Memlekette yaşayanlar bilir, yada memleketi yaşayanlar; Kürtlerin hayatı hep çok ucuz oldu o güzelim cennet coğrafyada. Hem sadece Kürtlerin mi? Alevi olmak da mesele, Ermeni olmak da, kadın olmak ya da; çocuk olmak. Kendi hayatınıza dair bir söz, bir duruş hakkına sahip olmayı istemek memleketi yangın yerine çevirebilir pekâlâ. Bu yüzden işte, bizim memlekette hayat hiç yeşermez 38'den beri...
Memleket hala cennet değil sevgili dostlar;
Dünyanın bize bahşedilmiş bu kültürler coğrafyasında nefesimiz daralıyor, hayatın nabzı düşüyor. Dillere, inançlara, kadına, doğaya yöneltilen öfke dinmiyor çünkü. Hayat kutsanamıyor, ölüm durmadan yüceltildiği için. Farklılıklara yöneltilen hoşgörüsüzlük halen ülkemin en korkunç kâbusu gibi yeni bir güne uyanmamızı engelliyor. Dersimde 70 yıl önce yaşananları konuşuyoruz diye bizlere öfkelenenler hadi diyelim geçmişiyle yüzleşmekten korkuyorlar. Ya bugün? Ya şimdi? Ya şu an?..
Munzurun o muhteşem doğasını yok edecek, Hasenkeyf gibi bir tarihi boğacak-yutacak barajlara ne demeli öyleyse? Cezaevinde Kürtçe konuşmayı, dışarı da Kürtçe gazeteyi yasaklamayı da konuşmayalım. İnançlara ve düşüncelere özgürlüğü de sorun etmeyelim. Demokratik haklar ve toplumsal barıştan da söz etmeyelim!. Ormanların yakılmasından, köylerin yeniden boşaltılmaya kalkışılmasından, işkencede ölümlerden, DTP'nin kapatılmasından, operasyonlardan da habersiz yaşayalım. İyi de, geriye bir hayat kalır mı sevgili dostlar?
Geçmişimizle yüzleşemezsek, bugünle hesaplaşmazsak, geleceğimizi güven ve mutluluk, özgürlük ve eşitlik içinde nasıl yaratabiliriz? İsyanları, bastırmaları, yine isyanları yine bastırmaları konuşmazsak, şimdinin hak aramasına nasıl doğru bakacağız?
Kürtler isyan edip haklarını arasa 'terörist' oluyorlar. Aramasa, o lanetli kaderine buyun eğse, çok daha acı sonuçlar oluşuyor. Tarihin bu en eski, en emekçi halkına dayatılan ve hiçbir ahlaki, felsefi, insani kriterle bağdaşmayan bu acımasız statüyü, bu kapana kısılmışlık halini nasıl izah edeceğiz? Üzülerek belirtmeliyim ki, Kürt olgusu en ileri medeniyeti kurmuş Avrupalılar tarafından bile layıkıyla değerlendirilememektedir. En basit haklardan yoksun olduğumuz halde, en demokratik mücadelemiz bile ideolojik-politik önyargılarla değerlendirilmekten kendini kurtaramamıştır. Kürt sorunu etrafında yaşanan büyük acılar ve trajedilerin bu inkârcı yaklaşımla ilişkisi görmezden gelinemez. Onyıllarca yok sayıldık, binlerce kez öldük, toprağımızdan sürgün edildik; yetmedi dilimiz yasaklandı, isimlerimiz değiştirildi, hiçbir hak ve hukuka reva görülmedik. Kültürel ve kimliksel haklarımızı isteyince de, üzerimizden ordular geçti.. dersim, bu kızılca kıyametin son cehennemidir.
Zamanın cumhurbaşkanı ve isyanın bastırılması emrini veren İsmet İnönü de demişti 8 yıl evvelden, 'Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur'
Ağrı isyanından sonra edilmiş bu sözleri Adalet Bakanı Mahmut Eesat Bozkurt tamamlamıştı �'Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!'
