Basın Açıklamaları

Demokratik Açılım...

Ak parti hükümetinin başlattığı, Cumhurbaşkanı Sn Abdullah Gül ' ün desteklediği, çok belirgin vaadleri olmamasına rağmen kamuoyunda yaygın destek bulan bir söylemle demokratik açılım adı altında genel olarak etnik ayrımcılıkla ilgili düzenlemeler içeren bir süreci yaşamaktayız.

Bu sürecin en belirgin özelliği, kesin hedeflerinin olmaması, demokratik hakların iadesi gibi genel kavramlarla yola çıkılmış olmasıdır. Bu genel kavramlarla yola çıkılma hadisesi bizce çok isabetli olmuş, kamuoyunda en geniş mutabakat zemininin oluşmasına yardımcı olmuştur. Etnik temelli, daha çok Kürt sorununu içine alan ve güneydoğu sorunu diye de dillendirilen bu süreç, bazı demokratik hakların kamuoyunda tartışılma sürecini başlatmıştır. Yıllardır gerilen bu sorun, herkesin içinde biriktirdiğini ifade ederek kısa vadede toplumu biraz germekte, fakat uzun vadede içimizdekileri dışarı attığımız için rahatlama sağlamaktadır.

Bu süreç , sonuç olarak ayrımcılık meselesinin etnik boyutuna çözüm olacaksa ne pahasına olursa olsun "ifade özgürlüğü" garanti altına alınarak devam ettirilmesi gerekmektedir. Şiddet içermeyen her söylem dillendirilebilmelidir. Hatta şiddet içermediği sürece "ben ayrı devlet istiyorum" ifadesi dahi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti yüz yıla yakın geçmişi içerisinde ayrımcılıkla ilgili bazı kötü örnekler vermiştir. Dini ayrımcılığı bir tarafa bırakırsak etnik olarak özellikle güneydoğuda derin bir sorunun oluşmasına sebep olmuştur. Çözüm gayet basittir. Herkesin ifade özgürlüğü sonuna kadar sağlamak. Her etnik kimlik mensubu gibi kürt vatandaşlar da kendi kimliğini istediği gibi ifade edebilmelidir. Kendini mağdur hissettirecek uygulamalar sona erdirilmelidir.

Yaşanılan süreçler göz önüne alındığında "ergenekon terör örgütü" ile güneydoğu sorununun bağlantısının olduğu izlenimi kamuoyunu meşgul etmiştir. Bu itibarla mazlumder olarak ergenekon davasını önemsiyoruz ve varsa kirli bağlantıların açığa çıkarılmasını arzu ediyoruz. Hiç bir insanın ya da devlet görevlisinin hukukun üstünde olmaması sağlanarak hukuk devletinin yolu genişletilmelidir.

MAZLUMDER olarak hak ve özgürlükler alanında her türlü açılıma destek vermekteyiz. Sürecin siyasi rantını kovalayanları kınıyor, her şeye rağmen bölge insanının insanca yaşama zeminine kavuşmasının zorunluluğuna inanıyoruz.

Bu projenin dış kaynaklı olduğunu söyleyenler de kamuoyunu gereksiz yere meşgul etmektedir. Türkiye vatandaşlarının özgürleşmesi, kendini istediği gibi ifade edebilmesi, herkesin ülkede kendini birinci sınıf bir vatandaş olarak hissetmesi sadece vatandaşlarımızın ülke ile olan bağlarını kuvvetlendirir. Bizi daha güçlü bir ülke yapar.

Gündemde olan bir diğer konu da Sivil Anayasa çalışmasıdır. Ayrımcılığın (etnik ya da dini) suç sayılması gerektiği açık bir şekilde anayasa ve kanunlarımıza girerek teminat altına alınması gerekir. Bu meyanda sivil anayasadan beklentimiz de bu teminatı sağlamasıdır. Ders kitaplarından ayrımcılığı besleyen ifadelerin kaldırılması da diğer önemli bir konudur. Hatta "İNSAN HAKLARI BİLİNCİ" dersleri okullarda okutulmalıdır. Haklarının neler olduğu, ayrımcılık veya haksızlığa uğradığında nasıl davranması gerektiği hangi hukuki yollara başvurabileceği ders olarak okutulmalıdır. Böylece herhangi bir şekilde insan hakkı ihlaline uğrayan, ayrımcılığa maruz kalan bir birey ilk çözüm olarak şiddete başvurmaz yasalara güvenerek ve ona dayanarak hakkını savunur. Bu davranış aslında varmamız gereken yeri gösterir. Hukuk devleti...

Anlaşılıyor ki siyasi irade bu konuda kararlı. Biz de MAZLUMDER olarak süreci takip etmekteyiz. Söylenen ve yapılanlara olumlu bakmaktayız. Bu sürecin yukarıda da değindiğimiz gibi tüm ayrımcılıkları kaldıracak şekilde kuşatıcı olmasını istiyoruz. Başörtüsü zülmü ile özetlenen dini ayrımcılığa maruz bırakılan büyük bir kitle de gelişmeleri bu hassasiyetle ve büyük bir sabır göstererek izlemektedir....

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

TURGAY ETÇİBAŞI

MAZLUMDER SAKARYA ŞUBE BAŞKANI