Basın Açıklamaları

Diyarbakır Şubeden 1 Eylül Barış Günü Açıklaması

MAZLUMDER Diyarbakır Şubesi Başkanı Av. Selahattin ÇOBAN, 1 Eylül Dünya Barış Günü münasebetiyle, "Kürt Açılımı" üzerine aşağıdaki açıklamayı yapmıştır.

KÜRT SORUNU, KALICI VE BARIŞÇIL BİR ÇÖZÜM İSTİYOR...

Yüzyılımızın ulusal sınırları aşarak uluslararası bir boyut kazanan sorunlardan birisi Kürt sorunudur. Türkiye'nin de en önemli ve en büyük sorunu olan Kürt sorunu, Türkiye'de demokrasinin pekişmesi ve geçerlilik kazanmasının, toplumsal uzlaşma ve barışın tesis edilmesinin önündeki en önemli engellerden birini oluşturmaktadır. Bununla birlikte, Kürt sorununun çözümü açısından tarihi bir dönemden geçiyoruz. Cumhuriyetle yaşıt olan hatta tarihi, daha öncesine kadar uzanan bu kronik sorunla ilgili olarak son günlerde yaşanan gelişmeleri, umutla ve dikkatle izliyoruz. Çünkü bugünlerde gündeme getirilen yaklaşımların, sorunun sağlıklı teşhisi yolunda atılmış ilk adımlar olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Kürt sorununu bir güvenlik sorunu olarak nitelendiren ve çözüm getirmediği halde yıllarca ısrarla sürdürülen yaklaşımın kısmen aşılmış olması, diyalog ve uzlaşı ile barışa doğru yol almada tarihi önemi haiz gelişmelerin yaşanmasına sebep olmakta ve barışa dair olan umutları arttırmaktadır.

Kürt sorunu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kürt yurttaşlarına, etnik ve kültürel kimliklerini ifade, koruma ve geliştirme hakkını tanımaması sorunudur. Kürt sorunu, bu yönüyle siyasi bir sorundur. Ancak Kürt sorunu, aynı zamanda mevcut anayasal sistemden kaynaklanan bir sorundur. Dolayısıyla kesin ve nihai çözümü de, sivil ve demokratik yeni bir anayasa ile mümkün olacaktır. Kürtlerin yurttaş olarak aidiyet duygularını geliştirmek için, Kürtlerin kimliklerinin tanınması, farklılıklarının korunması ve güvence altına alınması bir zorunluluktur.

Yıllarca sürdürülen ayrımcı politikalar nedeniyle Kürtlerde oluşmuş güvensizlik sorununun aşılabilmesi için devlet, geçmişte yaptıkları ile yüzleşmeli, Kürtlere yönelik asimilasyon politikalarına başvurmayacağını açıklamalıdır. Kürtlerin kendilerini birinci sınıf vatandaş olarak görebilmelerinin sağlanması, devletin öncelikleri içerisinde yer almalıdır. Bu nedenle, belki de sadece bu sorunun çözümünü amaçlayan KÜRT AÇILIMI ile yakalanan fırsat kaçırılmamalı, oluşmuş olan olumlu zemin kaybedilmemelidir. Bunun için gerekli somut adımlar atılmalı ve sürecin uzatılmamasına dikkat edilmelidir.

Türkiye, korkularından artık kurtulmak zorundadır. Kalıcı bir toplumsal barış ve uzlaşının sağlanmasında devlete düşen görev, Kürtlerin kimlik haklarını, kendi vatandaşlarının doğal hakkını teslim etme iradesiyle tanımak ve Türkiye'yi güven, huzur, barış ve istikrar içinde yaşanır bir ülke yapmak olmalıdır. Bu nedenle de, Kürt sorununun çözümü için muhatap aramaya gerek kalmaksızın, Kürt olduğunu ifade eden her vatandaş muhatap olarak kabul edilip, talep ve beklentileri ciddiyetle değerlendirmeli, insan hakları ve uluslararası hukuk temelinde hakları güvenceye kavuşturulmalıdır.

Kuşkusuz Kürt sorununun çözümü inançla, samimiyetle ve iyi niyetle gerçekleşebilecektir. Ancak bunun için, her şeyden önce, farklı kültürlerin/kimliklerin birlikte yaşamalarına yönelik inanç ve kararlılığı gündelik hayata aktaracak zengin pratiklere ihtiyaç bulunmaktadır. Bu pratikler; Kürt kimliğine tahammül göstermek, saygı ve hoşgörü kültürünü yaygınlaştırmak, etnik dışlama anlayışını terk etmek ve ayrımcılıktan uzak durmak, etnik kimliği kavga sebebi haline getirmemek ve anayasal üst kimliği kuşatıcı bir kimlik haline getirmektir. Bu zengin pratikler sayesinde, birlikte yaşama irademize yeniden ve güçlü bir biçimde geçerlilik kazandırabiliriz.

