Basın Açıklamaları

DİYARBAKIR ŞUBE: KÜÇÜK CEYLAN 8 MARTIN NERESİNDE?

8 Mart Dünya kadınlar günü münasebetiyle MAZLUMDER Diyarbakır Şube yöneticisi Seher Akçınar BAYAR bir açıklama yapmıştır.

İhlallerin ardının arkasının kesilmediği ülkelerden biri olarak yine 8 Mart vesilesi ile Kadın Haklarına yönelik ihlalleri konuşuyoruz. Söyledikleri ya da yaptıklarından dolayı değil sırf kadın oldukları için baskıya uğrayan, şiddete maruz kalan, hak ve özgürlükleri kısıtlanan kadınlar... Tarih boyunca dünyanın birçok yerinde sırf dilinden, dininden, etnik kimliğinden, derisinin renginden dolayı baskı ve ayrımcılığa maruz kalan kadınlar...Berdel, borca karşılık başlık parası, cinsel istismar, gözaltında işkence, siyasal temsilsizlik, din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, öğrenim özgürlüğü, kişilik haklarını çiğneme, ayrımcılığa uğrama, istihdamsızlık, erkek egemen bakış açısı ve zorunlu göç gibi nedenlerle mağdur edilmişlerdir. Töre ve namus cinayetleri adı altında zorla intihara sürüklenen ve yaşam hakkı elinden alınan kadınlar. Sahada emek sarf eden ancak temsil yetkisine sahip olmayan, görülmeyen başı örtülü, başı açık kadınlar...

Bilindiği gibi Türkiye'de kadınlar 1935'te seçme ve seçilme hakkı kazandılar. Ancak siyasette kadın sayısı oldukça azdır. İnsan ırkının yarısının diğer yarısı tarafından devlet yönetimine her türlü katılımdan uzak tutulması, soyut ilkeler açısından bakıldığında açıklanması imkânsız bir siyasal olgudur. Bu çerçevede kadınları gören yerel politikaların üretilmesi elzemdir. Yine aynı şekilde şiddete maruz kalmış kadınlar için Başbakanlık Genelgesi ve Ceza Kanunu'nun 456 ve 457 sayılı maddedeki uygulamadan kaynaklanan problemler giderilmelidir. Sığınma ve Konuk Evlerine dair geliştirilen Belediye Kanunu'nun 5393. maddesi ve 4320 sayılı Aileyi Koruma Yasası'ndaki yetersizlikler giderilmelidir. Kadınların hukuksal alandaki mücadelelerinde, onları savunabilecek ücretsiz avukatlık hizmetlerinin, sivil kadın kuruluşları ve barolar tarafından yeterli düzeyde olması sağlanmalıdır. Yasalarda Kadın Hakları ile ilgili somut ifadeler olmalı, uygulayıcılara hizmet içi eğitim verilmelidir. Medyanın ataerkil yayınları da bir an evvel durdurulmalıdır. Ve yaklaşık 3 aydır devam eden tekel kadın işçilerinin eylemleri... Hükümet bu konuda gereken düzenlemeleri bir an evvel yapmalıdır.

Devlet şiddetine maruz kalan kadın aile içi şiddeti tanımlayamıyor bile. Bunlardan biri olan başörtüsü yasağı hala devam ediyor. Başta eğitim, çalışma hakkı, sivil ve siyasal haklar olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerini kullanmaları devlet tarafından engelleniyor. İkna odaları adı altında hakkından vazgeçirme çalışmaları yapıldı. En vahimi bu yasak kadınların kendi aralarında ötekini yaratarak, toplumsal kamplaşmaları beraberinde getiriyor. Birkaç gün önce yaşanan çarşaf parçalama eylemi bu durumun en bariz örneklerindendir. Kadınlara çağrımız ise etnik kökeni, siyasi görüşü ne olursa olsun emekte, hak ve özgürlükte bir araya geliniz.

Kadınların hak ihlallerine uğradıkları alanlar şüphesiz ülke genelinde yaşanan sorunlardan bağımsız değildir. Bu çerçevede en çok savaşlar, krizler ve otoriter rejimlerin olduğu zamanlarda ihlaller hat safhadadırlar. Bölgede yaşanan çatışmalı süreç ve Kürt sorununun çözümsüzlüğü bölge kadınlarını derinden etkilemektedir. 76 yaşındaki Adile Ortaç ninenin başına gelenler bunun en bariz örneklerinden sadece bir tanesidir. 2009 yılında hakkında katıldığı bir gösteri nedeniyle "örgüt propagandası" yaptığı gerekçesiyle kendisine Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 1 yıl hapis cezası verilmiştir. Kürt kadını olarak kimliği tanınmayan bir halkın kimliksizleri olan kadınlar... Son süreçteki tutuklamalar, gözaltılar ve şu anda cezaevinde yer alan yüzlerce TMK mağduru çocuklar, kız çocukları. Buradan yetkili mercilere sesleniyoruz; Küçük bir kız çocuğu yasal bir havan topu ile parçalanınca bu ülkeye dair endişeleriniz katmerleşmiyor mu? Ve bu ülkenin insanları! Hala kız çocuklarımıza paramparça bir ölümü hak gördüğümüz gerçeği vicdanlarınızı sızlatmıyor mu? Son isteği makarna olup havan topu ile parçalanan küçük bir kızın olduğu bir ülkede kadın haklarının neresindeyiz? Kadın haklarından söz etmek için Lice'de Ceylanının parçalanmış vücudunu gözyaşları içerisinde toplayan daha kaç anne armağan etmeliyiz bu ülkenin tarihine? Aşiretlerin başına geçip onlar için barışın simgesi olan Halepçeli Adile Xanım, Nehrili Meryem Xanım, Kafuruşi aşiretinden Pura Halim ve daha niceleri... Dilok'lara, bêlête'lere, lorî'lere, ninnilere şimdilerde ağıtlar karıştı.

MAZLUMDER olarak diyoruz ki; Eşit haklara sahip olmamayı üreten yapıların bütününü görmeye, anlamaya ve bunları değiştirebilecek araçlar geliştirmeye ihtiyacımız var. Yasalardaki pürüzlerin giderilmesi ve yasaların hayata geçirilmesi için bir an önce önlem alınmalıdır. Bu haksızlıkları önlemek ve ortadan kaldırmakta devletin sorumluluğu asla mevzuatla sınırlı değildir. Devlet Kadın Haklarını güvence altına almakla yetinmemeli hakların yaşanılır olmasını da sağlamalıdır. CEDAW gibi Uluslararası Kadın Hakları Sözleşmeleri'ni tanımalıdır. Sivil anayasanın konuşulduğu şu günlerde 1982 anayasası rafa kaldırılarak, toplumun bütün katmanlarının, ortak paydasında buluşabilecekleri, özgürlükçü ve özgürlükleri teminat altına alan ama'ları olmayan sivil bir anayasayı yaparak kadınıyla erkeğiyle toplumsal barışın önünü açmalıdır.

SEHER AKÇINAR BAYAR

MAZLUMDER DİYARBAKIR ŞUBE YÖNETİCİSİ