Danıştay Daire Başkanlığı'na Gönderilmek Üzere Diyarbakır Nöbetçi İdare Mahkemesi Başkanlığı'na "İlköğretim okullarında her sabah okutulan "Öğrenci Andı"'nın dayanağı olan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 12.maddesinin iptali için Yürütmenin Durdurulması İstemi ile iptal davası açıyoruz.
Müvekkillerimizin çocukları okulda her sabah bu andı tekrar etmek zorundadır. Bu And, insan haklarına aykırı olup iptali gerekmektedir. Şöyle ki;
1- Türkiye Cumhuriyeti, Türk etnik kimliğiyle beraber, otuzu aşkın diğer etnik kimlikleri barındıran, çok kimlikli bir mozaiktir. İlköğretim okullarında her gün okutulan "And"da; "Türküm" ile başlayan ve "varlığım Türk varlığına armağan olsun", "Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim", ", "Ne mutlu Türküm diyene" ve diğer ifadeler insan haklarına aykırıdır. Bu ifadeler "Türk" ırkını esas alan, Türkiye'deki diğer etnik kimlikleri görmezden gelen hatta asimile sonucu doğurabilecek ifadeler olmakla birlikte, ideolojik devlet algısını küçücük çocuklara dayatan beyanlardır. 1932 yılında kaleme alınan, bilahare darbe sonrasında eklemeler yapılan Andımız!, günümüzde zorla okutturulan bir metin olmaktan çıkarılmalıdır.
2- Elbette ki bu metni okumak isteyen öğrenci veya velileri olabilir. Bunu gönüllü olarak okumak isteyen pekala okuyabilir. Buradaki mesele, bu metnin okunmasını doğru bulmayan kişilerle ilgilidir. Tercih hakkının kaldırılması sorunudur. Müvekkillerimiz ne bu Andı, nede başka ırkı, ideolojik metin içeren Andların zorla çocuklarına okutturulmasını hiçbir şekilde istemeyen kişilerdir.
3- Müvekkillerimiz çocuklarına her halde doğru sözlü olmalarını telkin etmektedir. Ancak çocukları sabahları Türk etnik kökenine mensup olmadıkları halde "Türküm" şeklinde bağırmak zorunda bırakılmaktadır. Bu onun küçük yaşta her gün yalan söylemesini doğurmaktadır ki bu bir zulümdür. Kaldı ki devamında "Doğruyum, çalışkanım" şeklinde sözle değil ancak fiil ile gerçekleştirilebilecek ifadeler, "doğru olmalıyım, çalışkan olmalıyım" gibi bir temenni olarak değil, doğru ol(a)madığı, çalış(a)madığı zamanlarda kendi gerçekliğiyle yüzleşmeden, hatasız bir kişi gibi kendisiyle çelişmesi sonucunu oluşturmaktadır.
4- Müvekkillerimiz, "yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir." İfadesine de katılmamaktadır. İçinde yaşadığı ülkenin bir değer olduğunu düşünse de, özünden çok sevmek gibi iddialı bir beyanı gerekli görmemekte ve insanlık ailesini, iyiliği, güzelliği, Hakkı sevmesinin daha anlamlı olacağını çocuklarına ifade etmektedir.
5- Müvekkillerimiz çocuklarının; Atatürk'ü her sabah yüceltme gereği ve ölü olduğu halde ona ant içilmesini de doğru görmemektedir. Bu beyanların ideolojik kalıp beyanlar olduğunu ifade etmektedir.
6- Müvekkillerimiz çocuklarının, "varlığını Türk varlığına" veya herhangi bir varlığa armağan etme beyanını da çok yanlış bir beyan olarak görmekte, küçük yaştaki çocukların bu tarz ideolojik bir bağışı yapmaya And içirmenin de sakat bir mantık olduğunu ifade etmektedir.
7- Son olarak müvekkillerimiz "Ne mutlu Türküm diyene" ifadesine de katılmamaktadır. Türk kökenli bir kişinin bunu ifade etmekten memnun hatta mutlu olabileceği, ancak eski deyimle "72 milletin" olduğu bir Dünyada o ırka mensup olmadığı halde bu ifadenin kullanılmasını doğru bulmadığı, inanmadan söylemenin kişiyi ikiyüzlülüğe ittiği ve mutlu etmediğini ifade etmektedir.