Bu çerçevede, Kürt sorunu etrafında son günlerde yaşanan gelişmeleri ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılıyoruz. Her şeyden önce, Başbakanın DTP eş başkanlarıyla görüşmesini, ardından İçişleri Bakanının DTP ziyaretini ve diğer birçok toplumsal kesimi kabul veya ziyaret etmesini, Kürt sorununun barışçıl bir zeminde çözümü açısından atılmış olumlu birer adım olmaları hasebiyle, ciddi gelişmeler olarak değerlendiriyoruz. Aynı şekilde, TRT Şeş adlı Kürtçe kanalın yayına başlamasını, yıllardır sürdürülen inkârcı politikaların terk edilmesinin ve devletin Kürt kimliğini dolaylı yoldan kabulünün sembolik bir adımı olması açısından önemli buluyoruz. Ancak yayınların devlet tekelinde tutulması, bir taraftan bu özgürlük alanının aşırı sınırlanması, diğer taraftan da değişimin devlet eliyle yürütülmesi gibi sakıncalar barındırmaktadır. Elbette demokratik hukuk devletlerinin, o ülkenin kültürel mirasını oluşturan yerel ve bölgesel dil ve lehçelerde kamu yayıncılığı yapmak gibi bir yükümlülükleri bulunmaktadır. Dahası, yıllarca inkâr ya da ihmal ederek gelişmelerini engellediği dil ve kültürlerin gelişimine katkıda bulunmak üzere pozitif ayrımcılık yapmak gibi sorumlulukları da vardır. Ancak tüm bunlara rağmen, devlete düşen asıl görev, anadilde yayın yapılmasının önündeki bütün engelleri kaldırmak ve bu hakkın kullanımını topluma bırakmak olmalıdır. Buna göre, isteyen istediği dilde ve lehçede, finansmanını kendi karşılamak kaydıyla serbest yayın yapabilmelidir.

Öte yandan, oluşmakta olan barış zeminini baltalayabilecek ve Kürt sorununun barışçıl zeminde çözümünü zora sokacak girişimlerin engellenmesi için her kesimin çaba göstermesi gerekmektedir. Şiddet ortamı, uzlaşma ve barış çabalarını sabote etmek isteyenlere uygun zemin oluşturacak ve barış girişimlerini sonuçsuz bırakacaktır. Bu nedenle, eylemsizlik ve çatışmasızlık ortamının devam ettirilmesi, bu süreçte hayati önemi haizdir. Bu sürecin sağlıklı yürüyebilmesi için ateşkesin uzatılması ve askeri operasyonların durdurulması gerekmektedir. Bu bağlamda, hiçbir çıkar ya da amaç şiddeti meşrulaştırmamalıdır. Her halükarda şiddete karşı çıkılmalı, nereden gelirse gelsin ve hangi "yüce" amaca dayanırsa dayansın, silahlı çözüm önerileri mahkûm edilmelidir.

Sayın İçişleri Bakanının "çözüm konusunda dünyaya örnek olacak bir Türkiye modeli de biz oluştururuz" açıklamasını önemsiyoruz. Bununla birlikte, dünyada etnik temelde yaşanmış çatışmalara son verilerek soruna barışçıl çözümler üretebilmiş örneklerin değerlendirilmesinin, Kürt sorununun kalıcı ve barışçıl yönde çözümü yolunda ufuk açıcı olabileceğini de unutmamak gerekmektedir. Kaldı ki, ulusal ve uluslararası koşullar da, bu sorunun çözümü için oldukça elverişlidir. Yeter ki, Kürt sorununun çözümü için gerekli samimiyet ile yeterli irade ve kararlılık olsun. Bu açıdan, hükümetin başlattığı açılım olumlu ve iyi bir düzeyde seyrederken iki muhalefet partisinin kışkırtıcı, şiddet ve savaş dilini onaylayıcı, toplumun bir kısmını dışlayıcı, barış ve diyalog kapılarını kapatan, uzlaşmadan uzak tutumlarını kabul edilemez buluyor ve kınıyoruz. Aynı şekilde, yıllardan beri, sorunu bir güvenlik sorununa indirgeyen ve silahla, askeri tedbirlerle çözmeye çalışan ama artık kendileri de sorunun bu yöntemlerle çözülemeyeceğinin farkında olan askerlerin de, eski alışkanlıklarını terk etmesini ve siyasi gündeme ilişkin görüşlerini, sadece ilgili yerlerde, sorumlu oldukları kişi ve kurumlara açıklamalarını bekliyoruz.

