıştır. Aynı zaman dilimi içerisinde yine eski yasadaki kötü muameleye ilişkin 245. maddeden verilen mahkûmiyet sayısında ise ciddi bir artış olmamıştır. 1996 yılında 245. maddeden 278 kişi mahkûm olurken, 337 kişi beraat etmiştir. 2005 yılı istatistikleri, bu suçtan mahkûmiyetlerin çok az bir artışla 364'e, beraatların ise 824'e yükseldiğini göstermektedir.

Bu istatistiklerin kendisinde bir oran sorunu olduğu açıktır. Üstelik bu veriler, 2006 Terörle Mücadele Yasası ve 2007 Polis Vazife ve Salahiyetleri Yasası değişiklikleri yürürlüğe girmeden önce verilen kararlara ilişkindir. Bununla birlikte, 2006 yılında açılan dava sayıları orantının daha da bozulduğunu ortaya koymaktadır. 2006 yılında görevi yaptırmamak için direnme suçundan toplam 18 bin 92 kişi hakkında 11 bin 782 dava açılırken, zor kullanma yetkisinde sınır aşılmasına ilişkin toplam 232 kişi hakkında 93 dava açılmıştır.

İlk suça ilişkin olarak açılan dava sayısı aynı yıl sonuçlandırılanlarla hemen hemen aynıyken, ikinci suçtan açılan dava sayısı aynı yıl karara bağlananların yarısından da azdır. Mukavemet suçundan açılan dava sayısı yetkide sınır aşılması suçundan açılan dava sayısının tam 126 katıdır. Yukarıdaki mahkumiyet/beraat oranları dikkate alındığında, 2006 yılında açılan davalarda iki suç arasındaki mahkumiyet oranın 1/150 olacağını tahmin etmek abartı olmayacaktır.

Şüphesiz sorun sadece yukarıda verilen sayılarla sınırlı değildir, aynı zamanda bir başka yazıda açmayı düşündüğümüz gibi nitelikseldir. Yine de bu veriler karşısında hem Metris'te hem de İstinye'de yaşananların sistematik bir soruna işaret ettiği açıktır. İstinye'de yaşananlara ilişkin etkin soruşturma yapılmadığı sürece, Metris'te yaşananlar da kaçınılmaz olacaktır. (KA/EÜ)

* Kerem Altıparmak, Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İnsan Hakları Merkezi.

(1) Activities of the Committee against Torture pursuant to article 20 of the Convention against Torture and other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment: Turkey. 15/11/93. A/48/44/Add.1. (Inquiry under Article 20)
(2) Public Statement on Turkey, CPT/Inf (93) 1 [EN], 15.12. 1992; CPT/Inf (96) 34, 6. 12. 1996.

Bia Haber