8- Müvekkillerimiz, devletin sadece bir araç olduğunu, devletin bu dar alandan çıkıp insanları değiştirip dönüştüren, tek tipçi, ideolojik bireyler olarak yetiştirilmeye çalışmasını, insan haklarına haksız bir müdahale olduğunu beyan etmektedir.
Anne ve babanın kendi çocuklarının düşünce, din, vicdan özgürlüğü ve ahlaki yönden yetiştiriciliğinde kendi tercihlerine göre çocuklarını yetiştirmeleri uluslar arası sözleşme hükümlerinde geçmekte ve Türkiye tarafından imzalanmış bulunmaktadır. Yukarıdaki beyanlar da müvekkillerimiz, çocuklarının eğitiminde okutturulan ant hakkındaki tespit ve karşı oluş nedenleridir.
Sonuç olarak öğrenci andı; BM Çocuk Haklarına dair sözleşme, İHAS., BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel haklar sözleşmesi, Anayasa hükümlerine aykırıdır.
İnsan Haklarına Aykırı Olan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 12. maddesinin iptalini istemekteyiz.
Av. Abdurrahim AY
DANIŞTAY ( ) DAİRE BAŞKANLIĞI'NA
Gönderilmek üzere
DİYARBAKIR NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI'NA
Yürütmenin Durdurulması İstemlidir
DAVACI : Selahattin ÇOBAN TC no: 13091030108
Lise Cad. 2. Sok. Kalender4 Apt. no:4 Yenişehir/DİYARBAKIR
VEKİLLERİ : Av. Abdurrahim AY& Av. Müzeyyen BOYLU
Lise Cad. 2. Sok. Aktaş 3 Apt. 1/ 2 - DİYARBAKIR
DAVALI : Milli Eğitim Bakanlığı - ANKARA
DAVA : Yönetmelik Maddesinin İptali.
TALEP KONUSU : İlköğretim okullarında her sabah okutulan "Öğrenci Andı"'nın dayanağı olan 27.08.2003 tarihli ve 25212 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 12.maddesinin iptali isteminden ibarettir.
AÇIKLAMALAR : Müvekkil Selahattin ÇOBAN, halen Diyarbakır İli Şehit Tevfik Pehlivan ilköğretim okulu öğrencisi olan Berfin ÇOBAN (3.sınıf)'ın velisidir.
Davalı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından (Resmi Gazete Tarihi: 27/08/2003) çıkarılan ve iptalini istediğimiz İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin "Öğrenci Andı" başlıklı 12. maddesi:
"İlköğretim okullarında öğrenciler, her gün dersler başlamadan önce öğretmenlerin gözetiminde topluca aşağıdaki "Öğrenci Andı"nı söylerler. "Türküm, doğruyum, çalışkanım, İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir. Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene!" denilmektedir. Müvekkilin çocukları okulda her sabah bu andı tekrar etmek zorundadır. Bu and, insan haklarına aykırı olup iptali gerekmektedir. Şöyle ki;
1- Türkiye Cumhuriyeti, Türk etnik kimliğiyle beraber, otuzu aşkın diğer etnik kimlikleri barındıran, çok kimlikli bir mozaiktir. İlköğretim okullarında her gün okutulan "And"da; "Türküm" ile başlayan ve "varlığım Türk varlığına armağan olsun", "Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim", ", "Ne mutlu Türküm diyene" ve diğer ifadeler insan haklarına aykırıdır. Bu ifadeler "Türk" ırkını esas alan, Türkiye'deki diğer etnik kimlikleri görmezden gelen hatta asimile sonucudoğurab ilecek ifadeler olmakla birlikte, ideolojik devlet algısını küçücük çocuklara dayatan beyanlardır. 1933 yılında kaleme alınan, bilahare darbe sonrasında eklemeler yapılan Andımız! günümüzde zorla okutturulan bir metin olmaktan çıkarılmalıdır.
2- Elbette ki bu metni okumak isteyen öğrenci veya velileri olabilir. Bunu gönüllü olarak okumak isteyen pekala okuyabilir. Buradaki mesele, bu metnin okunmasını doğru bulmayan kişilerle ilgilidir. Tercih hakkının kaldırılması sorunudur. Müvekkil ne bu Andı, nede başka ırkı, ideolojk metin içeren Andların zorla çocuklarına okutturulmasını hiçbir şekilde istemeyen bir kişidir.