Kürt sorununun kalıcı ve barışçı temelde bir çözüme kavuşturulması amacıyla bir program yapılmalı ve bazılarını aşağıda sıralayacağımız çalışmalar bir an önce başlatılmalıdır:

1- Bölgeye yönelik sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve psikolojik bir rehabilitasyon planı hazırlanmalıdır. Bölgenin her yönü ile geri kalmışlığının aşılması doğrultusunda somut ve gerçekçi adımlar atılmalıdır. Ayrıca yerel yönetimleri güçlendiren yeni bir reform yapılmalıdır.

2- Sivil, eşitlikçi ve insan haklarına dayalı bir anayasa hazırlanmalıdır. Farklı kimliklerin önündeki anayasal ve yasal engeller kaldırılmalıdır. İfade ve örgütlenme özgürlüklerini de kapsayan negatif hakların kullanımı güvenceye kavuşturulmalıdır.

3- Kürtçenin önündeki tüm hukuksal ve bürokratik engeller kaldırılmalıdır. Anadili Kürtçe olan Kürtlerin en doğal insan hakları olan kendi anadillerinde eğitim ve öğretim hakkı tanınmalı, kamusal hizmetin niteliği gereği Kürtçenin eğitim, sağlık, adalet gibi alanlarda kullanımı için gerekli altyapı oluşturulmalı; Kürt dilinin ve kültürünün araştırılması ve geliştirilmesinin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.

4- Yerleşim merkezlerinin ve yöre isimlerinin yasaklanan eski isimleri tekrar iade edilmelidir.

5- Eğitim kurumlarındaki müfredat ve ders kitapları, ayrımcılık çağrıştıran ve sadece bir etnik unsura vurgu yapan ifadelerden arındırılmalıdır.

6- Kişiliksizleştirme ve teslim alma amaçlı pişmanlık yasalarından vazgeçilmeli; daha kabul edilebilir kapsamlı ve gerçekçi yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

7- Dağlardaki PKK militanlarının durumunun konuşulduğu bugünlerde, özellikle bölgedeki cezaevlerini dolduran ve "terör örgütüne üye olmak" suçlamasıyla yargılanan binlerce "çocuk"un topluma kazandırılması için gerekli yasal düzenlemeler ve değişiklikler yapılmalıdır.

8- Koruculuk tamamen kaldırılarak, korucular güvenlik dışında başka alanlarda istihdam edilmelidir. Suç işleyen görevliler cezalandırılmalı, mahkemelerin adil karar alabilmesi için gerekli şartlar oluşturulmalıdır.

9- Köye dönüşün önündeki tüm hukuki ve fiili engeller kaldırılmalı, gerekli altyapı devlet tarafından sağlanmalıdır. "Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun"daki olumsuzluklar düzeltilmelidir. Zorunlu göç ve diğer uygulamaların yarattığı elem, acı ve diğer manevi zararlar tazmin kapsamına alınmalıdır.

10- Siyasi Partiler Yasasındaki örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan (barajlar, baskılar ve benzeri nedenlerle yaşanan) siyasal temsil sorununa adil bir çözüm bulunmalıdır; Kürt vatandaşların kendi kimlikleriyle siyaset yapabilmelerinin ve örgütlenebilmelerinin önü açılmalıdır.

Kürtler, devletin kendi kimliklerini kabullendiğini, kendi kültürlerinin bu toplumu oluşturan ana unsurlardan birisi olduğunu gördükleri zaman, kendilerini ülkelerinde hissedecekler ve birinci sınıf vatandaş olmanın mutluluğu içinde yaşamlarını sürdürebileceklerdir. Şüphesiz bu şekilde oluşan birliktelik çok daha sağlam ve kalıcı olacaktır.

Sonuç olarak, Kürt sorunu çok boyutlu, karmaşık bir insan hakları sorunudur, bir demokrasiden yoksunluk sorunudur. Çözüm de bu değerlerin geliştirilip güvenceye alınmasında aranmalıdır.

MAZLUMDER Diyarbakır Şube Başkanı
Av. Selahattin ÇOBAN