Soma’da ne oldu?
Bu temel soruya cevap bulmak için Mazlumder heyetiyle beraber üç kez Soma’ya gittim. Toplumsal bir acının ölüme dönüşen cesetleri henüz daha tamamen çıkarılamamıştı maden ocağından.
Soma da olan şey, sadece bir maden faciası mıydı? Bu temel soruya hep beraber cevap arıyorduk. Ben de oluşan kanaat “Soma’da ne oldu?” sorusuna verilecek cevapların içindeydi aslında. Soma da olan şey, cinnetin/cinayetin toplumsallaştığı siyaset/sermaye sömürüsünün kamu menfaatine dönüştüğü şey olabilir miydi?
Olan şey sadece Soma da değildi. Soma da daha acı, daha kesif, daha derin, daha açık ve daha çok can kaybı yaşandığı için dikkatimizi çekti. Yoksa bu ülkede her gün, her hafta, her ay ve her yıl küçük küçük Soma’lar yaşanıyordu. Bu ülkenin emekçi çocuklarının ölümleri sadece iş kazası bültenlerinde yer alıyordu. Emeğin kaza cinayetleri her defasında siyaset/sermaye küresel kardeşliğiyle “kader” kefeninde “fıtrat” mezarlarına defnediliyorlardı. Bizatihi ölümcül yasaların patronlarıyla, öldürücü sermayenin şövalyeleri cenazelerde en ön safta timsahlaşıyorlardı.
Soma da olan şey, bu ülkede bu döngünün gün yüzüne bir kez daha çıkmasına vesile oldu. Kral çıplak diyenlerin sesinin duyulmasına imkân sağladı. Üç yüz bir maden emekçisinin ölümü, bu ölümlere/cinayetlere sebep olanları/taraf olanları korkuttu/kaygılandırdı/telaşlandırdı ve takkelerin düşmesine gerçekliğin hakikat boyutunun görünmesine katkı sağladı.
Soma’da olan şey, emeğin/mazlumun/mahrumun sömürüsünün endüstriyel ortaçağının adıdır. Kölecilik tarihinin modern bir izdüşümüdür. İnsanın insana kulluğunun yasalarla kutsandığı, henüz ve hala kömürün kansız üretilemediği çağın adıdır. Tamahkâr hırsın ibadet Saikiyle sermayeleştiği, insan canının maliyet hesaplarında “sarf malzemesi” olarak kayıtlara geçtiği yerin adıdır.
Soma’da ne oldu?
Suç sosyolojisinde “insanlar neden suç işler” sorusuna cevap aranır. İsabetli sonuçlara ulaşılmadığı düşünüldüğünden soru değiştirilir ve “insanlar neden suç işlemez” sorusu sorulmaya başlanır. Verilen cevap “yeterli ve gerekli fırsat ve motivasyonu bulamadıkları için” dir. Her insanın bu suç işleme meyli içerisinde olabildiği fırsat ve motivasyonu bir araya getirdiği anda bunu gerçekleştirmek istediği yönündedir. Eğer ihtiyaç olan iki şeyden biri eksik ve yetersizse suç işleme oranının düştüğü iddia edilmekte. Bu teoriye göre suç işleme eyleminin iki temel unsuru olan motivasyon ve fırsat faktörü Soma maden ocaklarında ve nice soma türü alanlarda birlikteliklerini sıkı bir biçimde sürdürüyorlar.
Bırakınız bu birlikteliğin bertaraf edilmesini, siyaset, sermaye, sendikalar ve bu üçlü hegemonyayı besleyen sivil toplumun işbirliği ve aymazlığı marifetiyle örgütlü sermaye üzerinden yine ve yeniden üretiliyor. Yasaların koruma zırhı altında yine ve yeniden meşrulaştırılıyor. Sürdürülebilir sömürü paradigması kalkınma, refah, istihdam, güçlü ülke, büyük şirket, çok kar, asgari ücret/azami sömürü üzerinden yine ve yeniden tanımlanıyor.