3- Müvekkil çocuklarına her halde doğru sözlü olmalarını telkin etmektedir. Ancak çocukları sabahları Türk etnik kökenine mensup olmadıkları halde "Türküm" şeklinde bağırmak zorunda bırakılmaktadır. Bu onun küçük yaşta her gün yalan söylemesini doğurmaktadır ki bu bir zulümdür. Kaldı ki devamında "Doğruyum, çalışkanım" şeklinde sözle değil ancak fiil ile gerçekleştirilebilecek ifadeler, "doğru olmalıyım, çalışkan olmalıyım" gibi bir temenni olarak değil, doğru ol(a)madığı, çalış(a)madığı zamanlarda kendi gerçekliğiyle yüzleşmeden, hatasız bir kişi gibi kendisiyle çelişmesi sonucunu oluşturmaktadır.
4- Müvekkil, "yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir." ifadesine de katılmamaktadır. İçinde yaşadığı ülkenin bir değer olduğunu düşünse de, özünden çok sevmek gibi iddialı bir beyanı gerekli görmemekte ve insanlık ailesini, iyiliği, güzelliği, Hakkı sevmesinin daha anlamlı olacağını çocuklarına ifade etmektedir.
5- Müvekkil çocuklarının; Atatürk'ü her sabah yüceltme gereği ve ölü olduğu halde ona ant içilmesini de doğru görmemektedir. Bu beyanların ideolojik kalıp beyanlar olduğunu ifade etmektedir.
6- Müvekkil çocuklarının, "varlığını Türk varlığına" veya herhangi bir varlığa armağan etme beyanını da çok yanlış bir beyan olarak görmekte, küçük yaştaki çocukların bu tarz ideolojik bir bağışı yapmaya and içirmenin de sakat bir mantık olduğunu ifade etmektedir.
7- Son olarak müvekkil "Ne mutlu Türküm diyene" ifadesine de katılmamaktadır. Türk kökenli bir kişinin bunu ifade etmekten memnun hatta mutlu olabileceği, ancak eski deyimle "72 milletin" olduğu bir Dünyada o ırka mensup olmadığı halde bu ifadenin kullanılmasını doğru bulmadığı, inanmadan söylemenin kişiyi ikiyüzlülüğe ittiği ve mutlu etmediğini ifade etmektedir.
8- Müvekkil, devletin sadece bir araç olduğunu, devletin bu dar alandan çıkıp insanları değiştirip dönüştüren, tek tipçi, ideolojik bireyler olarak yetiştirilmeye çalışmasını, insan haklarına bir müdahale olduğunu beyan etmektedir.
Anne ve babanın kendi çocuklarının düşünce, din, vicdan özgürlüğü ve ahlaki yönden yetiştiriciliğinde kendi tercihlerine göre çocuklarını yetiştirmeleri uluslararası sözleşme hükümlerinde geçmekte ve Türkiye tarafından imzalanmış bulunmaktadır. Yukarıdaki beyanlar da müvekkilin, çocuklarının eğitiminde okutturulan ant hakkındaki tespit ve karşı oluş nedenleridir.
ULUSAL VE ULUSLARARASI MEVZUAT HÜKÜMLERİNE GÖRE DEĞERLENDİRME:
A- 1982 ANAYASASI
a- "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. Maddesi:
" Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir... Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (...) kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." Denilmektedir.
Andımız! İçeriğinde Türk ırkı esas alınmakta, imtiyaz tanınmakta ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup diğer ırklara mensup kişiler yasa yoluyla bastırılmakta ve görmezden gelinerek bir kimlikte eritilmektedir. Bu durum eşitlik ilkesine aykırılıktır.
b- "Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi" başlıklı 42. maddesi:
" Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz..." denilmektedir.
c- "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" başlıklı 90.maddesi :
"...Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07/05/2004 - 5170 S.K./7. md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." Denilmektedir.