Ve ne yazık ki sevgili dostlar; 70 yıldan sonra birileri hâlâ farklılıklara hayat hakkı tanımayan o tekçil, o faşizan zihniyetin sürdürülmesi gerektiğine inanıyor. 'ya sev ya terk et' diyen bir dayatmanın baskısı altında farklılığımızı, kimliğimizi korumanın mücadelesini sürdürüyoruz ve inanın bana ülkemizde geleceğe dair, birlikte eşit-özgür yurttaşlık hukuku içinde yaşamaya dair kaygılarımız gittikçe çoğalıyor. Çünkü politik, sosyal ve kültürel hayatımızın ana eksenindeki Kürt sorununu ancak kanla, savaşla, ölme ve öldürmeyle çözülebileceğine dair o kıyıcı inanç, o devletçi tutum, o iktidarcı ideoloji varlığını koruyor ve topluma hükmediyor. Sakarya'da, Altınova da Kürtlere yönelik geliştirilen linçin, ülkenin her karış toprağında yapılan ayrımcılığın, yasağın ve baskının zemini ve nedeni de bundan başkası değildir.
Dersim isyanı ve sonrasında yaşanan o büyük kıyımı bugün burada tartışıyor olmak kimseleri, özellikle de Türkiye devletini telaşlandırmamalıydı. Acıların sömürüsünü yapmak gibi affedilmez bir etik suç işlemiyoruz. Teşhir etmiyoruz, hesap sormuyoruz. Hatta öfkemizi kabartıp suçlamıyoruz da! Tarih hükmünü çoktan vermiştir zaten! Ama bugün de isyan halinde olan Kürtlerin belleğinde halen dipdiri yaşayan bu olayın çağrıştırdığı ezilmişliğin, uğramış oldukları zulmün sorumluluğunu bir özeleştiriyle, bir özürle vermek sizce de yüceltici, saygın bir davranış olmayacak mıdır?
Kürt realitesini tanıyoruz dediler. Devlet geçmişte hata yaptı dediler. Ne oldu peki sevgili dostlar?
Dikkatle dinleyin lütfen: Kürt realitesine karşı aynı hataları işlemeyi sürdürdüler. Zulüm sürüyor. Herkes seyrediyor. Yok edici karakter değişmedi.
Yıl 2008''in sonları; halen Kürtçe isimler yasak, anadilde eğitim uygulanmıyor, Kürt kimliği kabul edilmiyor, bir TV'miz bile yok. Kürt kültürünün yaşatılmasına imkân tanınmıyor. Linç kültürü tahrik ve teşvik ediliyor. Soruyorum şimdi; Dersim'in ne kadar ötesindeyiz?
Ve cevaplıyorum: Kürtlere, bunca kırıma-kıyıma rağmen hayatta kalmış olmanın bedeli ödetiliyor!
Sevgili dostlar, değerli katılımcılar;
Toplum olarak nasıl bu hale geldiğimizi-getirildiğimizi anlayabilmek için geçmişimizin hatalarıyla yüzleşmek zorundayız. Binlerce ölü ve yağmalanmış coğrafya üstüne aydınlık ve çağdaş, halklara ait bir ülkeyi, demokratik bir Türkiye'yi kurmak mümkün mü? Biz ne kadar kulaklarımızı tıkayıp, gözlerimizi kapasak ta geçmişteki o büyük acılar kâbusumuz olup kalbimizin ve belleğimizin derininde sızlayacaklar.
Kendimizle, kendimizden olmayanla, ötekiyle, farklı olanımızla barışmak zorundayız. Geçmişimizle yüzleşmek, geleceği kurmak adına özeleştirilerde bulunmak durumundayız. Tarihi meseleleri bugünü anlamak için konuşuyorsak eğer, ülkemizin bir kürt meselesi olduğunu kabül etmek ve demokratik çözümünü bulmak zorundayız. İsyan ve inkar dönemini bitirip Cumhuriyeti birlikte kuran halklarımızın demokrasisini, yani demokratik cumhuriyeti kurmak zorundayız!
Kardeşlik hakkımızı istiyoruz sevgili dostlar; eşit ve özgür hukukumuzu, kültürel varlığımıza saygıyı, dilimizi, kimliğimizi istiyoruz. Ne azı ne fazlası; bir toplum, bir halk onuruyla nasıl yaşayacaksa, sadece onu istiyoruz. İsyanımız tarihimizin yok edilmesine, kimliğimizin-dilimizin-kültürümüzün aşağılanmasınadır. Seyit rıza'nın çocukları olarak, onun idam sehpasında söylediğini 70 yıl sonra öldürmelere, tutuklamalara, boynumuzdaki urgana aldırmadan, onurlu barışını arayan Kürtler olarak bir kez daha söylüyoruz:
'günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir!'
Hepinizi saygıyla selamlıyorum...
Aysel TUĞLUK
DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk'un AP'de düzenlenen Dersim konferansında yaptığı konuşmadır
GundemOnline