İnsan emeğinin zorla rıza arasında sömürüsünün soma da müesses kılındığına şahit oluyoruz. İntiharla kaza arasına sıkıştırılan emek cinayetlerine bir kez daha Soma’da şahit oluyoruz. Karların artış oranı ile emek cinayetlerindeki artışın paralel olarak devam ettiğini bir kez daha görüyoruz. Maliyetler düşürülüp karlar maksimize edildiğinde insan emeğinin insanın kendisine yabancılaştığına, insani yaşamın insansızlaştırıldığına Soma’da bir kez daha tanık oluyoruz. Kömür maliyetlerini 130 dolar/ton dan, 23 dolar/tona düşürdüğünü kıvançla beyan eden örgütlü sermaye patronunun vicdansızlığını bir kez daha görüyoruz. Bu düşük maliyetin işçinin canı pahasına gerçekleştiğini Soma da bir kez daha haykırıyoruz.
Somada olan şey; katliamın, kader/fıtrat/afet/kaza/kusur/ihmal kelimeleriyle tanımlanarak hafifletilemeyecek kadar basit olmadığı, bizatihi bu tanımlamalarla olan şeyi değerlendirmenin suçluluk psikolojisinin dışa vurumu olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu söylemler bu tür cinayetlere/suçlara ancak motivasyon ve fırsat oluşturacak düzeyde talihsiz, bu söylem ve yaklaşımlardaki ısrarın ise kasıttan beter bir anlam taşıdığını bütün kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Soma’ da olan şey, kamusal erkin tasarrufunda olan maden ocaklarına ilişkin yasa ve yönetmeliklerin işçi sağlığı, güvenliği ve emeğin korunması için yeterli ve olması gerektiği kadar olmadığıdır.
Emeğin ve sömürüsü ve istismarını önleyecek denetleme ve yaptırımlara yasal ve fiili olarak gerekli özenin gösterilmediğidir. Evrensel temel kriterler çerçevesinde oluşturulan İLO sözleşmelerine çekince koyan/imzalamayan Kamusal Siyaset erkinin birincil olarak bu katliamda sorumlu olduğudur.
Somada olan şey; siyaset/sermaye/sendika/sivil toplum kesimlerinin umarsız/duyarsız bir şekilde aynileştiği, birbirleriyle iç içe geçtiği toplumsal sorunların sebep aynası olarak ortaya çıktığı gerçekliğidir.
Soma’da olan şey; Kamu davasının/yargılamaların Soma’da bizatihi birincil olarak Kamu kusurları dikkate alınarak “kamu erki görevlileri ve görevlendirme makamları” üzerinden yapılmasının elzem olduğudur.
Soma’da olan şey; bu tür vakalarda suç ve ceza tanımlamasının ihmalden kasta dönüştürülmesinin silsile halindeki tüm sorumlular için caydırıcı nitelik taşıyacağının gerekli olduğuna bir kez daha tanıklık edildiğidir.
Soma’da olan şey, siyasetin tebaası, örgütlü sermayenin kölesi olduğumuz, sendikaları menfaat temin aracı olarak kullandığımız sivil toplum yapılarını statü erklerine peşkeş çektiğimiz sürece nice somaların olmasının esas sorumluları olmaktan kurtulamayacağımızdır.
Başkasının mazlumuyetine/mahrumiyetine seyirci kalacak her türlü düşünce/eylem varlığımız soma da sorumludur. İnsanın insanca yaşama ve çalışma hakkını gasp edenlere karşı erdemli birliktelikler oluşturmadıkça, insan onurunu ve emeğini siyaset/sermaye/sendika/sivil toplum menfaat/beka ve geleceğine peşkeş çektikçe Soma’lar hep olacaktır.
Soma’da olan şey kendi aleyhine bile olsa adaleti ve hakkı ayakta tutacak insanlara ve mekanizmalara ne çok ihtiyaç olunduğuna bir kez daha şahit olmamızdır.
Mazlumder GYK Üyesi İzzet Saldamlı