Aşağıda belirteceğimiz Uluslararası sözleşmeler Türkiye tarafından usulüne uygun kabul edilmiş olduklarından, mahkemenizin Türkiye'deki ideolojik, kişiyi değiştirip dönüştürmeye çalışan Anayasa maddeleri, Milli Eğitim müfredatıyla değil - ki bu yasalardaki insan hakları ihlalleri ayrı çalışma konusudur- Uluslararası sözleşme hükümleri esas alınarak karar verilmelidir.
d- "Türk vatandaşlığı" başlıklı 66.madde:
"Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür." Her ne kadar bu madde vatandaşlığı "Türk" kelimesiyle bağlamış gözükse de, bu bir perdelemedir. Burada geçen Türk kelimesi bazıları için bir Irkı, bir etnisiteyi ifade etse de buna katılmayan farklı ırklara mensup kişiler bulunmaktadır. Müvekkilde, yasanın etnik bir kimliği"Türk" kimliğini esas kıldığını düşündüğünü belirtmektedir. Soyut vatandaşlık vurgusuyla; farklılıkları yasa yoluyla yok sayma ve hatta onları da dönüştürmeye çalışan bir yapının göze çarptığı, "Sen, sen değilsin aslında benim" "sen yoksun" "sen, ben olarak var olabilirsin" şeklinde algıladığını dikkatinize sunmaktadır.
B- MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI İLKÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ
"Dayanak" başlıklı 3.madde:
"Bu Yönetmelik, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu, 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu,... hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır." denilmektedir. İlköğretim ve Eğitim Kanununun kabul tarihi: 05/01/1961, Milli Eğitim Temel Kanununun kabul tarihi: 14/06/1973 tür. Her iki kanun içinde de, öğrenci Andı başlıklı veya konuyla ilgili bir yasal dayanak bulunmamaktadır. Yasal dayanak olmadan çıkarılan yönetmelik maddesi hukuka aykırı olup iptali gerekir.
C- BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME:
Resmi gazete tarihi: 27.01.1995
Bu sözleşmede, çocuğun siyasi, sosyal, kültürel ve dini konularda yetiştirilmesi ile ilgili ebeveynlere geniş yetkiler tanımıştır. Ebeveynin talebine göre çocukla ilgilenilmesi şartları getirilmiştir.
1- 2.Madde: "1. Taraf Devletler, bu Sözleşmede yazılı olan hakları kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, kendilerinin, ana babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları, ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler..."
2- 4.Madde: "...Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakların uygulanması amacıyla gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar..." denilmektedir.
3- 13. Madde: "1. Çocuk, düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir ..." Denilmektedir.
4- 14.Madde: "1.Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler.
2. Taraf Devletler, ana-babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin; çocuğun yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında çocuğa yol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine, saygı gösterirler..."
5- 18.madde : "1. Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana-babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler. Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana-babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler her şeyden önce çocuğun yüksek yararını gözönünde tutarak hareket ederler..." denilmektedir.
6- 20.madde: "...çocuğun yetiştirilmesinde sürekliliğin korunmasına ve çocuğun etnik, dinsel, kültürel ve dil kimliğine gereken saygı gösterilecektir." Denilmektedir.
7- 29.madde: "1. Taraf Devletler çocuk eğitiminin aşağıdaki amaçlara yönelik olmasını kabul ederler; c) Çocuğun ana-babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı ve ya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesi;
d) Çocuğun, anlayışı, barış, hoşgörü, cinsler arası eşitlik ve ister etnik, ister ulusal, ister dini gruplardan, isterse yerli halktan olsun, tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla, özgür bir toplumda, yaşantıyı, sorumlulukla üstlenecek şekilde hazırlanması;.."
8- 30.madde: "Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların varolduğu Devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz." Denilmektedir.
9- Türkiye bu sözleşmeyi İhtirazi kayıt ile imzalamıştır. İtirazında: "Türkiye Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 17, 29 ve 30 uncu maddeleri hükümlerini T.C. Anayasası ve 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Anlaşması hükümlerine ve ruhuna uygun olarak yorumlama hakkını saklı tutmaktadır." Denilmektedir.
Lozan antlaşmasında Gayrimüslimlerden bahsedilmiş olup, etnik ve dil azınlıklarından bahsedilmemiştir. Ayrıca yukarıda yerli halklardan bahsedilmektedir. Ayrıca temel hak ve özgürlükler hakkındaki insan hakları ihlali oluşturacak ihtirazi kayıtlar, son yıllarda Uluslar arası camiada kabul görmeme - geçerli saymama eğilimine girmektedir.
D- İNSAN HAKLARINI VE ANA HÜRRİYETLERİNİ KORUMA SÖZLEŞMESİ
a- "Ayrımcılık yasağı" başlıklı 14.madde:
"İşbu Sözleşmede tanınan hak ve hürriyetlerden istifade keyfiyeti, bilhassa cins, ırk, renk, dil, din, siyasi veya diğer kanaatler, milli veya sosyal menşe, milli bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya her hangi diğer bir durum üzerine müesses hiçbir tefrike tabi olmaksızın sağlanmalıdır." Denilmektedir.
b- 9. Madde: " Düşünme, vicdan ve din özgürlüğü: 1. Her şahıs düşünme, vicdan ve din hürriyetine sahiptir. Bu hak din veya kanaat değiştirme, hürriyetini ve alenen veya hususi tarzda ibadet ve âyin veya öğretimini yapmak suretiyle tek başına veya toplu olarak dinini veya kanaatini izhar eylemek hürriyetini tazammun eder..." denilmektedir.
Müvekkil inandığı düşünce, dini değerleriyle Andımızın çeliştiğini, ideolojik kişiye and içme ile
Irk temelli söylemlere katılmadığını ifade etmektedir.Bu beyanlar ayrıca ayrımcılık yasağını ihlal etmektedir.
E- EKONOMİK, SOSYAL VE KÜLTÜREL HAKLARA İLİŞKİN ULUSLARARASI SÖZLEŞME RG Tarihi: 11.08.2003
13. madde: "1- Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, herkesin eğitim görme hakkına sahip olduğunu kabul ederler. Taraf Devletler, eğitimin, insanın kişiliğinin ve onur duygusunun tam olarak gelişmesine yönelik olacağı ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygıyı güçlendireceği hususunda mutabıktırlar. Taraf Devletler, ayrıca, eğitimin, herkesin özgür bir topluma etkin bir şekilde katılmasını sağlayacağı, tüm uluslar ve tüm ırksal, etnik ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu geliştireceği ve Birleşmiş Milletler'in barışın korunmasına yönelik faaliyetlerini güçlendireceği hususlarında mutabıktırlar....
3- Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, ana-babaların veya -bazı durumlarda- yasal yoldan tayin edilmiş velilerin çocukları için, kamu makamlarınca kurulmuş okulların dışında, Devletin koyduğu ya da onayladığı asgari eğitim standartlarına uygun diğer okulları seçme özgürlüğüne ve çocuklarına kendi inançlarına uygun dinsel ve ahlaki eğitim verme serbestliklerine saygı göstermekle yükümlüdürler." Denilmektedir.
YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMİ:
Dava konusu yönetmelik maddesinin yürürlükte bulunması nedeniyle, 2009- 2010 Eğitim- öğretim döneminde tüm çocuklar insan haklarına açıkça aykırı olan bu Andı her sabah içmek zorunda bırakılacaktır. Çocukların maddi ve manevi gelişimlerinde negatif etki devam edecektir. Maddenin açıkça Uluslar arası sözleşme hükümlerine aykırı olması ve telafisi güç, imkânsız zararlar oluşturmaya devam etmesinden dolayı yürütmenin durdurulmasını istemekteyiz.
Gerek müvekkil ve gerekse çocukları okulda her gün "Andımız" adlı metnin okutulmasında; gerçeğe aykırı ifadeler kullanılması ile ideolojik dayatmalardan dolayı manevi olarak rahatsız olmaktadırlar. İş bu nedenlerle dava açmak gerekmiştir.
HUKUKİ SEBEPLER : BM Çocuk Haklarına dair sözleşme, İHAS., BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel haklar sözleşmesi, Anayasa, İYUK, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği ve ilgili mevzuat hükümleri
DELİLLER : Bilirkişi incelemesi ve her türlü yasal delil.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda belirtilen nedenlerle;
1- İnsan haklarına aykırı olan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 12. maddesinin iptalini,
2- Yönetmelik maddesinin yürütmesinin durdurulmasını,
3- Yargılama giderleri ve ücreti vekâletin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten talep ederiz. 17.07.2009
Davacı Vekilleri